|
ATILMIYORKİ ATASIN, SATILMIYORKİ SATASIN
Siyaset sahnesinde son birkaç yıldır Abdullatif Şener ismini sanırım duymayan yoktur. 1990 yılının başlarında siyasete ilk adımını atan Şener’in ilk göz ağrısı Refah Partisi oldu. RP ile siyasete merhaba diyen Şener, çok geçmeden Sivas Milletvekili olarak meclise girdi ve hemen akabinde çok önemli bir mevkie yani grup başkan vekilliği görevine getirildi. Parti içinde gün geçtikçe yıldızı parlayınca 1996 yılında Sayın Necmettin Erbakan’ın Başbakan olduğu 54. Hükümetin yani RP ve DYP ile ortaklaşa kurulan Refah-Yol Hükümetinin Maliye Bakanlığı koltuğuna oturdu. Türkiye’de ilk defa onun bakanlığı döneminde denk bütçe yapıldı! Tabii projenin mimarı malum dönemin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan idi, ama oda başka bir mevzuu. Daha sonra RP kapatılınca Sayın Şener FP (Fazilet Partisi)’ne üye oldu ve akabinde Sayın Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kurulan (Adalet ve Kalkınma Partisi) AKP safında yer aldı. Abdullatif Şener, AKP’de Genel Başkan Yardımcılığı gibi önemli bir göreve getirildi. Aynı zamanda 3 Kasım 2002 Seçimlerinde tek başına hükümet olan AK Partide Başbakan Yardımcılığı yaptı. Şener, bu göreve getirilince her ne hikmetse Başbakan Erdoğan’ın özel talimatıyla bakanlıktaki yetkileri de ağaç budanır gibi bir bir budandı, tabiri caiz ise adeta ismi vardı ama bazı yetkilerden mahrum kalmış ve mazlum duruma düşürülmüştü. Aslında Erdoğan, Şener ikilisinin ilk günde anlaşamadıkları belliydi ama ne hikmetse bir süre kader arkadaşı oldular işte. Anlaşamamakla birlikte Şener’in kendince yaptığı bazı hesap-kitap meseleleri nedeniyle ayrılmakta hiç mi hiç işine gelmiyordu. Ta ki malum son zamanlarda Cumhurbaşkanlığı sürecin yaşandığı ana kadar. Şener’in hesabına göre söz konusu süreçte en ideal aday kendisiydi. Hatta köşke çıkmaması noktasında güya kendisine göre hiçbir neden olmadığına, daha da ötesi toplumun üzerinde mutabık kalacağına inanıyordu. Öyle ya, bu konuda Ana muhalefet Partisi CHP’nin bile kendisini destekler nitelikte çeşitli zaman ve ortamlarda beyanatları olmuştu. O beyanatların ne kadar gerçekçi payı vardı onu da Şener dışında sanırım bilmeyen yoktu. Şener, söz konusu süreçte önünün açık olmasına rağmen hedefindeki koltuk kendisine reva görülünce, ayrıca geçmişte bakanlıktaki yetkilerinin kısıtlanmasını da hesaba katarak küskünlüğünü bir şekilde ayan beyan etti ve bu vesile ile 2007 seçimlerinde aday olmayacağını, bu anlamda prensip kararına vardığını kamuoyuna duyurdu. Evet, aday olmadı ve eski mesleğine geri dönerek hocalığa başladı başlamasına ama AK Partiden de istifa etmedi. Şimdi bu aralar ne hikmetse medyanın gündeminden asla düşmüyor. Her seferinde zeminin olgunlaşmasını beklediğini, siyasette bir boşluğun var olduğunu ve boşluğu doldurmak amacıyla siyasete geri dönebileceğinin sinyalini vermektedir. Gel gör ki bu senaryoya rağmen hala AK Partiden de istifa etmeyi düşünmediğini söylemektedir. Güya kendince “ Ben partiden istifa etmeden bu tavrımı sürdürürsem AK Partinin işine gelmez, gelmediği için zaten kendileri beni ihraç eder ” şeklinde düşünmektedir. Onun düşüncesi bu vesile ile mağdur olacağını ve mağdur rolünü çok iyi değerlendirerek kamuoyu tarafından prim kazanacağının hesabını yapmaktadır. Halen üyesi bulunduğu AK Parti yetkilileri ise bir taraftan, “Atılmıyor ki atasın, satılmıyor ki satasın” diye mırıldanırlarken, öte taraftan zaman en güzel ilaçtır düşüncesiyle çaresizce beklemektedirler. Hele bakalım sonu nereye varır. Bekleyip görmek lazım. Bilal KARADAĞ
|