|
DEĞİŞİMİ DOĞRU ANLAMALIYIZ
İnsan yerinde duran değil sürekli hareket eden bir varlıktır; yapar, üretir, onarır. Yaptığını, ürettiğini ve onardığını da paylaşır, bundan da büyük zevk duyar.
İki günü eşitlememek gerekiyor, bu hareket demektir, hareket de değişim demektir. Gündüz ve gece yerinde durmuyor, onlar sürekli birbirini kovalıyor. Hiçbir gece bir önceki gecenin aynısı değildir, hiçbir gündüz de önceki günün tekrarı değildir.
Tabiat hareket halindedir, dolayısıyla tabiat demek değişim demektir. Mevlana insana örnek olması açısından tabiattaki değişimin önemini şu güzel sözlerle ifade etmektedir:
“ Tabiat Allah’ın sözünü dinliyor ve iki günü eşit tutmuyor:
Ağaç bir yerden bir yere gidebilseydi, yani mekânını değiştirebilseydi testere eziyetini çekmezdi. Ey insan, yerinde durma!
Eğer güneş ve ay, kaya gibi yerinde dursaydı, âlemi aydınlatamazdı.
Fırat, Dicle ve Ceyhan nehirleri deniz gibi dursaydı acılaşırlardı.
Hava, kapalı bir yerde değişime uğramadan kalsaydı, zehir olurdu. ”
Demek ki hava bile durmaktan zararlı hale gelmektedir.
“ Deniz suyu, buharlaşıp yolculuğa çıkınca yani değişime uğrayınca tatlı yağmur damlaları haline gelmektedir.
Ateşin alevi sönünce, kül haline gelir ve ateşlikten çıkar. Aynı şey insanlar için de söz konusudur. ”
Hz. Yusuf babasının kucağından ayrılıp Mısır’a gidince yani mekân değişimi yapınca, eşsiz makama ulaştı.
Hz. Musa, anasının kucağından ayrılınca Medyen’e gitti ve orada ulu bir kişi oldu.
Hz. Peygamber, önce Mekke’den Medine’ye hicret edip sonra Mekke’ye sahip oldu.
Hareket etmeyen ve bu hareket neticesinde değişime uğramayan veya değişim gösteremeyen kimseler, ağaç gibi kesilmeye; hareket etmeyen gezegenler âlemi gibi karanlıkta kalmaya mahkûm olurlar.
“ Değişmeyen, kafa ve gönlü ile değişime açık olmayanlar, akmayan su birikintileri gibi pislenirler ve kokarlar. ”
Değişmeyen havanın zamanla zehirleşeceği gibi, kafa ve kalpleri değişime açık olmayanlar ölüme mahkûm olurlar. Deniz suyu gibi buharlaşan, yani eski bilgisi ve düşüncelerinin işe yaramayanlarından kurtulan kişiler yücelir, yağmur damlaları gibi tatlılaşırlar.
İnsan düşüncelerinin pek çoğu tuzludur; onlar buharlaştıkça, süzüldükçe tatlılaşır. Yağmur ile yerdeki su arasındaki değişimin merhaleleri gibi, insanın da birtakım değişim aşamalarından geçmesi gerekir.
Tabii değişim derken bazı kıstaslara da elbette riayet etmek gerekir. Değişim derken Bektaşi’nin namaz kılmaması için “ imam efendi namaz kılmayın dedi ” düşüncesiyle hareket etmemek gerekir.
Hele hele İnanç noktasında asla tavizkar davranmamak, ilahi emir ve buyruklara ters düşmeden değişmek lazım. Kısacası değişimi doğru anlamalıyız.
Bilal KARADAĞ
|



