|
Yetkililer beceriksiz, becerikliler yetkisiz…
Alışverişte “Gün Bu Gündür” diyerek Adıyaman’da önemli bir hareketliliğin yaşanması için, tıpkı İstanbul’da olduğu gibi esnaf ve sanayicilere dün bir çağrı yapmıştım. Yazımda birçok ismi de zikretmeme rağmen sadece ATSO Başkanı Zafer Ersoy’dan ses geldi. Her zamanki gibi… Beğenirsiniz, beğenmezsiniz… Eleştirirsiniz, destek verirsiniz ama ortada olanı kendi üslubuyla dobra bir şekilde söyleyen isimlerin başında ATSO Başkanı Zafer Ersoy gelir. Ersoy’un iki yıldan beridir sık kullandığı bir cümle var. Dün telefonda da söyledi; “Yetkililerin beceriksiz, beceriklilerin yetkisiz olduğu bir kentte doğruları söylemek zordur.” *** Geçenlerde bir arkadaşlarıma sordular “falanca derneğe neden girmiyor, neden yönetimde yer almıyor veya başkan olmuyorsun?” diye… Cevabı “Neden olacakmışım?” oldu ve devam etti; “Yapılması gerekeni yaptığında sevilmezsin. Doğruları söylediğinde adın bozguncuya çıkar. Bizim bir toplantı olduğunda yedirecek ne yemek paramız var, ne oranın ikramını karşılayacak çay parası. Ne ihale beklentimiz var, ne usulsüz işlerimiz. Ne vekillik özlemimiz var, ne belediye başkanlığı. Böyle olunca parası olan veya amacı olan birisini seçer kurtuluruz” dedi. Elbette bu bir genelleme değil, o arkadaşın üyesi olduğu bir kurum için geçerliydi. Belki bunu başka kuruluşlarla, belki başka siyasi partilerle de kıyaslayabilirsiniz. Az veya çok ama kıyas mümkün. Yani öyle bir hale geldik ki, artık emaneti ehline değil, parası veya amacı olana bırakmak zorunda kaldık. O da işini değil, yapılması gerekeni, kendisine dikte edileni yapmaya başladı. Gücü yettikleri de kendisiyle birlikte olunca bu kentin bir adım ilerlemesini beklemek hayalden öte bir şey değildir. Sormayan, sorgulamayan, hakkını aramayan, gerçekleri söylemeyen, haykırmayan bir toplumun veya toplum adına yola çıkanların ne gibi bir katkısı olabilir? İki türlü sesi çıkanlar var… Birisi gerçekleri söylemek için, Bir diğeri gerçekleri gizlemek için… İkisinin de sesi gür çıkar. Ancak birisi kendisi için, hatalarını örtbas etmek için, çaldıklarını gizlemek için bağırır, birisi toplumu için… *** İşte Zafer Ersoy’un da sesi gür çıkıyor… Kendisi için değil, toplumu için olduğuna inanıyorum… Eğer bir kentte, bir ülkede bir kurum veya kuruluşta sıkıntı varsa, sıkıntıyı iki türlü söylersiniz. Birisinde “siyaset olsun” diye, diğerinde “çözüm bulunsun” diyedir. Aslında her ikisinde de “çözüme çağrı” vardır. Ancak birisinin gündeme getirme niyetiyle, bir diğerininki aynı olmaz. Dolaysıyla samimiyet olarak da hemen sırıtır. Kim ne derse desin, ülkede gizlenmesi mümkün olmayan bir ekonomik sıkıntı var. Bunu hükümeti eleştirmek olur diye gizlemek kendini kandırmaktan öte bir şey değildir. Gerek dünyadaki ekonomik kriz, gerek onlarca yıldır beceriksizce yönetilen bir ülkenin geldiği son nokta olması, bu krizi kaçınılmaz hale getirmiştir. Bunda hangi iktidar suçlu, hangi yönetimin “daha çok” suçu var. Krizi aslında kimden devraldık.. Bütün bunlar sorulabilir ve elbette hepsinin de bir cevabı vardır. Ama bütün bu sorulara gerek yok. Çünkü gerçek olan bir sıkıntı olduğu ve insanların ekonomik açmazla karşı karşıya kaldığıdır. İşsizlik, yoksulluk ve çaresizlik, insanların değer yargılarını çürütecek hale geldi. İstediğiniz kadar gizleyin. İstediğiniz kadar lüks odalarda oturup, mükellef sofralarda “sıkıntı yok” deyin… Toplum çözülme ve çürüme noktasına gelmişte geçiyor bile… *** Bu nedenle aynı çağrıyı yineliyorum; Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zafer Ersoy, Esnaf Odaları Birliği Başkanı Mustafa Salman, Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatif Başkanı Abuzer Aslantürk, Tüm ekonomiyle alakalı dernekler, odalar, vakıflar.. yapın bir toplantı, “Bismillah” deyin “Gün Bu Gündür” diyerek yola çıkın… Destek veren tüm işletmeler fiyatları çekebildiği kadar aşağıya çeksin, Yapabildiği kadar kampanya yapsın, Verebildiği kadar hediyeler versin… Bakalım neler değişecek? Siz “Gün Bu Gündür” deyin, nelerin değişeceğini göreceksiniz… Yoksa sürekli söylemeye devam ederiz. Ortada bir kriz var, hiç kimse yerinden kıpırdamıyor. O zaman yine Ersoy’un cümlesi dudaklarımıza kadar gelir istemeden, “Yetkililer beceriksiz, becerikliler yetkisiz.”
|



