|
Tarih insanlığın hafızasıdır!
Önceki yazılarımızda da kısaca belirttiğimiz üzere otobüsle Yunanistan, İtalya, Vatikan, Fransa ve Monako'yu kapsayan bir geziye çıkmıştık. On dört gün süren seyahatimiz tamamlandı. Gezimize birbirini tanımayan farklı mesleklerden, orta ve üst gelir grubu insanlar katılmıştı. On dört günde, kimisini hızlı kimisini ise ayrıntılı gezme imkânı bulduğumuz 21 şehir gördük. İlginç bir deneyimdi. En önemlisi bu gezide, birçok ayetin tecellisini 'görme' ve güzel dostluklar kurma imkânım oldu. [Görme diyorum, belki birkaç istisna hariç kimse bunun farkında bile değildi] “Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Ekip, dikmek, su ve maden çıkarmak için toprağı sürmüş ve kazmışlar ve onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişler. Peygamberleri de onlara açık deliller getirmişlerdi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.” (Rum 29) “Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Baksalar ya, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuştur? Onlar, kendilerinden hem kuvvet hem de yeryüzündeki eserler yönünden daha üstün idiler. Öyle iken, Allah onları günahları yüzünden kıskıvrak yakalayıverdi. Onları Allah'ın gazabından koruyan da olmadı.” (Mü'min 21) “Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Üstelik onlar, bunlardan hem daha çok, hem de kuvvetle yeryüzündeki eserler bakımından daha güçlü idiler. Fakat kazanmakta oldukları şeylerin kendilerine hiçbir faydası olmadı.” (Mü'min 82) Özellikle Selanik, Atina, Cenova, Roma, Paris, Venedik, Verona gibi şehirlerde gördüğümüz milattan önce ve sonrasına ait eserler, tam da Ayet-i Kerime'lerin işaret ettiği gibi bugünün teknolojisi ve mühendisliği ile yapılması neredeyse imkânsız eserlerdi. Yanya ise tam bir Osmanlı kenti. Osmanlı kendinden önceki ne kadar eser varsa itina ile korumuşken, Yunanistan kentlerinin çoğunda, Osmanlı'ya ait tüm izler silinmiş. Yanya dışında gördüğümüz kentlerde, Osmanlıya ait neredeyse hiçbir emare yok. Roma imparatoru Galeryus'un kendisi için Atina'da yaptırdığı, ancak gömülemediği muhteşem yuvarlak (rotinda) bina, Osmanlı tarafından mimarisi bozulmadan, aynı mimari ile yanına minare ve şadırvan yapılarak camiye dönüştürülmüş. Yunanlılar ise kiliseye dönüştürmüş. Görkemli eserde restorasyon devam ediyor. Osmanlı ekleri ise ilgisizlikten yok olmakla yüz yüze. Yunanistan gazabından kurtulabilmiş az sayıdaki Osmanlı eserinin hiçbiri amacına uygun kullanılmıyor. Ya yıkılmış ya kilise veya müzeye çevrilmiş yahut harabe durumda! Ancak kendi tarihleri ile ilgili eserleri kurtarmak için ellerinden geleni yapmışlar ve yapıyorlar. Batı eserlerinin tümünde çıplak heykeller eserin en vazgeçilmezi. İhtişam, debdebe, gösteriş hat safhada… Tüm eserler bütünüyle sadece gücü ve ihtirası temsil etmek üzere tasarlanmış. Hemen hepsi ruh sıkıcı ve itici yapılar. İnsan düşünmeden edemiyor. Onlarca ton ağırlığında bu dev kayalar dağların başına nasıl çıkartıldı? Bu vinçlerin bile kaldırmakta zorlanacağı bu mermer parçaları nasıl kesildi, işlendi ve bin metre yüksekliğe nasıl taşındı? Acaba bu eserlerin temellerini kaç milyon kölenin kan ve gözyaşı suluyor? İnsan yine sormadan edemiyor. Acaba kaç ziyaretçi ağzı açık izlemek ve fotoğraf çektirmenin ötesinde bu soruları sorup tefekkür ediyor? Bir eserin insanda heyecan uyandırması gerekir. Batılı eserlerin hiçbiri bende bu heyecanı uyandırmadı. Bu eserler ziyaretçileri üzerinde sadece baskı uygulayan birer çilehane gibiler. Örneğin Endülüs, Selçuklu, Osmanlı eserlerinin verdiği insani duyguları vermiyor. Gezide birlikte olduğumuz Amerikalıya 'Batıdaki tarihi eserleri mi, Türkiye'deki Osmanlı eserlerinimi beğeniyorsunuz' diye sordum. O bile, Dolmabahçe Camii'ndeki güzelliği hiçbir batı eserinde görmediğini belirtti.
Hz Mevlana'nın 'Edebi edepsizden öğrendim' dediği gibi, kendi değerlerimizin kıymetini batıyı gördükten sonra daha iyi anlıyoruz. Gezimize katılanların ezici çoğunluğu ne kendi tarihimizi ne de diğerlerinin tarihini biliyor. Üstelik hemen hepsi üniversite mezunu... Tarihe ait bildiklerini sandıkları kırıntıların ise hemen hiçbiri doğru değil. Tarih Hz Âdem a.s.'la başladı ve tarihi bilmeyenler hiçbir gerçeği bilemezler.
Tarih bilmemek Kur'an-ı Kerim'i bilmemek/okumamış olmak demektir. Tarihi bilmemek, kendini bilmemek demektir. Tarih bilmeyenlerin geleceği olamaz. Kur'an-ı Kerim'in dört binden fazla Ayet-i Kerime'si tarihe aittir. Bu ise neredeyse üçte ikisi eder. Bir Müslüman için tarih, sadece kartpostalları süsleyen eserlerden ibaret olamaz. Mustafa İslamoğlu hocanın tabiri ile tarih; imanın unsurlarından biridir. Yani Hz Âdem, Hz İbrahim, Hz Nuh gibi peygamberlerin, Ad, Semud, Medyen gibi kavimlerin, Nemrut ve Firavunlar gibi tarihi unsurlara ait vahyi bilgilere iman etmemek, İslam dışı kalmayı gerektirir. 'Demiri milattan önce iki veya dört binlerde falan kavim buldu' cümlesine inanan bir Mü'min Kur'an'dan haberdar değil demektir. Çünkü, Allah c.c. Sebe Suresi 10. Ayeti Kerime'sinde “Andolsun ki, biz, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. … Ona demiri de yumuşattık” şeklinde buyurarak 'demir' hakkında bilmemiz gereken tarihi bilgileri bize bahşetmektedir. Bunu reddedip gayrına inanmak kuşkusuz şirktir. Tarih insanlığın hafızasıdır. Hafızasız insana ne dendiğini herkes bilir. Tarihi bilmemek kendini bilmemek, insanı tanımamaktır. Tarihi bilmemek, batının yalanları içinde kaybolup gitmektir.
İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendin bilmezsen Ya nice okumaktır.
Okudum bildim deme Çok taat kıldım deme Eğer Hak'kı bilmezsen Bir kuru laf etmektir.
Okumanın manası Kişi Hak'kı bilmektir Çün okudun bilmezsen Ha bir kuru emektir. |



