|
Aç karnına itibar iyi karın doyurur!...
Önemine binaen “Aç karnına itibar iyi karın doyurur!...” başlıklı yazımı yeniden yayınlıyorum. Demek ki öyle gerekti… İşsizlik adamın canına tak etmişti. Hayır yani, sadece kendisi olsa bir kuru ekmekle idare edecekti ama kendisine güvenip evine gelen hanımı ve bir çocuğu vardı. Onların bakımını, ihtiyaçlarını üstlenmiş, evin reisi olarak da bu onun göreviydi zaten. İşsizlik zor iş. Hiç kimse yüz vermez, değerini bilmez, dikkate almaz, önemsemezler bile. Oysa bir makamın, bir unvanın olsa; -Kele bacı, bak Eşhan’ın oğlu mühendis neyim olmuş, derler de havan bin beş yüz olur. Ya da; -Zılha’nın oğlunu gördün mü, doktor çıktı.
-Nereye çıktı?
-Yani okudu doktor oldu kız.
-Ha öyle mi, ne güzel eldeki de şans. Benim hayırsızlar bir baltaya sap olamadı, yan gelip yatar, ekmek elden su gölden geçinirler.
-He ya, bir de yarın evleneceğim diye tuttururlar.
-Hadi kendisine acımıyor bari hanımına acısın, aç bi ilaç ortada bırakacak.
Oysa makamın olsa, unvanlarınla anılsan neler söylerler neler…
Eski Türklerde, bir çocuk kahramanlık göstermeyene kadar isim kurmazlarmış. Büyüyene kadar ne yaparsa, işte o yaptığı işle anılacak bir adı da o olurmuş. O zamanlarda Türklerde kişi adlarının seçimine büyük önem verilmesinin nedenlerinden birisi de inanışlarına göre, “ismin insanın bütün kaderini değiştirebilecek sihirli bir gücü” olduğuna inanmalarıymış. Mesela; kişi ne kahramanlık yapmışsa onla ilgili bir ad alır, yoksa “adsız” diye çağrılırdı. Hiç kimse de “adsız” kalmak istemediğinden zoraki olarak kahramanlık yapmak zorundaydı. Şimdilerde ise baba hangi siyasiyi seviyorsa, hangi şarkıcıya hayransa veya hangi fikirdense ona uygun isimleri seçer sonra da “Türk İslam adından Büyükelçi olmaz” diye Şair-Yazar İsmet Özel sıkıntıya girer… İşte bizim işsiz, güçsüz ve çaresiz Memet’de sadece kuru kuruya bir Memet’ti işte. İşi yoktu, unvanı yoktu, makamı yoktu ve en kötüsü eve ekmek alacak parası yoktu. O zamanlar da tıpkı şimdi ki gibi Adıyaman’ı itler sarmış, şehrin her tarafında geziyorlardı. Halkta bir panik ki sormayın. Sonunda Belediye Başkanı, itleri kısırlaştırmaya karar vermiş, hiç değilse üremeleri azalır da, gün gelir soyu tükenir diye… Teknoloji şimdiki gibi değil tabii ki, o zaman bu işi yapan ustalar olurdu. Hani itlerin hayalarını bağlayan, anlayın işte canım şeyini bağlayan. Hani Beşiktaş’ın bir Teknik Direktörü vardı ya, adı neydi ya, yardımcı olsanıza… -Benjamin Toshack…
-Bravo sana ama soyadının okunuşu Türkçe’de sorun oluyordu. İşte itlerin hayalarını bağlayanlara, bu teknik direktörümüzün soyadının Türkçe’de söylenişiyle birlikte “.. bağlayıcısı” derlerdi. Yani bir unvandı bu.
Ancak ne gariptir ki, o zaman da Adıyaman, her şeyden mahrum olduğu gibi itleri kısırlaştıran ve o unvanla anılanlardan da yoksundu. Şu memlekette bir tane kısırlaştırıcı bulunamamıştı.
-Memet ne güne duruyor?
-Ya tam ağzımdan aldın. Memet, böyle bir iş için belediyenin adam aradığını duyunca soluğu Başkanın makam odasında alır. Makam odası dediğime bakmayın, derme çatma bir toprak dam işte.
-Başkanım, ben sizleri itlerden kurtarabilirim.
-Sadece beni değil, bütün halkı, hatta seni bile kurtar.
-Tamam işi kabul ediyorum, ne kadar maaş vereceksin?
-Yok öyle, maaş neyim veremeyiz. Kısırlaştırdığın it başına, yani büktüğün ….. başına 8 kuruş alırsın.
Memet, kısa bir hesap yapmış; “Günde iki itinkini bükse 8 kuruştan on altı kuruş eder. 4 kuruşa sabun alırım, 12 kuruş bana kalır” der ve işi kabul eder. Memet işe başlar, ilk gün iki iti yakalar ve işini halleder, yani şeyini büker. 16 kuruşunu alır, 4 kuruşa aldığı sabunla temizlenerek günü bitirir. Kısa zamanda unvansız Memet, bir unvana kavuşur. -…….. büken Memet! dediler mi, onu kast ediyorlardı. Hatta hanımı bile bir yere gittiğinde; -Bu güzel kadın kim ya? diye sorduklarında; -Vıyşş, tanımıyor musun, hani ……. Büken Memet var ya, onun hanımı. -Öyle mi, pek de güzelmiş, derlermiş. Kazandığı para öyle ahım şahım bir para değilmiş tabii ki, ama unvanı bütün hepsini unutturmuş. Kısa zamanda Adıyaman’ın en popüler insanlarından birisi halini almış. Yoldan geçerken, kadınlar, kızlar, çocuklar, koca koca adamlar hepsi birden döner ona bakar ve; -Aaaa, …….. büken Memet geçiyor derlermiş. Derken ülke enflasyonla tanışmaya başlamış ve sabun fiyatları artmış. 4 kuruştan, 6 kuruşa, 6 kuruştan 8 kuruşa ve 8 kuruştan da 9 kuruşa dayanmış. Aldığı para sabuna gitmeye, cebe bir şeyler girmemeye devam etmiş. Zavallı Memet’in Belediye Başkanından aldığı para sadece sabuna gidiyor, eve hiçbir şey alamıyor, yani tıpkı eski günlere dönmüş. Bunun böyle olmayacağına karar vererek, yine o Başkanın bildik makamını ziyarete gitmiş ve talebini iletmiş; -Başkan, bu böyle olmuyor. Sabun fiyatları ateş pahası ama bükme parası yerinde sayıyor. Hiç değilse uygun adım marş deseniz de bizim cepte para görse. -Yok öyle, senle anlaşma yaptık. Büktüğün her ite karşılık 8 kuruş alacan dedim, sende kabul ettin.
-Ama bana para kalmıyor.
-O zaman sende daha çok itinkini bük…
İtinkini bükmek kolaydı ama iti yakalamak zordu. Bir it yakalamak için akşama kadar koşturur dururdu.
Hanımı eve gelen malzemelerin azlığını görünce, her gün söylediği ihtiyaçlarının karşılanamayacağının farkına varınca bir akşam eşi Memet’le konuşmaya karar verir; -Memet, yıllardır itlerin şeyini büke büke bir hal oldun. İyi para kazandın, geçimimizi temin ettik ama hele bir hesap yap karda mıyız, zararda mı?
-Ya hanım, bir itinkini büktüğümde 8 kuruş alıyor, buna karşılık 1 kuruş da üstüne katarak sabun alıyorum.
-Eee, her gün bir kuruş üste basıyon desene.
-He ya.
-Yapma o zaman.
-Tamam da hayatım, bak benim hiçbir unvanım yoktu. Hiç kimse beni hesaba almazdı, adımı kimse bilmez, parmakla da gösterilmezdim. Ama itlerin şeyini bükme işine girince bir itibarım oldu, herkes beni tanır, sayar sever oldular. Yolda parmakla gösteriliyorum. Bunu parayla almak mümkün mü?
-Yerin dibine batsın böyle itibar. Sen itibar sahibi oluyorsun ama aç açına itibar sahibi olduğunun kimse farkında değil.
-Olsun canım benim olsun, bunu bulamayanlarda var…
Ve Memet, her gün bir kuruş üste basa basa yıllarca bu işi yapmış, itlerin nesli tükenene kadar bu sürmüş ama sonra dışarıdan ithal gelen itler sayesinde Memet’im hiç işsiz kalmamış…
Şimdi bu hikâyeden kim ders çıkarır bilmem ama bence herkes kendisini şöyle bir yoklasın. Görüşmek üzere delice kalın benim itibarlı okurlarım…
|
| [1] 2 | ![]() | ![]() |



