|
Yaz, Esaretten Kurtuluştur
Mevsimler insan hayatına benzer.
Bahar çocukluğa uygun düşerken,
Yaz, gençliği anlatır,
Sonbahar, olgunluğu,
Kış ise yolun sonunun geldiğini…
Kış bu açıdan ürpertir bizi, sarılırız yaza, sığınırız adeta…
Olabildiğince kıştan uzaklaşmaya çalışır, kaçar kurtuluruz yaza doğru…
Her mevsim, her insan için farklı anlamlar taşır…
Unutulmaz hatıraları nedeniyle de farklı anlamlarla süslenir.
Şairler içinse her mevsimin doyumsuz tarifleri vardır; İlla da yaz, illa da bahar, illa da sonbahar..
Belki de aşkı anlatmak için mevsimlere sığınmalarından olsa gerek kışı sevmez şairler…
“ Bir bahar akşamı ” diye başlayan şairler, sevdalandığı, başında kavak yelleri estiğini anlatmaya çalışırlar mısralarında.
Coşku ise yazda gelmiştir.
Ne yazık ben şair değilim…
Şair olmayınca hayata bakışında farklı olmaz.
Yazar olmak, şair olmanın neresinde acep?
Kendimi yazarlıkla sınırlandırdığımdan olsa gerek mevsimlere şairlerden farklı bakıyorum; özgürlük ve esaret…
Bana göre bir kış var, bir de yaz…
Bir özgürlük var, bir de esaret…
Bir coşkunluk var, bir dinginlik…
Bir sevda var, bir ayrılık…
Bir mutluluk var, bir de hüzün…
Bir aşk var, bir de aşk…
Bu açıdan mevsimleri ikiye ayırmayı daha çok seviyorum.
Geri kalan ikisiyse “ perşembenin gelişi çarşambadan bellidir ” sözünde gizli…
Yazın gelişi baharda gizliyse, kışın gelişi de sonbaharda saklıdır.
Kış kapanmadır, yaz açılma…
Tercih mi, içinde gizli ya…
İkisinin ortası olmaz, ikisinin dışı düşünülmez, ikisinden birini tercih etmek gerekir.
Ama ikisini de yaşamak gerekir aynı zamanda.
Hem kış olurum, hem yaz. Bazen hüzün dolar içime, bazen coşkun dalgalar gibi coşarım.
Hayat bu, yazı yaşayan, kıştan kaçamaz ki…
Kalın giysiler giyeriz kışları..
Eve kapanır, soğuktan korunuruz.
Yollar geçit vermez..
Dondurucu soğuklar mehtabı alır, koparır bizden…
Ne kuşlar ziyaretimize gelir, ne çiçekler mis kokularını savurur…
Her şey, bütün güzellikler alınır elimizden,
Bir köşeye siner kalırız..
Tıpkı demir parmaklıklar ardında siniverenler gibi…
Koparız, kaçarız, sineriz, bükülürüz, kıvrılırız…
Sevda yelleri esmez tepemizde…
Soğuk hiçbir şeye izin vermez.
Gömüldükçe gömülürüz kendimize…
Bu nedenle kışı sevmem, bana yolun sonunu hatırlatanın, beni esir edip prangalara mahkûm edenin nesini seveyim Allah aşkına!
Oysa yaz, özgürlük demektir aynı zamanda…
Kendini sokağa atarsın korkmadan…
Çıkarsın dağlara, çıkarsın kırlara, çıkarsın ovalara…
Alır başını gidersin uzaklara, çok uzak diyarlara…
Bir pantolon, bir gömlek yeterlidir aksesuar için…
Şiirler yazarsın yıldızlara bakarak,
Ay yüzlü sevgilinin gözlerinde ayın parlaklığını hissedersin için titreyerek…
Kavrulursun ama sıcaktan değil, aşkın ateşinden…
El ele tutuşarak sonsuzluğa doğru koşarsın kırlarda sevdiğinle…
Her bahar âşık olursun mesela, aynı kıza/aynı erkeğe…
Her bahar yenilenirsin,
Tazelenirsin yine, yeniden…
Coşarsın,
Koşarsın,
Kaynarsın,
Yanarsın,
Ama asla donmazsın…
Özgürlüğün tadına varırsın yazları, baharları, geceleri, gündüzleri…
Yaz, özgürlüktür.
Yaz, yenilenmedir.
Yaz, gençliktir, coşkudur, sevdadır.
Yaz, hayatın ta kendisidir…
Bir başka deyişle, yaz, esaretten kurtulduğumuz, ona bin bir türlü manalar yüklediğimiz özgürlüğün tam adıdır…
Ama önemli olansa hangi mevsimde olduğunuz değil onu nasıl yaşadığınızdır…
|



