SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Web Stats
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Dinlemeyin, dinlenmeyin…
30 Mayıs 2008 Cuma 18:35
Dinleme, ya da orijinal adıyla tele kulak yıllardır ülkemizde gündemden düşmedi.
Dinlemeyin, dinlenmeyin…
 

Bir başkasının veya başkalarının (adı ne olursa olsun) izinsiz dinlenmesinin ahlaksızlık olduğunu düşünenlerdenim. O nedenle hangi kılıfla olursa olsun beni dinleyenler için kibar(!) bir bedduam var; “ Kulaklarınıza dursun… ”

Dinleme, ya da orijinal adıyla “ tele kulak ” yıllardır ülkemizde gündemden düşmedi. Bir şekilde suçu sabitlenmeyenlerin “ boşa düşüp ” konuştuklarından suç üretmeye niyetli akılı evveller işin kolaycılığına kalkışıyor. Oysa hukukta esas olan suçun tespiti ve ikrarıdır…

İnsanlar boş bulunduğunda bir sürü laf eder. Konuştuklarının çoğunluğu ya suçtur, ya hakaret içeriklidir, ya onur zedeleyicidir. Ancak ne yazılı basında, ne görsel veya işitsel basında bu sözleri sarf etmediklerinden doğal olarak birden fazla kişi arasında geçen sözlerinde orada kalacağını düşünürler.

Onlar öyle düşünür ama öncelikle “ ispiyonculuğu ” meslek haline getiren düşük karakterli insanlar üzerine ekleyerek muhataba ulaştırmakta gecikmezler. İşte o zaman ayıkla pirincin taşını.

Bir de gizli kamera, kaset, tele kulak, yani farklı dinleme araçlarıyla yapılan kayıtların kamuoyuyla veya mahkemeyle paylaşma durumu var ki, bu da sıkıntıların başında gelir.

Her ikisi de herkesin başına gelmez.

Ya ayağı kaydırılacaklar da, ya öç almak istediklerinde ve çoğunlukla da maddi menfaate dayalı olarak ortaya çıkar.

Ve hepsi de adice bir iştir.

İnsanlar kendi özel hayatlarında, siyasiler, yöneticiler, bazı görevdeki kişiler, sanatçılar ve daha birçok kişiyle ilgili “ şaka yollu ” veya “ gerçek duygularını ” yansıtan sözler edebilirler ama karşılaştıklarında “ iki yüzlülük ” de olsa bir arada yaşamanın gereği olan saygı ve sevgisini gösterirler.

Bunlar işin farklı boyutu.

Bir de siyasi yönden alt edemediklerini “ dinleyip ” açık bularak alt etmek isteyen düşük karakterli insanlar, kuruluşlar, siyasi partiler de var. Bunun yanında hasmı olduğu siyasi partinin veya herhangi bir siyasinin kimlerle ilişkili olduğu, kendisi veya bağlı bulunduğu kuruluş için ne düşündüğü, boş bulunduğunda ne küfürler ettiğini merak edenler de ahlaki olmayan dinleme yoluna başvurabilir.

Kimileri de “ dinliyor/dinlemiyor, dinliyoruz/dinlemiyoruz, dinliyorlar/dinlemiyorlar.. ” çekimi yaparak kafayı tırlatabilir.

Hangi durumda olursa olsun birisini veya birilerini dinlemenin ahlaki yönünün olmadığına inanlardanım. Bunun yasal olup olmaması hiç umurumda değil. Dinlemenin sadece düşmana yönelik olması gerektiğine inanıyorum ve bunun dışında kalanların ahlaki yönden zayıf, kişiliksiz, kimliksiz olduklarını düşünüyorum. Bu benim görüşüm, aksini düşünüp, “ yasal hakkı ” olduğunu söyleyenler olabilir ama o zaman o yasa çağın gerisinde kalmış, insana ve inansın özel hayatına saygıdan yoksun demektir.

Hiç kimse, bir başkasının yüzüne söylemediğiyle yargılanamaz, hiç kimse bir başkasının özel durumuna müdahale edemez.

Yıllarca bu ülkede birçok kurumun, hatta cumhurbaşkanının, başbakanın, Anayasa Mahkemesi üyelerinin, bazı parti üst düzey yöneticilerinin, yazarların, gazetecilerin.. hasıl birçok insanın konuşmaları “ izinsiz ” ve “ ahlak dışı ” yolla dinlendi. Ve dinleme bazılarının korkulu rüyası olmaya, hatta çoğunda fobiye dönüşmeye başladı bile.

***

Gelin size bir iyilik yapayım ve ülkemizde dinlenmeden nasıl konuşulacağını öğreteyim. Bu üstün fikirleri üstat Cenk Gülen’e sordum, ondan aldığım derin tüyoları sizlere aktarıyorum.

***

Öncelikle konuşma yapacağınız yeri iyi seçin. Bunun için camları, duvarları ses geçirmeyen bir mekân bulun.

Mekâna girmeden önce sigortaları kapatın, mumla idare edin.

Sabit telefonların fişini çekin, hatta kutusunu başka bir odaya alın. İyisi mi o odada telefon denen bir alet bulunmasın.

Konuşma yapılacak odada asla bir aksesuar olmasın; masa, sandalye, çiçek, vitrin, sehpa, televizyon, uydu alıcı, teyp, klima, vantilatör, kalorifer peteği, tablo, avize.. gibi hiç ama hiçbir alet, edevat, süs eşyası ve özellikle de elektronik eşya bulunmasın. Çırılçıplak bir odada ayakta kalın ne olacak ki? Yansanız da kalın, pişseniz de, donsanız da…

Muhatabınıza güvenmiyorsanız toplantıyı çıplak yapmakta fayda var. Gerçi bu defa da toplu seks yaptığınız sanılabilir ama olsun, o kadar kusur kadı kızında da olur.

Odaya neredeyse çıplak halde girilmeli, “ ay benim telefonum çok pahalı, dışarıda bırakamam, bak kapattım ” ayaklarına yatan olursa derhal telefonun “bataryası” çıkarılmalı. Yani telefona küçük bir müdahalede bulunulmalı.

Odada hayvan da bulunmamalı. Hayvan kılıklılar kalsın ama asla kuş, balık, kedi, köpek gibi havyalar olmamalı. Alimallah tasmasında, kuyruğunda, ağzında dinleme aleti olabilir.

Yine sizin ve muhataplarınızın saati, künyesi, yüzüğü, (işitme engelliyse) kulaklığı çıkarılmalı. Gerçi bu defa duymama ihtimali var ama olsun ya ne olacak, duyup da alim mi olacak?!

Bütün bunları yaptınız, yeter sanıyorsanız aldanıyorsunuz.

Konuşma yapacağınız mekânın iki kilometrelik çevresinde hiçbir aracın park etmemesi sağlanmalı. Park edenlere derhal cezası(!) kesilmelidir.

Bulacağınız mekân yerleşim yerlerine, alışveriş merkezlerine, parklara, bahçelere, tarlalara yakın olmamalı. (Böyle bir yer bulursanız bana da söyleyin kafamı dinleyeceğim.)

Yine binanın çevresinde eli silahlı, kafası tıraşlı, siyah takım elbiseli ve siyah gözlüklü en az 20 izbandot gibi adamlar yerleştirilmeli, içeriye bir tek sineğin bile girmesi önlenmelidir. (Sineğin dişi olup olmaması önem taşımaz.)

Konuşma yapılacak odada çay, kahve veya meşrubat içilecekse, servisi kendiniz yapmalısınız ve kullanacağınız malzemeler önceden kontrol edilmiş, bütün testlerden geçmiş olmalıdır. (Gerçi şu Amerikalılara belli olmaz, kolanın suyuna bile dinleme aleti yerleştirirler, iyisi mi bir şey içmeyin ya ne olacak?!.)

Bütün bunları yaparak bir toplantı düzenliyorsanız, 444’le başlayan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde önceden bir randevu alın, her an için lazım olabilir.

***

Gördünüz mü, insanın kendi ülkesinde “ hakkının yendiği ”, “ hayatına müdahale edildiği ” korkusuyla yaşaması ne kadar zormuş?!

Gerçekten ülkemiz güzel, çirkinleştiren çirkinliği seven düşük karakterli insanların da aramızda olmasıdır. Yoksa kime ne kimin ne konuştuğundan?!

Şunu açıklıkla söyleyeyim, ne dinleyin, ne dinlenin. Ne kimsenin hakkına tecavüz edin, ne de kimsenin sizin hakkınıza tecavüz etmesine müsaade edin.

Olmadı mı, buyurun birlikte haykıralım; “ kulağınıza dursun emi…

 

naifkarabatak@gmail.com

Bu haber toplam 128 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Kayan Yazı
    Gazete 1. Sayfaları
    Linkler
adıyaman
adiyaman haber
Yusuf DÜNDAR
adiyaman
Gölbaşı Haber
gölbaşı haber
Cenk GÜLEN
adıyaman
Naif KARABATAK
adiyaman
Kanal5 TV
Kanal 5 Sorumlusu İhsan Kuzu
Sincik Haber
Şehit Tahir YETKİN
Tüm Yazarlar
    Anket
    Milletvekillerimizin Adıyaman ile ilgili çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
    Evet
    Bazıları Çalışıyor
    Hayır
    Bilmiyorum
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008