|
Siyasallaşan Toplum Sosyalleşemiyor
Siyaset, insan yönetme sanatına verilen genel bir addır. Siyasetçi ise içerisinde bulunduğu toplum adına temsiliyet görevini sürdürür. Siyaset amacı dışına çıkarılınca siyasallaşan toplumda asosyalleşme kaçınılmaz hale geliyor. Toplumun çeşitli sorunlarına çözüm bulmak adına oluşturulan sivil toplum örgütleri de bu siyasallaşmadan fazlasıyla nasibini alarak politik kimliklerle tanımlamalara maruz kalınca toplumda karmaşa ve huzursuzluk artıyor. Memnuniyetsizlikler beceri, ehliyet ve liyakat tekniği açısından değil de sivil toplum kuruluşlarının tepelerindeki siyasallaşmış veya önyargıların kurbanı kimlikler nedeniyle gerçek fonksiyonlarını icra edemiyorlar. Sonuç olarak politik yaklaşım asosyal toplumun oluşmasına neden oluyor. İnsanlar birbirlerinden uzaklaşıyor. Oysa sivil toplum kuruluşlarının topluma karşı ödevleri ve sorumlulukları arasındaki en önemli unsur toplumun kaynaşmasını, güçlenmesini sağlayacak etkinlikleri gerçekleştirmektir. Bana göre tartışmayan, suskun veya vurdumduymaz bir toplum dış güçlerin hesabına gelir. Müdahaleye açık, kuzu kuzu her şeyi kabullenebilen, önüne ne konulursa kabul diyen bir toplum sorunsuz, müşkülatsız pasta, börek, kek olarak kabul edilir. Birbirlerimizi siyasal kimliklerimizle şucu-bucu şeklinde tanımlamak yerine birey kimliği ile tanımalı ve önyargısız sosyal meselelerimizi görüşmeli tartışmalıyız. Geçmişte büyüklerimiz toplumu tartışır hale getirebilmek için çokça çaba sarf etmelerine rağmen bu özelliğe bir türlü haiz olamamışız. Bu durum kitap okuma kültürü babında da önem arz ediyor. Çünkü okuyamayan toplum tartışamıyor. Tartışamayan toplum sorunlardan kaçıyor, neme lazımcılık hâkim oluyor. Sorunlardan kaçan toplumun önüne ne konsa ona rıza göstermek durumunda kalıyor. Hâlbuki demokrasinin uygulandığı toplumlarda her şeyin tartışması lazım. Tartışmalar neticesine elde edilecek sonuçlar toplum lehinde değerlendirilmesi lazım. Bu konuda siyasetçi ve medya mensupları ortak hareket etmelidir. Şimdiki gibi birbirlerini yeme yerine duyarlılıklarını, enerjilerini topluma faydalı olma konusunda bir araya getirmelidirler. Demokratik kriterlere göre topluma öncülük yapmak, toplumu aydınlatmak, sorunların çözüme kavuşabilmesi için meseleleri tartışılabilir hale getirmek öncelikle de medyanın görevi olmalıdır. Birkaç yazımda farklı mevzularda tartışmaya açık mevzulara değindim. Tartışmayı sağlamaya matuf girişimlerde bulundum. Aldığım tepkiler çok enteresan. “ Sana ne kardeşim niye bu konulara deyiniyorsun. ”, “ Sen düz yazılar yaz, rampalı yazılara girme, terlersin ”, “ dokunulmazlıkları olanlara dokunma ” gibi yaklaşımlarla karşılaştım. Olsun diyerek devam etmeye kararlıyım. En azından yakın çevreme bu anlamda faydalı olmak istiyorum. Bana kızsalar da ilerde beni anlayacaklarına inanıyor ve sitemlere, kem sözlere göğüs geriyorum. Mademki bu havayı teneffüs ediyoruz. Mademki insan yönetme biçimi içerisinde seçenler, seçilenler kavramı var, bunun içerisinin iyi doldurulması lazım. Bu ise ancak meselelerimizi tartışmakla mümkün olabilir. Tartışmak demek kavga etmek demek değildir ki. Kimsenin tartışma ifadesini kavga kavramıyla eş tutmaya hakkı yoktur. Eski ifadesi ile “münazara etmek” ile eştir bana göre tartışmak. Birler tartışmalıyız. Varlığımızın şuuruna ermeliyiz. Boşa yaratılmadık. Bizler birey olarak 4-5 yılda bir hatırlanan birer hiç değiliz. Böyle olmamalı. Böyle olduğunu bize ima yolu ile hissettirenlere bizlerin birer hiç olmadığını ispat etmenin en güzel yolu, kendi konularımıza sahip çıkmak şeklinde tavır sergilemekle mümkün olabilecektir elbete. Dikkat edilirse siyasetin kapılarının rengine dokunmadan genelleyerek rahat ve sorunsuz tartışma ortamı oluşturulabiliyor. Uygun olan her platformda tartışabilmek ve sonuç alıncaya kadar mücadele etmek demokrasinin beklenen sonucudur. Çünkü herkes kendi önündeki tabaktan sorumludur ancak, sofrayı ortak kullanıyorsak döküp kırmadan, israf edip incitmeden meselelerimize sahip çıkıp tartışılır duruma getirmeyi başarmalıyız. Tartışmaktan korkmamalıyız. Sorunlarımıza bu şekilde çözüm bulabiliriz.
Amerikan ekonomisini, Çin ekonomisi ile çarpıp Avrupa ekonomisi ile böldüğünüzde ortaya bir şey çıkmaz. Reel olan bizim kendi yapımıza uygun ekonomik tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığını kaçımız tartışıyoruz. Çalışanlarımız işsiz kalırken kaçımız yakıtlarını düşünebiliyoruz. Kaçımız gıda sorunlarının çözümü için kafa yorabiliyor. İşsizlik sigortası kimler için nasıl kullanılabiliyor. Bu konular tartışılmadan aydınlanabilir miyiz?
Kısacası tartışmayı bilen okumasını da biliyor demektir. Okuyan insan muhasebe yapmayı, kavramayı, önermeyi de iyi bilir. Tartışan toplum üretken olur. Mevcut durumumuza gelince ürkek, tartışmadan kaçan, tartışmayı hakaret sanan bir mantığın, bir anlayışın yoğurduğu toplum haline getirilmiş birer hiçiz. Siyasetin olumsuzlukları, ön yargıları maalesef asosyal bir toplum haline getiriyor bizi.
Ne mutlu ben bir “ HİÇ ” değilim diyebilenlere… |



