|
Bir irtica hikâyesi
İşgoduroğlu lakaplı Mustafa U.'nun sıra ile Hüseyin, Mehmet ve Hasan olmak üzere üç oğlu dünyaya gelir.
Hüseyin U. Fatma U. İle evlenir. Eşi hamile iken vefat eder. Bu sırada kardeşi Hasan henüz çocuk denecek yaştadır. Çünkü Hüseyin (D:1926 Ö:1952-275391440xx), Hasan (D:1936 Ö:1992-275571434xx)'dan 10 yaş büyüktür.
Hüseyin'in ölümünden üç ay sonra kızı Hediye dünyaya gelir. Hasan büyür, askerliğini yapar 1959'da ölen Hüseyin'in eşi Fatma'yı Hasan'la nikâhlarlar. Hasan'ın da 4 çocuğu dünyaya gelir.
1952'de doğan Hüseyin'in kızı Hediye, 1956 doğumlu olarak dedesi Mustafa'nın kızı imiş gibi kaydedilir. Resmi kayıtlara göre Hediye babası, halaları ve amcalarının kardeşidir. Annesi ise gelinleri yani yengesidir. Annesinin Hasan'dan olma dört kardeşi ise yeğenleridir. Hediyenin dedesi ve ninesi ise anne ve babalarıdır.
1992'de Hasan'da vefat eder. Daha sonra fark edilir ki 1952'de vefat eden Hüseyin'in nüfustaki adı Hasan, 1992'de vefat eden Hasan adı ise Hüseyin'dir. Mehmet'in ise adı ve nüfus kaydı da sorunsuzdur.
İş miras paylaşmaya gelir. Dede Mustafa'dan Çocukları Hüseyin, Mehmet ve Hasan'a önemli miktarda tarla kalır. Hüseyin'e öldüğü için Mustafa'dan Hüseyin'e kalan miras varisi eşi ve kızının olacaktır. Ancak miras paylaşılmamıştır. Çünkü eşte, çocukta Hasan'ındır. Bu kez Hasan'da ölmüştür.
Miras sahibinin dört yeni çocuğu daha vardır. Hem Hasan'ın hem de Hüseyin'in mirası paylaştırılacaktır. Ama Hediye Hüseyin'in kızı olduğu halde resmi kayda göre dedesi Mustafa'nın kızı gibi gözükmektedir. Fakat dedesinin mirasından kimse ona pay verememiştir.
Babasını Hasan zanneden küçük kız eline nüfus kâğıdını alıyor ama okuma yazma öğretilmediği için babası kim olduğundan haberdar değil.
Gerçeği bilenler senin babanın adı Hüseyin diyorlar Hediye'ye. Nikâh memuru Hediye'ye soruyor. Mustafa kızı Hediye falan oğlu falanı kocalığa kabul ettin mi?
Hediye'den ses yok. Çünkü babasının adı Hüseyin.
Hüseyin'in kızı evlenecektir. Nikah memuru Hasan kızı Ayşe, falan oğlu falanı kocalığa kabul ettin mi? Ayşe'den de ses yok çünkü babasının adı Hüseyin'dir.
Sizi hakem tayin etselerdi mirası kime nasıl paylaştırırdınız?
Bu miras dava konusu olsa işin içinden nasıl çıkardı tapu görevlileri ve yargıçlar?
Bu kötü maziyi çocuğunun da yaşamasını istemeyen Ayşeler Hediyeler kızlarını okula göndermek isterler. Anasını cahil bırakanlar akıllanmamış kızını okuldan kovuyorlar.
Neden? Başında örtü var diye.
Mirası pay etmek için uğraşmanıza gerek yok. Allah2tan o yıl daha tapu olmadığından sorun kolay çözülmüştür. Hasan 1992'de ölünce mirası o yıllarda muhtar sorun çıkmadan pay etmiş.
Bu olayın yaşandığı yerin Ankara'ya uzaklığı
Peki, bu sürede Ankara ne yaptı? Başarılı olduğu tek alan laiklik elden diyor ve irtica geliyor adlı bestesi. Ancak halk bu plağı dinlemiyor artık.
İstiklal Harbinden bu yana milletin derdi ile Ankara'nın derdi hiç aynı olmadı. 'Muasır medeniyet seviyesi' 80 yıldır bir türlü yakalanamadı. Ne den mi? Hep şu irticai plağı yüzünden.
Sahi nedir bu irtica? Ankara'da ağzı olan irtica diyor. Ancak bakın görün ki bu irticayı ne gören, ne tanıyan, ne rast gelen, ne de bilen var.
Sağlık İş Sendikası Başkanı da merak etmiş bu irticayı ve 2006 yılında, Bilgi Edinme Yasası kapsamında Cumhurbaşkanı'ndan Milli Güvenlik Kurulu'na (MGK) Yargıtay'dan Adalet Bakanlığı'na kadar devletin üst kademesine ' İrtica nedir? ' diye sormuş.
Cumhurbaşkanlığı bir içtihatta bulunarak “ Cumhurbaşkanı'nın kendisinin kamu kurumu kapsamında olmadığı için çeşitli yerlerde kendi takdirleri ile yaptıkları söylemlerin Bilgi Edinme Kanunu kapsamında olmadığı” cevabını verir. Hâlbuki Bilgi Edinme Kanun'da Çankaya için bir muafiyet yoktur. [Şu anda Çankaya'da bir bilgi edinme birimi var.]
Başbakanlık ise irtica ile tanışmamış olsa gerek hiçbir cevap ver(e)mez. Milli Güvenlik Kurulu cevabında, “başvurunun soyut ve genel nitelikte olduğu kabul edilerek işleme konulamayacağı ” belirtmiş.
Yargıtay “ yargı organlarının Bilgi Edinme Yasası kapsamı dışında olduğunu ” bildirir.
Adalet Bakanlığı ise 'İrtica suçundan kaç kişinin yakalandığı ve haklarında ne gibi işlem yapıldığı' sorusuna “ Ayrı ve özel bir çalışma, araştırma, inceleme ve analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgiye yönelik başvurunuza cevap verilememiştir ” diyerek klasik Türk Bürokrasisinin nadide cevaplarından nadide bir örnek daha sunar.
İçişleri Bakanlığı da “ kanunda irtica suçu mevcut olmadığından ve irtica suçları kavramıyla hangi suçların ifade edildiği anlaşılamadığından dilekçenizde talep ettiğiniz konulara cevap verilememiştir " şeklinde en isabetli bir cevap verir.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise “ Bilgisayar kayıtlarımızdan yaptığımız tetkikte belirtilen tarzda bir soruşturma hazırlık dosya kaydı bulunmamıştır " şeklinde irtica diye bir suçun olmadığı bilgisini verir.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Danıştay, ODTÜ ve Ankara Üniversite gibi kurumlar ise sorunun cevabını bilmedikleri için mi yoksa başka nedenle mi olduğunu bilmiyoruz cevap verme lüzumu bile görmez.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cevabı " İrtica klasik kaynaklarda tanım ve izahı yapılmış bir terim değildir. Türkiye'nin dışında nadiren kullanılmakla beraber, Arapça kökenli bir kelime olup ' geriye dönmek ' anlamına gelen ' rucü ' mastarından türetilmiştir.
Türkçe de eş anlamlı olarak gericilik tabiri ile birlikte kullanılmaktadır. Terakkinin zıddı olan irtica kelimesi, Türkçemizde, toplumda yeniliklere değer vermeyip, her yönüyle eskiyi özlemek veya eski düzeni getirmeye çalışmak anlamını ifade eder. Diğer yönüyle irtica, dinin özünden uzaklaşmak ve dini temel ilkelerine aykırı olarak algılamak ve yorumlamaktır.
Buna göre irtica, kendini dindar sanan kimselerin bilerek veya bilmeyerek din kurallarından uzaklaşması, dinin özünü bir tarafa atıp örfi şekline sarılmasıdır " şeklinde.
Sayın Başoğlu bu isabetli soruları ' Batı Çalışma Grubu'na sormalıydı. Muhtemelen Ankara'nın irticadan ne anladığının en iyi cevabını onlar verecekti. Nasıl olsa artık BÇG'nın varlığını artık devlet resmen de kabulde etmiştir.
Resmen BÇG var olduğuna göre 4982 Sayılı Bilgi Edinme Kanunu'na göre bilgi edinme birimi de kurulmuş olmalıdır.
İrtica kavramını İttihat ve Terakki'cilerin 2. Abdulhamid Han'ı devirmek için uydurdukları bir yalan olduğunu bilmeyen yoktur. İ.T. Fırkası'nın günümüzde resmi temsilcileri yok. Ama farklı adlarla legal ve illegaller devamları ise yeterince var. Bu irtica kara mizahını da hep onlar ısıp ısıp servis yaparlar.
Şimdi hikâyemize dönelim.
Yazının başında ki irtica hikâyesi hangi ülkede yaşanıyor?
Türkiye'de
Türkiye'yi kim idare ediyor?
Cevabı muhtelif
Türkiye'nin nüfusu kaç kişi?
31 Aralık 2007 itibari ile 70.586.256 kişidir.
Bu nasıl işti ki 4 ay geçmiş ülkenin nüfusu hala aynı. Bu kadar teknoloji ve imkana rağmen neden günlük izleme yapılamaz yahut yapılmaz. Nüfus müdürlüklerinin ölüm ve doğum işlemleri otomatik sayımla ilan edilmez. Çok mu zordur ölenleri düşüp doğanları eklemek. Ülkenin nüfusunu her dakika İnternet'ten yeniden ilan etmek çok mu zor? Neden devam eder bu bürokratik işkence?
İddialar doğru ise sayımda 18 yaşından büyük vatandaş sayısının yaklaşık 48 milyon ancak seçmen sayısını 42,5 milyon. Bu kısmen anlaşılabilir. Kimi vatandaş seçmen kaydını yaptırmamıştır. [ki bir arkadaşım sisteme kızdığı için seçmen yaşı gelen iki çocuğunun kayıt yaptırmadığını söyledi] Bu çelişkiyi CHP anlayamamış olabilir. Onlar hala 1940'ları yaşamayı sürdürüyorlar yada özlüyorlar nede olsa.
Şimdi sormak hakkımız değil mi?
Madem bu millet irticacı siz terakkicisiniz…
80 yıldır bu ülkeyi idare eden söz terakkiciler ancak gerçek irticacılar(!) Bu ülkenin;
Okul sorununu neden çözmediniz?
Nüfus kayıtlarını doğru dürüst neden kayıt altına almadınız ve hala alamıyorsunuz?
Kadastrosunu neden tamamlamadınız?
Tapularını neden çıkarmadınız?
Nüfusunu doğru dürüst neden sayamadınız?
İrtica narası atanlar!
Halka güvenmeyenler!
Siz değil misiniz Aselsan'daki genç beyinleri bile koruyamayanlar!
Aya hala neden gidemiyorsunuz?
Sıradan bir uyduyu bile 50 yıllık İsrail'e sipariş ediyorsunuz? Yoksa 10 yılda [haşa] yarattığınızı iddia ettiğiniz gençleriniz nerede?
Yoksa Abdullah Cevdet'in damızlık macerası yarım kaldığı için mi bu haldesiniz?
Farkında mısınız? Bu hikâye sizin eseriniz. |



