|
Kaynanamın Bayram Tatlısı!
Sevgili okurlarım, Bayram Namazını kaçırıp, öğleden sonra eve geldiğim için hanımdan bir ton fırça yedikten sonra nihayet bayram ziyaretlerine başladık. Ben; -Hanım, Dünyanın En İyi Yazarı olarak kimsenin bayramını kutlamaya gitmemeliyim, herkes gelip benim elimi öpmeli, dedimse de dinletemedim. İlla da “adet böyle” gidelim dedi. Ben de karizmayı bir yana bırakarak düştüm hanımın peşine… Çocuklar; -Babaaaaa! Yağmur yağıyor şuradan bir taksi çevirsene, dediler. Ben sağa baktım, sonra sola, yukarıya bakınca hunimi gördüm ama taksi yoktu. -Siz kendinizi Amerikan filmlerinde mi sandınız keratalar. ‘Taksi!’ deyince önümüzde taksi mi duracak sanıyorsunuz. Hem hele bir sorun cepte beş kuruş var mı? -Ama baba ya! Sen ne biçim babasın, parasız baba mı olur? -Olmaz tabii. Ama siz benim parasızlığıma değil, beni beş parasız cıscıbıldak ortada bırakanlara bakın. Bütün karizma, bütün unvanlarıma rağmen cepte beş kuruş yok işte. -Ne yani sen şimdi hükümeti mi suçluyorsun? -Niye aramızda ajan neyim mi var hemen gidip Başbakanımıza ulaştıracak? -Yok yani parasızlığın suçlusu hükümet mi, senin para hesabını bilmemen mi onu şey ettirecektim. -Sen şey ettirmeye devam et ama ortada açık seçik bir gerçek var ve o da benim beş parasız olduğumdur. Bunun sorumlusu ben olsam ne olacak, hükümet olsa ne olacak. Yani şimdi hükümet para verdi de ben yok mu dedim? -Bak Allah var sen asla yok demezsin. -Şimdi sen ne ima etmeye çalışıyorsun anlamadım? -Bunda anlamayacak bir şey yok. Paraya kim yok demiş ki? -Ben beleş paradan değil, hakkımdan bahsediyorum. -Ha o iş başka tabii. -Eh nihayet anladın. Bakın lafa daldık anneannenlere geldik işte. Taksiye ne gerek var, çene çalışınca yolculuğun keyfine doyum neyim olmaz. -Valla baba sen bu işi biliyorsun. Gözümüzü açtık mı, kapattık mı bilmiyoruz bile. -Siz bana takılın hayatınızı beleş nasıl idame ettirirsiniz öğrenin. Bu zamanda paralı olmak kolay mı? -Haklısın valla baba -Kızım sen benim haksız olduğumu gördün mü? Bu defa hanım lafa karıştı ama hançer gibi sözcükler yüreğimi dağladı geçti. -Elin heriflerinin yatı, katı, kotu, montu var ama bizim herif bana bir kürk bile almıyor, beleş geçinecekmiş pöhhh. -Neyse gevezeliği bırakında bayram ziyaretinin tadını çıkarın. -Tabii işine gelmedi ya. Lafı fazla uzatmak benim sağlığım açısından gereksizdi. Bende derhal zile bastım. -Kim o? -Benim! -Bende benim ama senin bir adın, soyadın, babanın, annenin adı, annenin kızlık soyadı, doğum yeri, tarihi, TC Kimlik numaran yok mu? -Evinizi almaya değil, misafir olmaya geldik -Git işine be deli misin nesin, adını söylemeden otomata basmam -Valla da deliyim, billa da deliyim. Var mı itirazın? -İmdat evi deliler bastı. En iyisi polisi arayayım. -Kaynanacığım, canım benim, ben Cenk Gülen. -Üff be öyle söylesene. Deli bir damada alışamadım bir türlü, tamam açıyorum Nihayet ahret sorularından kurtulmuştuk. Neşeyle(!), mutlulukla(!) kaynanamın evine giriş yapabildik. -Ooo, hoş gelmişsiniz. Benim güzel kızım ve kuzucuklarım gelmiş. Kapının eşiğinde bana ayrılan yere oturdum, henüz delileri koltuğa oturtturmanın sakıncaları olduğuna inanan kaynanam beni asla içeriye buyur etmez, kapı eşiğinde ağırlardı. Deli olmak zor iş yav. Bu arada benim küçük baldız kolonya ve şekerimizi getirdi. Sanırım kolonya 60 cc’ydi, şeker ise Nuh tufanından kalmıştı ama ne yapalım yaşlılar ancak bunları alabilmişler. Muhtemelen Sinekli Bakkal kaynanamlara çalışıyor. -Benim canım enişteciğim nasılmış bakalım” dedi ve böylece kaynanam benimde evinde misafir olduğumun farkına vardı. -Sağ olasın kaynanatör! -O ne biçim söz öyle? -Bu senin yeni unvanın. Kıymetini bil, ben herkese öyle hemencecik unvan vermem. Kaynanamın, Kaynanatör olduğunu sonunda inandırdım ve tatlılarımız geldi. Oh be şimdi ağzım tatlanacak. Benim küçük baldız (küçük dediğime bakmayın henüz 45 yaşında evlenmedi de) kapının eşiğine gelerek tatlıyı uzattı. Çatalı tatlıya batırdım. Pardon batırmaya çalıştım ama bana mısın demiyor. Bir hamle daha yaptım. Yok böyle olmayacak. Tabağı yere koydum, çatalı hedefe kilitledim ve birden ateş eder gibi tam yüreğine sapladım. Yani saplamaya çalıştım, tatlı çataldan kendisini kurtarıp kaynanamın yüzünü okşadı. Tamam şiddetli şekilde çarptı ne var yani suç benim mi? Kaynanam kendine geldiğinde ben başındaydım birden deli görmüş gibi ağzından acayip bir ses çıkararak tekrar bayıldı. Uzun bir süre sonra ayıldı da sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik. Ne sohbet ama içinde benim olmadığım sohbet… Eşim tatlının ne kadar güzel olduğunu ballandıra ballandıra kaynanama anlatıyor ve tarifini istiyordu. Birden aklıma rahmetli Hacı Gınnas geldi, acaba bir akrabalığı var mıydı? İnat ettim bu kadar keyifle bahsedilen tatlımı yiyecektim. Kaynanamın kiler diye kullandığı odaya geçtim, bir çekiç, bir tornavida, levye ne varsa alıp kapı eşiğine geldim. Tornavidayı tatlının tam göbeğine tuttum, çekici ise tornavidanın üzerine son gücümle vurdum ama o da ne, tabak kırıldı, tatlı tavana fırladı ama yere düşünce aslanlar gibi sapa sağlam olduğunu gördüm. Valla kaynanama helal olsun ne sağlam yapılı çocuk doğurmuş. Pardon tatlı yapmış… Benim bildiğim bayram ziyareti kısa olur ama eşimle annesinin yani kaynanamın sohbeti öyle kısa sürede bitmesi mümkün değil. Telefonda bile yarım gün sohbet edebilirler. Gece saat 11.30’da eşimin uykusu gelmiş olacak ki, “hadi Cenk gidelim” dedi. Emirleri başım üstüneydi ve derhal kapı eşiğinden, kapının dışına çıktım. Yarım saatte kapı önü sohbetini dışarıda, soğukta ve yağmur altında bekledim ve saatler gece yarısını gösterirken biz bayramın birinci gününü tek bir ziyaretle tamamlamıştık. Bu bayramları ve bayram ziyaretlerini çok seviyorum, hele de tatlılarını… Görüşmek üzere dişe zararsız tatlı yapan canım okurlarım…
16 Ekim 2007 Yeniyol Gazetesi |
| [1] 2 | ![]() | ![]() |