|
GEL DE İSYAN ETME Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)’ın öylesine tarihi bir geçmişi var ki, mazisi taa Osmanlılara kadar dayanmaktadır. Tarih boyunca hep geri kalmış olan bu bölgeyi kalkındırmak amacıyla söz konusu proje, ilk defa Sultan 2. Abdülhamit tarafından gündeme getirilmiş ancak ne hikmetse bir türlü hayata geçirilememiştir. Cihan imparatorluğun yıkılışından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından tekrar gündeme getirilmiş ama sadece söylemlerde kalmış. Akabinde Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu dönemlerde proje yine dillendirilmiş, fakat sadece konuşulmuş o kadar, konuşmaktan öteye gidilmemiştir. Ne zamanki dönemin Başbakanı merhum Turgut Özal iş başına geldi, o vakit GAP bir kez daha gündeme gelmiş, ancak bu defa gelirken bir önceki dönemlerde olduğu gibi sadece konuşulmamış aynı zamanda hayata geçirilmesi noktasında kararlı ve ciddi adımlar atılmıştır. Atılan adımlar neticesinde Şanlıurfa ve Adıyaman il sınırında dünyanın sayılı barajları arasında yer alan Atatürk Barajı’nın temeli atıldı ve bu çerçevede enerji üretilmesi amacıyla dev bir hidro elektrik santralı kuruldu. Bununla birlikte Şanlıurfa ve Harran ovalarının suya kavuşması için kilometrelerce uzunlukta devasa tüneller kazıldı. Bunun yanında bölgenin değişik yerlerinde sulama amaçlı göletlerde peyder pey yapıldı. Böylece projenin tamamı olmasa bile bir kısmı hayata geçirilmiş oldu. Şimdi buradan yola çıkarken dilerseniz “ Hatice’yi bırakıp neticeye bakalım ” ha ne dersiniz? GAP’ın en büyük projelerinden olan Atatürk Barajı yapıldıktan sonra gölet suyu hayli kabardı ve kabarınca ne oldu biliyor musunuz? İlimize bağlı Samsat ilçesi ki, bu ilçe Kommagene Krallığının önemli merkezlerinden birisiydi. Buram buram tarih kokan bu ilçemiz, tarihi zenginlikleriyle birlikte top yekûn suya gömüldü! Buda yetmedi, yine Adıyaman’a bağlı tam 83 yerleşim birimi su altında kaldı. Bütün bunları niye izah ediyorum? Çünkü GAP’ın hayata geçirilmesi için her türlü fedakârlıkta bulunan gariban, çilekeş ve tabiri caiz ise “ Saf Anadolu Çocuğu ” olan Adıyamanlım, her şeye rağmen yinede projenin “ elle tutulur gözle görülür ” bir nimetinden faydalanamadı, daha doğrusu faydalandırmadılar. Öbür taraftan hiçbir fedakârlıkta bulunmayan Şanlıurfa’nın ve Harran’ın susuzluktan çatır çatır çatlayan arazileri bir bir suya kavuşturuldu ki bu onların en doğal haklarıdır, olmalıdır da. Hatta kıskanmak gibi bir düşüncemizde olmadı olamazda… Ama gönül arzu ederdi ki bunun yanında evliyalar diyarı yeşil Adıyaman’ımda bazı nimetlerden faydalanabileydi… En çok projeden faydalanan Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır illeri ekonomi noktasında adeta bir sıçrama yaparlarken, Adıyaman git gide gerilerde kalmaya mecbur değil mahkûm edildi. Özellikle altını çizmek istediğim diğer bir konu ise, malum geçen hafta Sayın Başbakan kurmaylarıyla birlikte Diyarbakır’a gitti ve bölgenin kalkınması için bir paket açıklandı. Pakette en büyük pasta yine söz konusu 3 İl’e verildi ve bu iller yatırım noktasında cazibe merkezi ilan edildiler. Zavallı Adıyaman’ıma da yine “ avuç yalamak ” düştü!... Birilerine GAP’ın öz evladıymış gibi muamele yapılırken, benim Adıyamanlım hep üvey evlat muamelesine tabii tutulmuştur. “ Gel de isyan etme. ” Madem istemiyorsunuz, bizi evlatlıktan da çıkarın. Evet, çıkarınki, o vakit bizlerde başımızın çaresine bakalım. Ne demek Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa cazibe merkezi olacakmış, Adıyaman ise unutulacakmış. Yapılan intimaslar neticesinde söz konusu illerin Gayrı Safii Milli Hasıladan fert başına düşen milli gelirleri 7 bin Dolar sınırına dayanırken, bizler 3 bin Dolara talim etmekteyiz. Bu nedenle adımız bile çıktı ırgat kente! Ama ben bir şey söyleyeyim mi? Bu taksimi kurt bile kuzuya yapmaz, çünkü vicdanı sızım, sızım sızılar!..
Bilal KARADAĞ |



