Bayramlara dair…
Hayatın akışı gereği süregelen günlerin bazılarının özel olması, o güne heyecan katmanın dışında, olağandışı gündemin bir gereğidir. Bu bazen sevindirici bir olayın anımsanmasını, bazen üzücü bir olayın yad edilmesini sağlar…
Ama bazı günler çok daha özeldir…
Şahsımıza ait olanların dışında, ülke ve dünya gündemini değiştiren, tarihte farklı bir başlangıç yapan, belki önemli bir kapı açan, yeni ufuklara doğru milleti yönlendiren günlerdir ki, işte asıl önemli gün olarak bunları biliriz.
Bu bazen kandildir, bazen dini bayramdır, bazen ülkelere göre ilan edilen milli bayramlardır…
Bu teknik(!) bilgiyi verdikten sonra gelelim 23 Nisan’a…
Dünyada çocuklara iki bayram var; birisi dini, birisi milli…
Ramazan-Şeker Bayramı ve tabii ki 23 Nisan…
Ama bu bayramın diğer milli bayramlardan bir farkı daha var…
Çocuklara öyle bir bayram hediye edilmiş ki, “yarınımızın teminatı” benzetmesi yerli yerine oturtmuş…
Demokrasilerde ve Cumhuriyette son sözü söyleyen millettir. O nedenle egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu belirtilir ve böyle uygulanması için de siyasi parti, sivil toplum örgütleri ve halk çaba içerisine girer.
İşte halkın iradesinin yansıması TBMM’de yapılan görev dağılımıdır. Bir şekilde halk, kendi yapacaklarını, kendilerinin belirlediği vekiller aracılığıyla hayata geçirir.
Geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz çocuklarımıza böylesine anlamlı bir günü hediye etmek, egemenliğin ruhunu anlamakla eşdeğerdir.
Ülkemize cumhuriyeti armağan eden o ekip, egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğunu diri tutmak için, onu sürekli gelecekte söz sahibi olacak çocuklara armağan ederek, anlamlı bir mesaj da vermişler.
Bayramları sevinç ve neşe içinde kutlarız.
Ama bayramları özüne uygun yaşamaya da bir türlü çalışmayız.
Halkın iradesi esassa ve bunu da “ kayıtsız şartsız ” ibaresiyle katmerleştiriyorsak o zaman o iradeye, iradenin oluştuğu meclise saygı göstermeli, iradeyi ipotek altına almak isteyen tüm yasa dışı oluşumlara da yekvücut karşı çıkmalıyız…
Elbette 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın iki yönü var.
Birisi egemenliği vurgulamaksa, bir diğeri çocukları öne çıkarmaktır.
Kısaca bu bayram her halükarda çocukların bayramıdır.
Birisi emaneten, birisi asil…
Adında “ bayram ” olunca da çocukça kutlamak gerekir…
Alışılagelen törenler, resmi merasimler, yürüyüşler, bir iki dans gösterisiyle değil, olabildiğine çocukça, olabildiğine içten, olabildiğine samimi…
Ülkemizde özellikle milli bayramlara bakış açısında bir değişme, bir dönüşüme gitmek gerekiyor. Her ne kadar bizim çocukluğumuzdaki sıkıcı bayramlardan uzaklaşmışsak da, halen değişim ve dönüşüm gerekiyor.
Bayramları yürekten kutlamak, halkın ve çocukların neşeyle katılımını sağlayacak yeni bakış açısının mutlaka hayata geçmesi, geleceğimizin teminatı olan çocuklara bırakılan egemenliğin de daha iyi anlaşılmasına neden olacağına inanıyorum.
“ Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan ” diye şarkı söylemekle bayram yapılmıyor.
Neşe, dayatmayla, zorla, ödevle olmuyor.
Neşe, yürekten coşup dışarıya fırlayan mutluluğun tam adıdır.
Bu da ancak özümsemeyle olur.
Önemli olan minicik yüreklere bu coşkuyu, bu neşeyi, bu sevinci akıtabilmektir.
Tutarsız büyüklerin olabildiğince tutarsız davranışları, çocukların zihninde bile kabul görmüyorsa, çelişkileri bir türlü anlamıyorlarsa egemenliği nasıl kavrayacak, cumhuriyeti nasıl anlayacak, demokrasiyi nasıl özümseyecekler.
İş halka ve onların iradesine saygıda yatıyor vesselam…
23 Nisan 2009