|
MİLYONLARCA İNSAN AÇ
Resmi rakamlara göre dünyada 854 milyon insan aç! Ülkemize gelince TÜİK’in Yoksulluk Çalışması Sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’de 539 bin kişi açlık sınırının altında yaşamını sürdürürken, 12 milyon 930 bin kişi de gıda ve gıda dışı harcamalar itibariyle yoksulluk sınırının altında bulunuyor. Bu konuyu irdelediğimizde dünya genelinde her yıl 150 milyon kişinin daha açlık ordusuna katıldığını ve söz konusu rakamın gün geçtikçe hızla arttığını görmekteyiz. Dolayısıyla yetkililerin kararlı ve ciddi bir şekilde gerekli adımlar atmadıkları da aşikâr. O nedenle tehlike sinyalleri kulaklarımızı çınlatmaya başladı. İnanın manzara çok vehim, durum içler acısı! Hatırlarsanız, bundan önceki yıllarda birçok gelişmiş ülkenin de katılımıyla yapılan gıda zirvesinde herkesin gıdaya ulaşmasının insan hakkı olduğu vurgulanmıştı, yine o gün 840 milyon olan aç insan sayısının 2015 yılına kadar en az yarıya düşürülmesi için gerekli kararlar alınmıştı. Buna rağmen ne yazık ki bugün ki tabloya baktığımızda aç insan sayısı azalacağına aksine kat be kat artmıştır! Bugün dünyada 1 milyar kişinin geliri günde 1 dolar, 2 milyar kişinin geliri ise 2 doların altında kalıyor. Kısacası diyeceğim o ki, resmi rakamları incelediğimizde dünyanın % 78’i fakir, % 11’i orta gelirli ve % 11’i zengin olduğu açık ve seçik bir şekilde görülmektedir! Yine yılda 7.884.000 kişi açlık nedeniyle kara toprağın bağrına düşüyor!.. Açlık tehlikesi ise genelde az gelişmiş ülkelerde görülmektedir! Dünya genelinde ve bununla birlikte tabi ki ülkemizde de var olan açlık sorununu, daha doğrusu yıllar yılı kanayan ve gün geçtikçe kangrenleşen bir yaranın altını çizerken dikkat ederseniz resmi rakamları baz alarak izah etmeye çalışıyorum. Söz konusu rakamları, yanılmamak için resmi olarak veriyorum. Belki acı ama maalesef bu toplumun kanayan bir yarası… Rakamların bu kadar yüksek olması, açlıkla baş başa bırakılan böylesine zavallı insan manzaralarının var olması, toplumun geneli için içler acısı bir durum olsa gerek. Yetkililerin konunun üzerinde hassasiyetle durması ve söz konusu rakamların düşürülmesi için çok ama çok çaba harcamaları gerekir. Aksi halde kanamaya başlayan yara, günden güne artarak devam edecektir. Aslında gerek ulusal bazda, gerekse yerel olarak ilimizde var olan yaranın iyileşmesi noktasında pansuman niteliğinde de olsa bir gayret sarf edilmektedir. Fakat yapılan gayretler sadece birkaç dernek vb kurumlar tarafından yapılıyor olması oldukça yetersiz kalmaktadır. Zira başta devletimizin sosyal devlet ilkesiyle hareket ederek yoksulun, açın kapısına gidip bir an önce derdine derman bulması gerekmektedir. Yoksa zavallım dernekler, vakıflar vs hangi kapıya koşsunlar… İlimizde başta Umut Işığı Derneği olmak üzere ve buna benzer birkaç dernek ve hayır kurumu elbette kendi gücü nispetinde bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Duyarlılıklarından ötürü bunları tebrik ediyor, yürekten alkışlıyorum. Umut Işığı, bu tür yardımları yaparken sanırım varlıklı kişilerinde katkıda bulunmaları için, teşvik amacıyla Mercan Televizyonu kameralarıyla içler acısı manzarayı kamuoyuyla paylaşıyor. Geçen hafta Umut Işığı programına bendenizde konuk olarak katıldım. Bu vesileyle yardıma muhtaç olan birçok ailenin açlıkla baş başa kaldıklarını, hatta ne çileler çektiklerini mahallinde gördüm. Gördüğüm manzarayı buradan izah etmeye çalışırken bile göz yaşlarıma hakim olamadım!.. Diyeceğim o ki, tehlike çanları çalmaya başlamış ama buna rağmen toplum olarak kulaklarımız cürufla tıkanmış duyamıyoruz, gözlerimize perde gelmiş göremiyoruz, vicdanımız katılaşmış sızlamıyor… Anlaşılan sosyal devlet, sosyal toplum, sosyal ilişkiler vs hepsi palavraymış, hepsi söylemlerden ibaretmiş. Neyleyim eylemlere dökülmeyen söylemleri. Bilal KARADAĞ |



