SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Web Stats
Yazı Karakteri Boyutu:
   
BUDA TEDAŞ’IN ADALETİ
15 Haziran 2008 Pazar 18:19
Haberdeki iddiaya göre elektrik ücretini ödemeyen vatandaşlar arasında ayırım yapıldığını, borç nedeniyle yoksulların elektriği alel acele kesilirken...
BUDA TEDAŞ’IN ADALETİ
 

Gazetemizin 13 Haziran Cuma günkü sayısında “ Vatandaş TEDAŞ’ın adaletli davranmasını istiyor ” başlıklı haber oldukça dikkat çekiciydi. Haberin detayında,  vatandaşların TEDAŞ İşletme Müdürlüğü’nün elektrik ücretinin ödemesinin gecikmesi nedeniyle elektrik kesme konusundaki taraflı tutumundan huzursuz olduklarına vurgu yapılmıştı.

Haberdeki iddiaya göre elektrik ücretini ödemeyen vatandaşlar arasında ayırım yapıldığını, borç nedeniyle yoksulların elektriği alel acele kesilirken, varlıklı kişilere gelince toleranslı davranıldığının altı çizilmişti.

TEDAŞ’ın mükelleflerinden alacağı varsa elbette bir şekilde tahsil etmelidir. Ancak tahsil yaparken adalet ölçüsüne uymazsa işte o vakit işler değişir. Mutlak anlamda adalet ölçüsüne riayet edilmeli, bu kural toplumun geneli için geçerli olmalı ve olmazsa olmazlarından olmalıdır. Aksi halde adalet terazisi bozulacak olursa toplumda terör, kargaşa, kavga ve kaos ortamı oluşur! Kısacası, “ Adaletsiz bir memleket güneşsiz bir dünyaya benzer. ”

Söz adaletten açılmışken, dilerseniz bir zamanlar İran kralı olan ve asırlarca dünyaya nam salan Nuşirevan’ın adaletine bir göz atalım, atalımda adalet neymiş ve nasıl bir hasletmiş beynimize kazınsın bakim!

Vakti zamanda Hazreti Ömer ve Sa’d İbni Vakkas Hazretleri, İran’a at satmaya gitmişlerdi. İran’a vardıkları zaman şehrin girişinde cirit oynayan bir kısım genç görüp seyre dalmışlar. Bir ara yabancıların kendilerini seyretmekte olduğunun farkına varan gençlerden birisi yanlarına gelip Bedeviler gibi sözlerle hakaret ettikten sonra, satmak için getirdikleri ve üzerine bindikleri Arap atlarını ellerinden zorla alırlar.

Hazreti Ömer ve Sa’d İbni Ebi Vakkas Hazretleri ticaret maksadıyla gittikleri şehre üzüntülü bir vaziyette girmişler! Yanlarında yiyecek bir şeyleri olmadığı gibi paraları da kalmamıştı. Aç ve susuz bir şekilde akşam olmasını beklemişler. Akşam olunca da bir hana varmışlar. Kapıdan girer girmez hancı, misafirlerin yabancı olduğunu ve üzüntülü olduklarını anlamış ve neden üzüntülü olduklarını sormuş. Hazreti Ömer arkadaşına göre daha çok üzüntülüymüş ve hiç konuşmamış. İbni Vakkas Hazretleri ise, başından geçenleri hancıya dert yanarak anlatır. Hancı misafirlerini dinledikten sonra:

-Siz kederlenmeyin, bizim hükümdarımız son derece adildir. Ya atlarınızı buldurur yahut bedelini tazmin eder. Sizin anlattığınıza göre elinizden atları alan hükümdarın kendi oğludur. Ama o mutlaka bu meseleyi halleder, diyerek teselli verdikten sonra:

-Her sabah hükümdarımız pazar yerinde halkın önünden geçer ve halk ona dert ve dileklerini bildirirler. O da ne icap ediyorsa hemen yapar. Siz sabahleyin hemen pazaryerine gidin vaziyeti anlatın demiş.

Sabah, Hazreti Ömer ve arkadaşı pazaryerine çıkıp hükümdarı beklemeye başlarken,  biraz sonra hükümdar yanında tercümanları olduğu halde gelmiş. Herkes nesi varsa açık açık söylemiş. O da gerekeni hemen orada yapıyor veya yapılmasını emrediyormuş. Sıra Hz. Ömer ve İbni Vakkas’a gelince, onlarda başlarından geçenleri anlatmışlar, ayrıca atlarının bulunup geri verilmesini dilemişler.

Hükümdar bunları dinleyince yüzü çok asılır ve üzüntülü olduğu her halinden belli olur. Mağdur olan misafirlere bir kese altın verir ve atlarının da bulunacağını söyler. Tabii hükümdar tercüman vasıtası ile mağdurlarla konuşmuş, tercüman ise atı alanların hükümdarın oğlu olduğunu söylememiş.

Hazreti Ömer ve Ebu Vakkas Hazretleri yine akşam kaldıkları hana geri dönerler. Bu sefer yanlarında paraları da var, karınları da toktu. Hancının parasını verirler, o gece de orada kalıp sabahleyin yola çıkmayı düşünürler. Hancı ne olduğunu sorar. Onlar ise hükümdarla görüştüklerini ve atlarını bulacağını söylerler. O sırada Hancı birden öfkelenir ve:

-Demek kendi oğlu olduğu zaman iş değişiyor, der. Derken sabah olur bu sefer hükümdarın karşısına hancı çıkıp:

-Hükümdarım, suçu işleyen başkası olur ceza verirler de, sizin oğlunuz olursa cezasız kalır öyle mi? der!

Hükümdar Nuşirevan, bunu duyunca rengi değişir ve çok sinirlendiği her halinden belli olur. Hükümdar:

-At sahipleri yarın şehri terk etsinler... Fakat biri şehrin kuzey, biri güney kapısından çıksın der.

Sabah olunca, atların değerinden fazla para verilir. Hazreti Ömer ve Ebu Vakkas Hazretleri şehri terk ederlerken bir de ne görsünler, şehrin bir kapısına atı alan genç, diğer kapısına ise hükümdara yanlış bilgi veren tercüman asılmışlar ve ölmüşler bile...

Adalet dediğin böyle olur işte. Suçlu hükümdarın öz evladı olsa bile gözünün yaşına bakılmamalı.

Diyeceğim o ki, bugün ülkemizin top yekûn olarak Nuşirevan’ın adaletine ihtiyacı var. Adaletsizlik nedeniyle her taraf adeta çürümüş, nereye el atılsa tabiri caiz ise dökülmeye yüz tutmuş! Ülkemizin böyle mükemmel bir adaletten uzak olması nedeniyle haliyle ilimizin TEDAŞ Müessesside “Üzüm üzüme bakarak karır” misali yeterince kararmışsa, yeterince adaletten nasip almamışsa ne diyelim...
     Bilal KARADAĞ
Bu haber toplam 174 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Kayan Yazı
    Gazete 1. Sayfaları
    Linkler
Adıyaman Haber
adiyaman
Adıyaman Haber
gazeteadiyaman
Adıyaman Haber
adiyaman-haber
Gölbaşı Haber
gölbaşı-haber
Gölbaşı Haber
gölbaşı-haber
adıyaman haber
adiyaman
adıyaman
adiyaman-haber
Adıyaman Haber
adıyaman
Kanal5 TV
Kanal 5 Sorumlusu İhsan Kuzu
Sincik Haber
Şehit Tahir YETKİN
Tüm Yazarlar
    Anket
    Milletvekillerimizin Adıyaman ile ilgili çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
    Evet
    Bazıları Çalışıyor
    Hayır
    Bilmiyorum
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008