|
Berâet-i zimmet asıldır’ lakin…
Son yıllarda peş peşe gelen operasyonlara sevinmeli mi yoksa üzülmeli miyiz? Elbette hukuk ve ahlak dışı eylem sahiplerinin izlenmesi ve yargıya hesap vermesinin sağlanmasına sevinmemek imkânsızdır. Gün geçmiyor ki içlerinde üst düzey bürokrat, siyasetçi, güvenlik görevlisi, akademisyen, sokak serserilerinin karıştığı bir 'çete' operasyonu yapılmasın. Bu operasyonların en büyüğü ve en önemlisi hiç kuşkusuz İttihat ve Terakki/Özel harp/Jitem/Ergenekon'dur. Bu süreç, bu haliyle bırakılmayarak derinleştirilir ve halen ortalıkta elini kolunu sallayarak dolaşan liderleri içeri alınıp, hesapları görülmesi durumunda Türkiye'nin geleceği aydınlanacaktır. Bir rektöründe içerisinde yer aldığı operasyonla ilgili olarak Dilipak, dün MSN'de 'neler oluyor' diye sordu. Kendisine 'balın bozulduğunu ve sirkenin koktuğunu' söyledim. Hakikaten öyle. Önemli makamlara gelmiş insanların 'ihale yolsuzluğu' gibi iddialarla izlenip, tutuklanması çok acı bir durumdur. Ancak hiç sürpriz şeyler değildir. Hani haklı olarak denilir ki; 'Terörün dini imanı olmaz. Terör terördür.' Artık bu yolsuzluk içinde geçerli. Yolsuzluk yapanların partisi, inancı, kimliği önemli değildir. Yolsuzluk yolsuzluktur. Bol para safları karıştırdı, kim nerde duruyor kestirmek çok zor! 'İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın' cümlesi, para ve insan arasındaki karşılıklı ilişkiyi çok güzel izah ediyor. Ne acıdır ki insan kendini inkâr edip, eşyanın efendisi iken kölesi olmayı tercih ediyor. 'Toplumun ahlak düzeyi düşük, yalan söylemek doğal karşılanır olmuş, sefalet ve cehaletin ittifakı, insanları harama sevk ediyor. Hırsızlığın her türü, profesyonel biçimde yürütülüyor. Her geçen gün parayla insan arasındaki denge biraz daha bozuluyor. Para değer kazanırken, insan ucuzluyor. Rüşvetsiz hiçbir iş görülmüyor. Akla gelebilecek her yerde, her konuda rüşvet mutlaka alınıyor.' İbrahim Okumuş, Kahire Kitabı, adlı eserinde Mısır'ı böyle anlatıyor. Bu metin, sanki Mısır üzerinden bu ülkeyi tarif ediyor. Bu tespitlerin Türkiye'ye uymadığını iddia edebilecek biri var mı? Aynı şeyler, hatta tüm dünya için geçerli. Acı ama gerçek. Topyekûn bir çürüme içindeyiz. Ve bu çürümeyi durduracak kişi ve kurumların insan kaynağı ve parasal sıkıntıları ise tarifsiz boyutlarda. Bir vicdanı dinle kontrol etmiyorsanız, ceza yasaları ile hiç kontrol edemezsiniz. Tarihin hiçbir döneminde en ağır müeyyideler bile bunu engelleyememiştir. İnsanı kontrol edebilmenin tek çaresi, ona Allah'ı sevmeyi ve ondan utanmayı öğretmektir. Materyalist bir düzende, bu inançla yoğrulmuş insanlara 'yetim malı', 'kul hakkı' demenin sadece komik cümleler olduğunu hepimiz biliyoruz. İnsanı aidiyetle tariflemek yetersizdir. Dindarlık yalnızca namaz kılmakla mümkün değildir. Allah c.c. 'Vay o namaz kılanların haline' demiyor mu? İnsanın doldurduğu en kötü kap mide imiş. Ünlü mimar Prof Dr Turgut Cansever hoca ile iki yıl önce ofisinde üç dört saat süren baş başa bir görüşme yapmıştım. Muhterem Turgut hoca ile konuşmamızda sık sık gözlerimizden yaşlar damladı. Konuştuğumuz şeyler tam da hiç beklemediğimiz kimselerin hangi yöntemlerle tuzağa düşürüldüğü, nefislerinin esiri hale getirildiği, az bir bedelle dinlerini ve ahretlerini nasıl sattıkları idi. Bir toplum hakkında kanaat sahibi olmak istiyorsanız onlarla konuşmanıza gerek yok. Onların ne yiyip içtiklerine, mimarilerine, sokaklarına, kitaba bakışlarına, haksızlık karşısında nasıl bir tavır takındıklarına bakmanız yeterli. Söz konusu operasyonlarda adı geçen bazı kimseleri, arif sanarak değişik yöntemlerle uyarmıştık. Bunlar 'gittiğiniz yol, yol değil' uyarılarımızı 'henüz belediye tarafından yolların yapılmaması olarak anlamışlar. Galiba onlar da bizi birçok kimse gibi yanlış anlamışlar. Okyanus operasyonunun üçüncü (sanırım dördüncüsü de yolda) ayağından hareketle medyanın bu tür operasyonları sunuş biçimi de rahatsız edici. Çünkü çoğu kez kesinleşmiş yargı kararı bulunmadan 'zanlı' insanları 'suçlu' ilan ediyorlar. Evet, bir sorun var ki emniyet güçleri operasyon yapıyor. Sorgulama bitmeden, daha zanlılar yargıç huzuruna bile çıkarılmadan, içerde olup biten her şeyin ayrıntısı anında gazetelerde. Birde bakıyorsunuz ki bir kısmı serbest bırakılmış. Güya haberlerde isimlerin ilk harfi yazılıyor. Ancak kişiyi tanımaya yetecek unvanı, görevi gibi her türlü karine, resimleriyle birlikte haberleştiriliyor. Son zamanlarda siyasi iradenin verdiği destekle çok önemli işler yaptığına inandığım emniyet güçlerinin, içeride olup biteni adeta kişiyi yargısız infaza tabi tutarcasına dışarı aktarması yahut aktarmıyorsa yazılanları tekzip etmemesi üzerinde çokça durulması gereken bir insan hakları ihlali olduğu kanaatindeyim. Malumlarınız, hukukun temel ilkelerini oluşturan ve merhum Ahmet Cevdet Paşa'nın Mecellesi'ne borçlu olduğumuz 'masumiyet karinesi' yani Mecelle'nin ifadesiyle “Berâet-i zimmet (masumiyet) asıldır” ilkesi bütünüyle ihlal ediliyor. Ama bu toplumun hukukçularının önemli bir kısmının hiç tanımadığı Ahmet Cevdet Paşa ve ekibince hazırlanan Mecelle'yi, okumamış hatta duymamış yığınları görmeyi de çok görmüyorum artık. Kitap ve hukuk demek olan Mecelle'yi; 'Şeriat kitabı' deyip küçümseyen İttihat ve Terakki müsveddelerinin cahil bıraktıkları toplumun, mazideki şaheserleri ile nasılda alay ettiklerini ve bu alaya karşı bilgiyle donanmayarak alet olunmasını görmekte, en az çeteler kadar acı veriyor insana. “Hırsızlara, soysuzlara müsamaha göstermek; doğrulara ve mazlumlara zulümdür” diyor Hz Mevlana. Hz Ali k.v. Nehc'ül Belâğa'sında bize ne kadar büyük dersler veriyor. - “Çok kimse sanki varisleri kavga etsinler diye çalışır. - Haksızlıklara isyan etmeyenler, gelecek felaketlere katlansınlar. - Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkin. - Bir hakikati müdafaa ederken önce kendiniz inanmalısınız! Başkasını inandırmak sonraki iş - Zulüm ve kötülüğün her çeşidine felaket nazarıyla bakmayan, ondan daha belalısına uğrar. - Kazançlardan beklenen nice fayda vardır ki, yoksulluktan başka bir şey getirmez. - Haksızlık karşısında eğilmeyiniz…” |



