İyi ki Varsın!
Haber: F.Rüştü BEREKET
Adıyaman’da Bugün Gazetesi’nin 6. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle Gazeteci-Yazar Mehmet Metiner tarafından Demokrasi ve Medya konulu konferans verildi.
Adıyaman Üniversitesi M. Vehbi Koç Konferans salonundaki konferansa, Vali Ramazan Sodan, Belediye Başkanı M. Necip Büyükaslan, Adıyaman Üniversitesi Rektörü Mustafa Gündüz, kurum amirleri, daire müdürleri, gazetemiz yazarları ile çalışanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Konferansın açılış konuşmasını gerçekleştiren İmtiyaz Sahibi Abuzer Demir demokrasi ve medya konularında açıklamalarda bulundu.
Gazeteci-Yazar Metiner, başörtüsü, medya, özgürlükler, demokrasi gibi bir çok konuda açıklamalarda bulundu.
“Medyanın Tabii ki Sonuna Kadar İfade Özgürlüğü Olmalı Ama…”
Demokrasinin Türkiye’de tartışılması gereken konuların başında geldiğini ifade eden Metiner; “Taliban gibi düşünüyorsanız din ile demokrasinin bağdaşmayacağı fikrine varırsınız. Kökten laik düşünüyorsanız yine din ve demokrasinin bağdaşmayacağını söylerseniz. Türkiye’de kökten dinciler ile kökten laikçiler Türkiye’de din ve demokrasinin birleşemeyeceği konusunda birleşiyorlar. Medya tabiî ki faşist diktatöryal rejimlerde hep baskı altında tutulmuştur. Devlet zaten ideolojik bir aparat olarak, devlet üzerinden topluma ideolojik yaşam tarzında empoze edilmiş, medya da kaçınılmaz bir biçimde bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Ama aynı zamanda medyadan topluma yönelen tehdit, baskı ve şantajları da görmemezlikten gelmemek lazım. Medyanın tabiî ki sonuna kadar ifade özgürlüğü olmalı ama medya aynı zamanda haysiyet cellatlığı yapıyorsa, medya aynı zamanda çıkarsal ilişkiler içine giriyorsa, bu ekonomik çıkarları devşirmek adına siyaset kurumunu tehdit ediyorsa böyle bir medya anlayışının da sorgulanması gerekir” dedi.
“Demokrasi ve Cumhuriyeti Birbirine Karıştırıyoruz”
Demokrasi ve cumhuriyetin birbirine karıştırılan iki kavram olduğunu belirten gazeteci-Yazar Metiner; “Demokrasinin en kaba tanımı, halkın kendi kendi yönettiği rejimin adı. Halk dediğimiz monolojik yada homojen bir topluluk değil. Halk kendi içinde çeşitliliği olan bir topluluk. Halk dediğimizde farklı etnisite, dinsel aidiyetlere, mezhepsel aidiyetlere hatta çelişkileri çatışmaları olan bir bütünden söz ediyoruz. Ama bir bütünden söz ettiğimiz kadar aynı zamanda o bütünün içindeki farklılıklardan da söz ediyoruz. Dolayısıyla halkın siyasal beklentileri, ekonomik beklentileri, dinsel beklentileri çok farlı olabiliyor. Bir ülke halk, kendi kendini seçmiş olduğu idareciler marifetiyle yönetiyorsa o rejimin adına demokrasi diyoruz. Çok kabaca tanımı bu. Yani demos, halk, halkın yönetimi. Burada akla gelen soru, acaba demokrasinin halkı Jan Jak Russo’nun dediği gibi mutlak hükümdar mıdır? yada çoğunluğun söylemiş olduğu, her şeyin mutlak doğru kabul edilmesi midir? Yoksa herkesin bu doğruya biat etmesi midir? Şimdi J.J Russo’ya soracak olursanız çoğunluk ne derse doğrusu odur veya bu doğru olmak zorundadır. Ama günümüz demokrasisi aslında J.J Russo’nun, demokrasiye yüklediği anlam cumhuriyetçi bir anlamdır. Zaten birbirine karıştırdığımız iki kavramdır, demokrasi ve cumhuriyet. Çünkü cumhuriyet de cumhurdan, demos’an kaynaklıdır ama demokrasinin demos’u ile cumhuriyetin cumhuru birbirinden farklıdır. Tıpkı milletle ulus kavramını birbirine karıştırdığımız gibi. Batılı kavramsallaştırma batılı bir backraundu olan, siyasal, toplumsal, kültürel backraundu olan ulus kavramıyla bizdeki backraundu farklı olan millet kavramını birbirine karıştırmamalıyız” şeklinde konuştu.
“Benim Din Anlayışımla Ladin’in ki Farklı”
İnsanların laiklik ve din anlayışlarının birbirinden farklı olduğunu ifade eden Mehmet Metiner; “ Can Dündar’ın Mustafa belgeselini beğendiğimizi söylemeye korkuyoruz. Dündar o kadar güzel hazırlamış ki ama M. Kemal’in insani zaaflarında değinmiş. Bir insan günahlarıyla sevaplarıyla büyüktür. M. Kemal’i büyük yapan başka özellikleridir. Aman dokunma yanarsın. Atatürk düşmanı, laiklik düşmanı diyorlar hemen. Hayır. Kendi adıma ben laiklikten yana bir insanım. Ama nasıl bir laiklik. Ben dindar bir insanım ama nasıl bir din. Benim kafamdaki din anlayışıyla Usame Bin Ladin’in din anlayışı tamamen aykırı. Ladin’e göre ben Müslüman bile sayılmam, çünkü dini anlayışı çok farklı. Ama Yekta Güngör Özden’e göre de hiçbirimiz laik değiliz yani. Halbuki biz laik bir devlet düzeninden yanayız. Laiklik eğer Cumhuriyet Başsavcımız iddianamesinde yazdığı gibi topluma taşınacak bir ideoloji ve yaşam tarzıysa din-laiklik ilişkisini değil, devlet laiklik ilişkisini sorgulamamız lazım. Siz laikliği bir taraf ideolojisine indirgerseniz o zaman devletin tarafsızlığını ortadan kaldırmış olursunuz. Laiklik bir uzlaşının adıdır, tarafsızlığın adıdır. Laik devlet bütün yurttaşlarına karşı eşit mesafede durmalıdır. Laiklik bir duruştur, bir ideoloji değil ki. Biz laikliği tutuyoruz, Fransız jakobenlerinin o ideolojik cellat mantığıyla, ‘benim gibi düşüneceksin, benim gibi değişeceksin, yaşam tarzını bana uyduracaksın, üniversitenin kapısına geleceksin, ondan sonra benim gibi olacaksın” olmaz böyle şey. Bu laiklik değil. Demokratik, özgürlükçü bir laiklik anlayışını savunmamız lazım” dedi ve sözxlerini şöyle sürdürdü;
“O Tarafın da Bu Tarafın da Talibanları Var”
“ Demokrasiden, özgürlükçülükten yoksun bir laikliğin kıymeti harbiyesi yok. Dolayısıyla sorun din ile demokrasi, din ile laiklik arasındaki bir sorun değil. Dine, demokrasiye, laikliğe getirilen anlayışlarla ilgili bir sorun. Bu anlayışlar çatışıyor. Kökten dinciler ile kökten laikçiler çatıştığında insanlar din laiklik kavgası sanıyor halbuki kavga din ve laiklik arasındaki bir kavga değil, din ve demokrasi arasındaki bir kavga değil. İsterseniz kavga ettirirsiniz. O tarafın Talibanları bu tarafın Talibanları var. İşte orta yerde demokrasiyi savunduğunuz zaman da bir taraf sizi dinden çıkmış olarak suçluyor, bir taraf da laik cumhuriyetin düşmanı olmakla. Vatandaşlar laik olmak mecburiyetinde değildir, doğru ama bizler laikliği savunabiliriz, laik bir devlet düzenini savunabiliriz. Niye savunabiliriz, aslında laiklik yani demokrasiyle bağdaşır bir laiklik, özde demokratik bir laiklik aslında en fazla dindar insanların işine yarayan bir devlet düzenidir. Çünkü dindarlardan bir kısmı iktidara geldiğinde kendileri gibi düşünmeyenleri insanları zaten baskı altında alacaktır. Ama herkesin özgür olabileceği bir rejim ancak demokratik bir laiklikle mümkün olabilir. Dindarlar yaşabildikleri kadar yaşayacakladır, ama bir başkasına da tabiî ki rahatsızlık vermemek koşuluyla.”