|
Göç Göç Olmuş, Göçler Yola Dizilmiş…
Daha ne zaman bu güzel kentimizin refah düzeyi yükselecek? Ne zaman bu güzelim insanların yüzü gülecek? Yüreği vatan aşkıyla çarpan, bir Atatürk Barajı uğruna 83 yerleşim birimini gözünü bile kırpmadan feda eden, ancak karşılığında ödüllendirilmesi gerekirken aksine yoksulluğun, fakrı zaruretin pençesine düşürülmeye mahkûm edilen bu mazlum insanlar ne zaman ırgat olmaktan kurtulacaklar? Irgat kürkünü giymek, ırgat kent adını almak zorunda mıdır bu “ Saf Anadolu insanları? ” Dün öğleden sonra temiz bir hava teneffüs etmek ve dinlenmek amacıyla gittiğim Demokrasi Parkı’nda oturuyorken, minibüsler dolusu insanlarımızın kayısı toplamak için Malatya’ya doğru yol aldıklarını görünce ne kadar üzüldüğümü bir Allah’ım, birde ben bilirim!!! Manzarayı görünce yüreğim burkuldu, göz pınarlarım doldu, ağlamamak için kendimi ne kadar tuttuysam da beceremedim... Kendi kendime ya Rabbim, bu memleketin kaderi bu mu, diye mırıldanmaya başladım. Ne zaman ırgat olmaktan kurtulacak bu insanlar? Herhalde Adıyamanlının anlına yazılmamıştır bu kader? Yaz aylarında çevre illerin hasadını toplamak, biçmek için ilimizde yollara düşen bu göçün durdurulması yönünde çaba sarf edecek, fedakârlıkta bulunabilecek bir yiğit aranıyor, yok mu bulan? Ahhhhhh, peş peşe dizilmiş minibüsler, hepsi de tıklım tıklım doldurulmuş ve yola düşmüş gidiyorlardı! Sanmayın ki bunlar düğüne falan gidiyorlar, bildiğiniz gibi amele bunlar amale… Bu manzaranın yaşatılmasında etkili olanlar, hamuruna maya katanlar utansınlar! Hani türkücü Burhan Çaçan’ın, “ Göç göç oldu, göçler yola dizildi… ” şeklinde duygu yüklü bir parçası var ya, okuduğunda ise nasıl ki insan hüzünlenir, bizimkilerde aynen o şekilde göç göç olmuş, Malatya’ya doğru yola dizilmiş gidiyorlardı! Adıyaman’ın ekonomisini canlı tutan varımız yoğumuz bir tütünümüz vardı, onu da bu insanlara reva gördüler. Tütünümüz varken ekonomimiz çok canlıydı. Köylüden, kentliye herkes yararlanıyordu ve herkesinde yüzü gülüyordu. İnsanlarımızın refah düzeyi günden güne yükseliyordu. Irgat cümlesinin ne olduğunu bile bilmezlerdi. Herkes kendi işini yapıyor ve de kendi memleketinde, kendi köyünde, kendi evinde, kendi kapısının önünde çalışıyor, çabalıyor hayatını idame ediyordu. Ancak, ne acıdır ki, bunu Necip millete çok gördüler. Uluslararası tefeci kuruluş olan “ IMF ” vakti zamanda ülkemizde bazı makam ve mevkilerde bulunan zatı muhteremlere tütüne kota getirime noktasında dayatmalarda bulunarak, yok etmelerini emrettiler ve emirlerine amade bazı etkili ve yetkililer ise, siyasi hayatlarına mal olma pahasına da olsa bunu yaptılar. Yapınca ne oldu? İşte manzara göz önünde, göç göç olup yollara düşmemek elde değil… Bugün kayısı toplamak için Malatya’ya, yarın Fındık toplamak için Karadeniz Bölgesi’ne, daha sonra şekerpancarı toplamak için İç Anadolu’ya, akabinde pamuk toplamak için Adana’ya, Kahramanmaraş’a ve Harran Ovasına göç edecekler. Adıyamanlımın bu kaderi elbette değişmeli… Tabi ki değişmenin yolu da çabalamak ve gayret etmekten geçer. Hani derler ya “ Ağlamayan bebeğe mama verilmez ” Artık Adıyamanlımın da bundan böyle ağlaması lazım diye düşünüyorum. Zira ağlarken de, birilerine hıçkırıklarını duyurmalılar… Hem de öyle ağlamalılar ki, yetkili kurumlar seslerini duymalı ve bunu yaparken de sadece bir kere değil, hiç durmaksızın yapmak lazım. Çünkü “ Kayaları aşındıran dalgaların büyüklüğü değil, sürekliliğidir. ” Bilesiniz ki birileri ağlayan sesinize elbette kulak verecek ve duyarlı davranacaktır. Şairin dediği gibi, “ Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya, yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya ” elbette gün gelecek Adıyamanlımda ayağa kalkacaktır…
Bilal KARADAĞ |



