Bence Yazmak Güzel
Yazmak gibisi yok. Hiçbir beklenti ve kaygı gütmeden yazmak.
Hikâye yazmak, deneme, yazmak, şiir yazmak, gazetede, dergide yazmak...
Öyle veya böyle herkes birşeyler yazar.
Gerçekten yazmak güzel!
İlla da yazmak.
Yazmak insanı rahatlatır, yazmak insana huzur verir.
Yazmanın zor ve kötü olan yanı yazılanların okuyanlar tarafından farklı algılanması, değerlendirilmesidir. Aslında bu gayet normaldır.İnsan sayısı kadar düşünce yapısı, olaylara bakış açısı, yorumlama ve idrak etme kabiliyetlerinin farklı olduğunu düşününce elbette her yazılanların değişik şekillerde algılanması gayet normaldir.
Düşünün ki bir film seyrediyorsunuz.Film bittikten sonra seyredenlerin film hakkındaki görüşlerini alacak olsanız, inanın çok farklı cevaplarla karşılaşırsınız. Filmin herkes üzerinde bıraktığı etki ve herkesin algılama şekli farklı olmaktadır.Burada belki filmin verdiği mesaj özelliğini kaybetmiş oluyor. Bu demek değil ki artık film yapmayacaksın.
İşte yazma işi içinde aynı şeyi söylemek mümkündür. Bazı gerçekleri yazmak, bazıları hakkında isimsiz de olsa birşeyler yazmak, rahatsızlık vermekte, tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Bazı gerçeklerin, iş, oluş ve eylemlerin kaleme alınmasından huzursuz olanlar, rahatsızlık duyanlar olmaktadır, olacaktır da...
İnsanlar kendileriyle yüzleşemiyorlar. Söylenenlere tahammül edemiyorlar.
Zaman hızla akıp geçiyor. Dur durak dinlemiyor. Kâh mutlu, umutlu, kâh mutsuz, tüm yaşantımız sürprizler içerisinde amiyane akıp gidiyor. Gördüğümüz, görüştüğümüz insanların yüzlerinde memnuniyetsizlik ifadeleri ve asık süratlılık, sürekli endişeli halleri doğrusu beni ürkütüyor. Bunları yazmak, köşeyi döndüğünde nelerle karşılaşacağının muallak olduğu bir zamanda, insanlar sanki yaşama sevincini yitirmiş durumdalar.
İnsanlara refakat eden günahlar-sevaplar, doğrular-yalnışlarlar içiçe yaşamaktadırlar.
Her insan âdeta bir hikâyedir.Herkesin yaraları, acıları, sıkıntıları, erdemleri var elbette. Kalabalık caddelerdeki telâşlı koşuşturmacayı, yitirilen güzellikleri yazmak benim açımdan elbette güzeldir. Gerçek olan şu ki; elindekilerle yetinmeyip, “ neden onun ki çok benim ki niye az ” diyenler çoğalmaktadır.
Bu düşünce tarzıyla kalpler bulanıyor, düşünceler gölgeleniyor, sevgi, saygı, hürmet ve şefkat gibi insanî erdemler yok oluyor. Kararan kalplerin yansıması deyim yerindeyse âdeta yüzlere vurup kapkara ediyor. Doğru ve güzel bilinen her haslet, sabun köpüğü gibi parmaklarımız arasından kayıp gidiyor.
Kıskanç, kötü insanlar çoğalıyor. Yola çıkınca üzerinize dikilnen bakışlardan rahatsız olmamak mümkün değildir. Herkesin belli bir amaçla sizden faydalanabilme yolunu aradıklarını sezinlemek insanı huzursuz ve tedirgin ediyor.
Saymakla bitmeyecek olumsuzlukları yazmak, insanları uyanmaları konusunda yol göstermek tabiki güzeldir. Tüm bu olumsuzluklar içerisinde en önemli nokta inanç. Evet insanlar inançlarını kaybetmedikleri sürece her şeyin gelmeleri kaçınılmazdır.İnsanlar inançları gereği sürekli iyi şeyler yapmaya yönelmeleri gerekiyor.
Mucizevi bir şekilde yapılan her iyilik sonunda fazlasıyla geri gelecektir. Buna tüm kalbinizle ve yüreğinizle inanmalısınız. Hangi konuda olursa olsun eğer inanç var ise insan güçlü oluyor. İnsanların dayanıklı ve güçlü olmasında olması gerekenlerin yazılıp çizilimesi elbette insanı mutlu eder ve huzurlu kılar.
Her türlü karektere sahip insanların olaylara bakış açıları farklı olduğundan, elbette yazılanlarında farklı algılanması normaldır.
Kendi adıma yzdıklarım farklı algılansa da, beğenilip, beğenilmeme gibi durumlar ortaya çıksa da, rahatsızlık duyulsa da yazmaya devam edeceğim.
İnsan bildiğini başkalarına vermeli, verebilmeli. Hayatı anlamalı, sürekli pozitif yaşamalı ve bunu etrafına yansıtabilmeli.
Unutmayalım ki; bir mum ateşiyle başka mumları yakmasıyla hiçbir şey kaybetmez.Bilakis etrafını daha çok aydınlatmaya vesile olur.
Onun için takılmadan, etkilenmeden, özgürce hür iradenizle yazın derim.