Şapkası Geldi Sıra Kendisinde..!
Ülke siyasetinde her geçen gün yeni projeler, oluşumlar ve birlikteliklere şahit oluyoruz.
Kimileri kendilerini Sağın gerçek sahipleri, kimileride kendilerini Solun sahipleri olarak lanse ediyorlar ve çıkıyorlar siyaset sahnesine simaları unutulmuş ta olsa.
Hafta sonu böyle bir film seyrettik siyasi tiyatroda, çokta doğal olsa gerek çünkü çok partili sistemin gereği olsa diyor ve Demokrat partisinin kongresine uzanıyoruz.
Kongrede Çiller’in desteklediği Süleyman Soylu " darbeciler partiyi ele geçirecek " sözleriyle Demirel’in desteklediği Cindoruk’un adaylığını eleştirdi ancak Cindoruk, 559 oyla liderlik koltuğuna oturdu.
Hüsamettin Cindoruk, Süleyman Soyluya karşı kazandığı dünkü kongre zaferiyle Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı oldu. Cindoruk’un, dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de desteğiyle 10 yıl sonra aktif siyasete dönüşü, daha önce başarısızlıkla sonuçlanan merkez sağı birleştirme çabalarını yeniden gündeme getirdi.
DP kongresi ’ baba ’ Süleyman Demirel’in desteklediği Hüsamettin Cindoruk ile manevi kızı Tansu Çiller’in desteklediği Süleyman Soylu’nun ortaya koyduğu çekişme itibariyle de bir bakıma ’ baba-kız ’ yarışmasına sahne oldu.
Kongreden alınan mesaj daha önceki merkez Sağda birleşim gibi bir düşünce.
Adaylık yarışına da merkez sağı birleştirme sloganıyla giren Cindoruk’un, DP ve Ana Vatan’ı birleştirdikten sonra koltuğunu genç ve yeni bir isme bırakması bekleniyor Çizilen ve düşünülen tablo bu yönde ama daha önce başarısızlıkla sonuçlanan düşüncenin önümüzdeki süreçte hayata geçirilmesinde ne kadar başarı sağlanacak onuda Zamana bırakalım.
İlerlemiş yaşına rağmen, merkez sağı birleştirme projesi için siyasetin büyük Üstadı Süleyman Demirel’in talimat ve desteği ile yeniden aktif siyasete dönüş yapan Hüsamettin Cindoruk’u en iyi tanımlayacak söz Kırat’ın yedek süvarisi olsa gerek.
Geçmiş tarihleri incelediğimizde yassı ada duruşmalarında rahmetli Adnan Menderes ve Arkadaşlarının avukatlıklarını yürüten üç isimden birisin olduğunu, ileriki tarihlerde isim Değiştiren partinin birçok kademesinde görev yaptığını, 12 Eylül’de kapatılan AP’nin yerine kurulan DYP’yi, yasaklı Süleyman Demirel’in liderliğine hazırlayan göreviyle Partinin " emanetçisi " olduğunu görüyoruz.
Şimdi bütün bunları alt alta koyduğumuzda çıkan sonuç şu “ şapkası geldi sıra kendisinde ” eğer ülkeyi böyle bir süreç bekliyorsa vay ülkenin haline 50 yıl boyunca Ülkeyi bir adım ileriye götürmeyen/götüremeyen bütün yolsuzluklarını dine cephe alarak Kapatmaya çalışan, defalarca ülkeyi uçurumlara götüren Türk siyasi tarihinin en başarısız Ama her ne hikmetse hep aranan siyasetçisi olan Demirel’e ülkeyi yönetme görevi Verilirse aklıma Aziz Nesin gelecek ve çok geçte haklı olduğuna inanmak zorunda kalacağım.
Umarım ve dilerim ne böyle bir gelişme yaşanır nede ben Aziz Nesin'in Haklılığına inanmak zorunda kalırım.
Cumhurbaşkanlığı ile siyasi kariyerini noktaladığına inandığım 28 Şubat sürecinde Gerçek kimliğini gösteren Demirel’in nasıl uzun yıllar merkez sağın temsilcisi olarak Kalabildiğine hala inanamıyorum.yaşamını,icraatlarını ve dününü incelediğimizde bu Çarpıklık ve uyuşmazlığı net olarak görebiliyoruz.
Şöyle bir geçmişe yolculuk yaptığımda düşünüyorum da bu aziz vatanı kimler yönetmiş kimler.