|
Kastını Aşan aşklar…
Aşk, kastını aşmak için yüreklerde kendisine yer bulur. Eğer sevgiye aşk diyorsanız “kastını aştığını” baştan kabullenmeniz de gerekir… Bu kast başka kast… Hindistan’da sınıf ayrımına “kast” deniyormuş. Yani “şu kasta mensup, bu kasta mensup” diye… Hali üzere üst kast, yani üst tabaka, alt tabakadan kız alamazmış… Bırakın kız almayı, âşık bile olmazmış, gönül koyamaz, şiir yazamaz, şarkı besteleyemez, serenat yapamazmış… Bir zamanlar Avrupa’daki aristokratlar gibi… Nasıl olur da alt tabakadaki birisi üst tabakadaki bir başkasıyla evlenir? Herkes haddini bilmeli değil mi? Öyle farklı tabakada birisine gönül koymak yok, yüreğine laf anlatacak kastını aşmayacaksın… Yoksa cezası ölümdür… *** Hindistan'ın doğusundaki Bihar eyaletinde, kendisinden farklı kasta mensup bir kıza aşk mektubu yazan 15 yaşındaki genç, kızın üyesi olduğu kasta mensup kişilerce başı tıraş edilerek sokaklarda dolaştırıldıktan sonra bir trenin altına atılarak öldürülmüş… *** Dehşet verici değil mi? İlkellik… Sadece bir aşk mektubu yazmış… Ne elini tutmuş, ne şiirler yazmış, ne gözlerine bakarak şarkı söylemiş… Ne gezmiş, ne tozmuş, ne ipeksi saçlarına övgüler dizmiş… Sadece yüreğinde doğan sevdayı satırlara dökerek aşk mektubu yazmış… Karşılık beklemeden… Safça, çocukça… Dün Dünya Çocuk Hakları günüydü üstelik… *** Aynı duruma ülkemizde bakalım… Bizde görünen şekliyle “sınıf ayrımı” yoktur. Sonradan görme zenginlerin geldiği yeri unutmasından olmalı ki, “tabaka fobisi” peydahlanır birden bire ve asla alt tabakayla görüşmezler, hastalık falan bulaşır(!) Allah muhafaza… Yoksa, genel olarak bir sorun yoktur… Türk, Kürt’le evlenir… Kürt, Türk’e gönül koyar… Alevi, Sünni’ye âşık olur… Sünniler Alevilerle evlenir… Sağcı, solcuya âşık olabilir, solcu sağcıya… Zengin fakir aşkı çoktur, sorgulanan “samimiyettir.” Türk filmlerine konu olan ve bin bir türlüsü çekilen hikâyelerde “benim servetime göz diktin ha!” türü itirazlar sonradan görmelerin küçümsemesindendir. Yoksa ülkemizde bilinen şekliyle sınıf ayrımı yok, olsa da “cezası” yok… İsterseniz sonu hüsranla biten aşk mektubu hikâyesini biraz açayım… Bihar eyaleti polis yetkilileri 15 yaşındaki Manish Kumar’ın rakip kasta mensup kişilerce okula gittiği sırada kaçırıldığını belirtti. Başı tıraş edilerek sokaklarda dolaştırılan gencin, oğlunun bağışlanması için yalvaran annesinin gözleri önünde bir trenin önüne atılarak öldürüldüğünü kaydeden yetkililer, gencin annesi Lalit Devi’nin çaresizlik içinde oğlunun trenin altında korkunç bir şekilde can verişini izlediğini söyledi. Kaimur semti polis müfettişi Rajesh Kumar, alt kast olarak kabul edilen “yıkayıcı” toplumuna mensup bir kıza aşk mektubu yazan gencin biraz daha üst bir kast olarak kabul edilen “mandıracı” Yadav toplumuna mensup olduğunu belirtti. Kastlar arasındaki aşk ilişkilerine şiddetle karşı çıkılan Hindistan’ın kırsal kuzey kesiminde, “aile onurunu kurtarmak” adına kızgın ailelerce cinayet işlenmesi olaylarına sık sık rastlanılıyor. İşte aile onurunu kurtarmak budur(!) değil mi? Ülkemizde de aynı cehaletin yaşanmasını isteyenler, halkı Kürt-Türk diye bölme, Alevi-Sünni diye ayırma gayretindeler… Bütün bu alçakça oyunların hepsi de üç beş oy için… Medeniyeti yüksek, insanlığı hat safhada olan bir ülkede yaşıyoruz. Hindistan’daki gericiliğin bize sirayet etmesini isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek oyunlara gelmemeli… Belki “davul bile dengi dengine” denir ama bu denkliği ve denklemi bozan tek şey aşktır, sevgidir, hoş görüdür… Ya bu güzel hasletlerimiz de olmazsa, ya hepsini birden yitirirsek? |