|
Başbakan Erdoğan Bm Genel Kurulu’nda Konuştu…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terörizmin, kitle imha silahlarının yayılması, kaçakçılık ve örgütlü suçların küresel boyutlar kazandığını belirterek, 'Artık, 'iyi terörist', 'kötü terörist' ayrımı tamamen ortadan kaldırılmalı. Başkalarının teröristlerini barındırıp onlara destek vermekten kaçınılmalıdır' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda, Suudi Arabistan'ın 'Dinlararası Diyalog Girişimi' çerçevesinde düzenlenen, Yüksek Düzeyli Toplantı'da konuşma yaptı. Başbakan Erdoğan, böylesine değerli bir topluluğu bir araya getiren olgunun, herkesin malumu 'uluslararası camiada baş gösteren kutuplaşmanın, anlayış eksikliğinin ve ayrımcılığın ulaştığı tehlikeli boyut' olduğunu ifade etti. Farklılıklara saygı gösterilmesi ihtiyacını karşılamak üzere atılacak adımların niteliğinin ve bunların kaydedeceği mesafenin, önümüzdeki on yıllarda uluslararası ilişkilerinin mahiyeti üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olacağını vurgulayan Başbakan Erdoğan, 20. yüzyıla ait davranış kalıplarının artık geçerliliğini yitirdiği ve dünyanın modern zamanlarda birçok yeni risk ve tehditle karşı karşıya olduğunun inkar edilemeyeceğini söyledi. 'Terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, kaçakçılık ve örgütlü suçlar küresel boyutlar kazanmıştır' diyen Başbakan Erdoğan, küreselleşme sayesinde yakın geçmişte üretimde ve refah seviyesinde büyük ilerleme kaydedilmesine rağmen bu refahın adil şekilde paylaşıldığının ve dünyanın daha güvenli bir hale getirildiğinin söylenemeyeceğini kaydetti. 'Hep birlikte yaşadığımız acı tecrübeler ışığında diyorum ki hepimiz güvende değilsek hiçbirimiz güvende değiliz' şeklinde konuşan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Bu özellikle, terörizm bakımından geçerlidir. Bu fırsatla şu noktayı özellikle vurgulamak istiyorum; artık iyi terörist kötü terörist ayrımı tamamen ortadan kaldırılmalı. Başkalarının teröristlerini barındırıp onlara destek vermekten kaçınılmalıdır. Kaynağı, gerekçesi ve hedefi ne olursa olsun, terörizm insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Biz inanıyoruz ki 'kim bir insanı öldürürse sanki tüm insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim bir insanı kurtarırsa tüm insanlığı kurtarmış olur.' Sözünü ettiğim risk ve tehditler, uluslararası işbirliği ve dayanışmayı her zamankinden daha fazla gerekli kılmaktadır. Ancak, bu risk ve tehditlere karşı ortak bir siyasi irade göstermekte yeteri derecede başarı kaydettiğimizi söyleyemeyiz. Özellikle, uluslararası toplumda görülen kutuplaşma, anlayış eksikliği ve ayrımcılığı ortadan kaldırmaktan hala uzağız. Bu yolda daha çok mesafe kat etmek durumundayız. Farklılıklara saygı gösterilmesi ihtiyacını hissederek bu alanda yeni bir girişim başlatan veya mevcut çabalara katkıda bulunmak isteyenlerin sayısında artış olması da memnuniyetle not edilmesi gereken bir gelişmedir. Değerli dostum ve kardeşim Sayın Suudi Arabistan Kralı'nın başlattığı girişimi de bu çerçevede değerlendiriyoruz.' Din adamlarının, bu girişim çerçevesinde Mekke'de 2008 Haziran ayında düzenlenen Müslüman Dinadamları Toplantısı'na ve Madrid'de 2008 Temmuz ayında tertiplenen Diyalog Toplantısı'na katıldıklarını anımsatan Başbakan Erdoğan, 'Bu girişimin, dinler ve kültürler arası diyalog çabalarına büyük bir katkı sağlayacağı şüphesizdir' dedi.
MEDENİYETLER İTTİFAKI
BM Genel Kurulu'nda dün ve bugün düzenlenen Yüksek Düzeyli Toplantı'da yapılan görüş alışverişinin, uluslararası toplumun artan hassasiyetinin bir göstergesi olarak algılanmasının uygun olacağını düşündüğünü dile getiren Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: 'Bu alanda yürütülen diğer girişimler de artık mesajın anlaşıldığının, kutuplaşma ve çatışmanın çözüm olmadığı gerçeğinin görüldüğünün birer ifadesidir. Tüm bu girişimlere ve bunları destekleyenlere kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Bunlar arasında, Pakistan ve Filipinler'in yürüttükleri girişim ile Kazakistan'ın düzenlediği 'Ortak Alem: Farklılıklar Yoluyla ilerleme Konferansı'nı özellikle zikretmek istiyorum. Türkiye, özel coğrafi konumundan, zengin tarihinden ve kültürel birikiminden dolayı bu konuda ayrı bir sorumluluk hissi taşıyor. İspanya Başbakanı Sayın Zapatero ile birlikte başlattığımız Medeniyetler İttifakı Girişimi'ne özel bir önem atfediyoruz. Medeniyetler İttifakı, BM Genel Sekreteri'nin desteğiyle bir BM süreci haline gelmiştir. Genel Sekreter tarafından eski Portekiz Cumhurbaşkanı Jorge Sampaio, ittifakın Yüksek Temsilciliği'ne atanmış, BM çatısı altında kurulan Dostlar Grubu da giderek gelişmiştir. İttifak, bugün itibariyle 78 ülke ile 13 uluslararası kuruluşu bünyesinde barındırmaktadır. Tüm bu gelişmeler, ittifakın ilke ve hedeflerinin uluslararası toplum tarafından her geçen gün daha da kuvvetle desteklendiğini göstermektedir. Medeniyetler İttifakı, demokrasi, insan hakları ve yasaların hakimiyeti gibi bizleri birleştiren temel değerlerin, kültürel farklılıklarımızdan daha güçlü olduğunun bir kanıtıdır.' Daha önce de değindiği gibi iki aşırı ucun yarattığı potansiyel tehlikenin kontrol altına alınabilmesi için, bu alanda mevcut olan tüm girişimlere ihtiyaç bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bunların başarılı olmasına el birliğiyle katkıda bulunulması gerektiğini ifade etti. Bu girişimleri, rekabet içinde gelişen çalışmalar değil, birbirini destekleyen ve tamamlayan süreçler olarak gördüklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, 'Söz konusu her bir süreç kendi mecrasında yürümeli ve göreceli üstünlüğe sahip olduğu alanda katkısını sürdürmelidir' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, daha sonra şu görüşleri dile getirdi: 'Medeniyetler İttifakı da BM çatısı altında katkısını geliştirmeye çalışacak ve özellikle resmi icraat ve söylemlerin ılımlı ve sorumlu bir çerçevede tutulmasını sağlamaya gayret edecektir. Dostlar Grubu üyeleri, hazırlamakta oldukları ulusal planlar yoluyla hem ittifakın amaçlarının kendi kamuoylarına duyurulmasını temin edecekler, hem de özellikle medya, gençlik, eğitim ve göç alanlarında ortak projeler üreterek günümüzün diyalog eksikliğine çözüm bulmaya çalışacaklardır. Geleceğe güvenle bakabilmemiz için tutarlı bir vizyonumuz olmalıdır. İfade özgürlüğü ile inançlara saygı ilkelerinin bağdaştırılması hususu bu meyanda akla gelen en önemli unsurlardan biridir. İfade özgürlüğü, medeniyetimizin vazgeçilemez unsurları arasındadır ve diğer özgürlüklerin de temelidir. Ancak bu özgürlüğün, hoşgörü ve bir arada yaşama kültürünü güçlendirecek şekilde ve sorumluluk anlayışı içinde kullanılması gerektiğine inanıyorum. Zira, inanç özgürlüğü ve dini değerlere saygı da yine medeniyetimizin temel ilkeleri arasında yer alır. Burada kastettiğim, eleştirme veya sorgulama hakkının kısıtlanması değildir. Özgür toplumlarda sorgulama hakkı kutsaldır. Ancak, ifade özgürlüğü ile ayrımcılığa ve hatta şiddet kullanımına teşvik eden kışkırtıcı tutumlar arasındaki çizginin zaman zaman çok inceldiğini de üzülerek görüyoruz.'
KARİKATÜR KRİZİ
'Son yıllarda yaşadığımız 'karikatür krizi' benzeri gelişmeler, ifade özgürlüğü kavramıyla izah edilemeyecek ölçüde kışkırtıcı olmuştur' diyen Başbakan Erdoğan, ortaya konulan düşüncelerin, farklı kültürlerde, farklı dinlerde, farklı coğrafyalarda ne tür etkilerinin olacağının mutlaka ve mutlaka dikkatle incelenmesi gerektiğini ifade etti. Başbakan Erdoğan, 'Birbirimizi daha iyi anlamamız, hassasiyetlerimize karşılıklı olarak saygı gösterebilmemiz ve bize benzemeyenleri 'öteki' diye nitelendirmek yanlışından kurtulmamız ancak böylelikle mümkün olabilir' diye konuştu. Küresel huzur için Arap-İsrail ihtilafının çözümlenmesine ve Irak'ın kalıcı biçimde istikrara kavuşturulmasına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, sözlerine şunları ekledi: 'Evrensel olduğuna inandığımız değerler temelinde tüm insanlık için, ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin ortak bir medeniyet bağının söz konusu olduğunu, icraatımız ve söylemimizle ortaya koyabilmeliyiz. Aksi yöndeki tüm söylemlere, tüm çabalara ve tüm girişimlere rağmen, bizler, şunu yüksek sesle söylemeye devam edeceğiz; 'birlikte yaşamak mümkündür. Farklılıkları birer zenginlik olarak görmek mümkündür. Çatışma kolay olan, uzlaşma ise zor olandır.' İnanıyorum ki bizler, bütün samimiyetimizle ve kararlılığımızla bu zor olanı gerçekleştireceğiz. Konuşmama, hepinizi 2009 yılında İstanbul'a davet ederek son vermeyi arzu ediyorum. Bildiğiniz gibi, Medeniyetler İttifakı İkinci Forumu 2-3 Nisan 2009 tarihlerinde iki kıtayı ve üç semavi dini sinesinde barındıran bu şehirde yapılacaktır. Sizleri İstanbul'da en iyi şekilde ağırlayabilmekten ve bu önemli görüş alışverişimizi İstanbul Boğazı'na nazır bir konumda sürdürebilmekten büyük mutluluk duyacağım.'
BAŞBAKAN ERDOĞAN KOLOMBİYA ÜNİVERSİTESİNDE KONUŞTU:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Yeni ABD yönetiminin bizim için hayati önem taşıyan konulardaki hassasiyetlerimizi dikkate almasını özellikle bekliyoruz' dedi. Başbakan Erdoğan, Kolombiya Üniversitesinde 'Geleceğin şekillenmesinde Türkiye'nin rolü' konulu bir konuşma yaparak katılımcıların sorularını yanıtladı. 250 yılı aşkın zengin bir tarihe sahip Kolombiya Üniversitesinde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek konuşmasına başlayan Başbakan Erdoğan, ABD'nin yeni seçilen Başkanı Barack Obama'nın da bu üniversitenin mezunu olduğunu hatırlattı. Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un da Kolombiya Üniversitesindeki öğretim üyelerinden biri olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, bunun da üniversiteyi kendi açısından özel kıldığını söyledi. ABD başkanlık seçimlerinin küresel düzeyde önemli meselelerin gündemde olduğu bir dönemde yapıldığına dikkati çeken Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: '4 Kasım başkanlık seçimlerini kazanan Obama'yı ve ekibini en içten dileklerimle kutluyorum. Keza Sayın Obama'nın seçim zaferinin ardından yaptığı konuşmada tüm dünya ile paylaşmış olduğu, tüm dünya uluslarının aynı kaderi paylaştığını, ABD'nin barış ve güvenden yana olanların yanında yer alacağını vurgulamış olmasını da memnuniyetle karşıladık. Çok sağlam ve güçlü ilişkilere sahip iki müttefik olarak yarım yüzyılı aşkın bir süredir birbirlerine destek oluyorlar. Ülkelerimiz arasındaki yakın iş birliği, Kafkasya'dan Orta Asya'ya, Orta Doğu'dan Balkanlar'a yayılan bir coğrafya da barış, güvenlik ve refahın geliştirilmesine önemli katkılarda bulunuyor. Stratejik ortaklığımızın güçlendirilerek muhafaza edilmesi sadece ülkelerimiz ulusal çıkarları için değil, küresel barış ve istikrar açısından da anlam taşıyor. Türkiye ile ABD arasında 2007 yılında Irak'ın kuzeyinden kaynaklanan terör saldırıları ve 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları ile bağlantılı olarak bir dönem yaşandı. Ancak bu dönemin ortak siyasi irade ve çabalarımızla atlatılmış olmasından bizler büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Başta ABD Başkanı Bush ve Dışişleri Bakanı Rice olmak üzere, ABD yönetiminin ve Türkiye'nin dostlarının da bu konuda verdikleri desteğe ülkem adına, şahsım adına müteşekkirim. Dostumuz ve müttefikimiz ABD ile aramızdaki stratejik ortaklık temelinde devam eden ilişkilerimizin daha da geliştirilmesi ve daha da derinleştirilmesi bizim için büyük önem taşıyor.' Türkiye olarak bu amaçla her türlü gayreti göstermeye devam edeceklerini dile getiren Başbakan Erdoğan, siyaset ve güvenlik alanlarına ilave olarak son dönemde giderek gelişen ve çeşitlenen ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerin somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Stratejik çıkarların yanı sıra ortak ideal ve vizyona bakıldığında iki ülkenin gelecekte ortak çalışacağına olan inancını dile getiren Başbakan Erdoğan, 'Zira her ülkede liderler değişebilir, iktidarlar değişebilir, ancak ülkelerin birbirleri ile olan münasebetlerini geleceğe taşınması istikrarın habercisidir. Bir istikrarın kalıcılığını kılan yaklaşım tarzlarıdır. ' dedi. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Türkiye geçmişte olduğu gibi Sayın Obama'nın liderliğindeki yeni ABD yönetimiyle de çok yönlü ve yakın iş birliğini sürdürmekte kararlıdır. Tabiatıyla yeni ABD yönetiminin bizim için hayati önem taşıyan konulardaki hassasiyetlerimizi dikkate almasını da özellikle bekliyoruz. Bu ikili ilişkilerimizin selameti bakımından olduğu kadar barış ve istikrar açısından da önem taşıyor. Sayın Obama'nın terörle mücadelede ABD tarafından verilen desteğin devam edeceğini açıklamış olması da bizler açısından önemlidir. Bizim inancımız Türkiye ve ABD arasındaki iş birliği ve dayanışma ruhunun stratejik ilişkilerimizin temel taşı olmaya devam edeceğidir.' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomik krizin ülkelerin kendi içlerinde birbirleriyle iş birliği içinde alacakları önlemlerle er ya da geç atlatılacağını belirterek, 'Buna şüphe yok. Ancak, çözümü çok daha karmaşık olan siyasi meseleler de patlamaya hazır birer kriz kaynağı olarak önümüzde durmaktadır, bunu da görmeliyiz' dedi. Kolombiya Üniversitesinde 'Geleceğin Şekillenmesinde Türkiye'nin Rolü' konulu konuşma yapan ve katılımcıların sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, dünyadaki sorunların ortak olduğunu ve bu sorunlar karşısında insanların bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Artık sorunlara küresel bir anlam yüklendiğini, istihdam oluşturucu küresel sermaye hareketleri, hizmetlerin ve üretimin küreselleşmesi, ulaşım imkanlarının artması ve bilgi dağılımının demokratikleşmesi gibi olguların tüm insanlığın yararına olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, 'Madalyonun öbür tarafına bakıldığında küresel ısınma, iklim değişikliği, finans krizleri, uluslararası terörizm ve bölgesel istikrarsızlıklar gibi sorunlar da etkilerini dünya ölçeğinde hissettirmeye başlamıştır' dedi. Washington'da yapılacak G-20 toplantısının da bu gerçeğin yansıması olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, son küresel krizin karşılıklı bağlılığın kazandığı inanılmaz boyutları ve yol açabileceği zincirleme etkileri çarpıcı biçimde gösterdiğini kaydetti. Başbakan Erdoğan, bu sürecin takip edildiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: 'Süreç neler getiriyor, neler götürüyor, hepsi ortada. Sürekli olarak piyasalara enjekte edilen 6 trilyon doları aşkın para bile piyasaları rahatlatamamıştır. Neler yapılabilir bunların üzerinde durulmaktadır. Bu durum aynı zamanda mevcut uluslararası finans denetim mekanizmalarının krizleri önlemedeki yetersizliğini de gözler önüne sermiştir. Karşı karşıya kaldığımız tablo, özellikle dünya ekonomisine yön veren ülkelere de önemli sorumluluklar yüklüyor. Yapılacak ilk iş uluslararası finans piyasalarını düzene kavuşturacak acil tedbirlerin devreye sokulması ve buna paralel olarak küresel bir krizin tekrar gelecek olmasını da engellemektir. Ancak bunları yaparken sermaye akımlarına yeni engeller koymamaya dikkat etmek gerekecektir. Bugünkü ortamda ticaret akımlarına engel konulmaması ve korumacı eğilimlere karşı çıkılması bu krizin etkilerinin hafifletilmesi bakımından özel bir önem taşımaktadır. Dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 90'ının, dünya ticaretinin yüzde 80'inin ve dünya nüfusunun 3'te 2'sini teşkil eden G-20 ülkeleri krizin aşılmasında en büyük sorumluluğu taşımaktadır.' Bugüne kadar bakan düzeyinde yapılan toplantıların Washington'da liderler zirvesinde gerçekleşeceğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, bundan sonraki toplantıların yine liderler düzeyinde yapılmasının daha faydalı olacağını bildirdi. 'Bu kriz elbette ülkelerin kendi içlerinde birbirleriyle iş birliği içinde alacakları önlemlerle er ya da geç atlatılacaktır. Buna şüphe yok. Ancak, çözümü çok daha karmaşık olan siyasi meseleler de patlamaya hazır birer kriz kaynağı olarak önümüzde durmaktadır, bunu da görmeliyiz' diyen Başbakan Erdoğan, geçen yaz Güney Kafkasya'da Gürcistan ile Rusya arasında bir krizin yaşandığını anımsattı. Bu krizi 'yeni bir soğuk savaş' olarak da ifade edenlere rastlandığını söyleyen Başbakan Erdoğan, 'krizin çok ciddi boyutlar taşıdığına şüphe olmadığını' belirtti. Bu krizin bir kamplaşma haline dönüştürülmesinin çok yanlış olacağına işaret eden Başbakan Erdoğan, 'Esasen mali kriz de tüm ülkelere aynı geminin yolcuları olduğunu ve kendi aralarında gemiyi alabora edecek kavgalara girişme lüksüne sahip olmadıklarını bir kez daha hatırlatmıştır' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, siyasi sorunların kutuplaşma ortamına dönüşmesine izin verilmesinin hem küresel ekonominin yeni darbeler alması ihtimalini arttıracağını hem de mevcut anlaşmazlıkların kalıcı çözüme kavuşturulmasını da geciktireceğini söyledi. Türkiye olarak Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü güçlü şekilde desteklediklerini belirten Başbakan Erdoğan, söz konusu krizin patlak vermesinin ardından Türkiye'nin gerçekleştirdiği girişimleri anlattı. Türkiye'nin 'Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Paktı''nın oluşturulması için attığı adımları anımsatan Başbakan Erdoğan, bölgenin huzur ve barışı için bu adımların atıldığını dile getirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak'ta istikrar ortamının daha güçlü ve kalıcı hale getirilmesinin Türkiye ve ABD'nin ortak hedefi olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, Kolombiya Üniversitesi'nde 'Geleceğin Şekillenmesinde Türkiye'nin Rolü' konulu konuşmasında, barışın önemine işaret etti. Savaşların tehdit ettiği bir dünyayı istemediklerini belirten Başbakan Erdoğan, 'Barışın egemen olduğu bir dünya istiyoruz. İnsanların birbirine güvenle baktığı bir dünya istiyoruz' dedi. Başbakan Erdoğan, olumsuzlukların giderilmesi için Türkiye'nin elinden gelen gayreti göstereceğini kaydetti. Türkiye ve ABD'nin gündemini meşgul eden 3 temel konunun bulunduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: 'Bunlar, Irak'ta kalıcı istikrarın sağlanması, İran'ın nükleer programıyla ilgili sorunun çözüme kavuşturulması ve Arap-İsrail sorununda artık nihai barış aşamasına gelinmesidir. Türkiye, üç konuda da bölge ülkesi olarak sorumluluklarının gereğini fazlasıyla yerine getirmektedir. Öncelikli konu olan Irak'ta istikrar ortamının daha güçlü ve kalıcı hale getirilmesi Türkiye ve ABD'nin ortak hedefidir. Irak'a çok taraflı desteği artırmak amacıyla Türkiye olarak komşu ülkeler sürecini başlattık. Irak'a her alanda yardım sağlayarak bu ülkede normalleşmenin tamamlanması yönünde yoğun gayret gösterdik. Öte yandan, Türkiye'nin, Irak'tan haklı bir beklentisi var. O da Türkiye için olduğu kadar Irak için de bir tehdit teşkil eden terör örgütlerinin Irak'ın kuzeyinde hala süren mevcudiyetine artık son verilmesidir. Bu yüzden hem merkezi Irak hükümetinden hem de kuzeydeki yerel yönetimden daha etkin ve somut adımlar atmalarını bekliyoruz. Irak ile ilgili olarak sadece Irak'ın şu andaki adeta iç savaş görüntüsü veren tablolardan kurtulması değil. Bizim derdimiz bir an önce, 6-7 yıl önceki Irak'a ne kadar zamanda ulaşabiliriz, kavuşabiliriz? Öyle zannediyorum ki bunu sadece siyasi açıdan değerlendirmek doğru olmaz. Irak bir zamanlar medeniyetlerin merkezi olan bir ülkeydi. Ama şimdi bu medeniyetlerden kalan şaheserler yok. Bombalar altında bunlar yıkılıp gitti. Yeniden Irak'ı kazanabilmek için 10, 20, 30 yıl yetecek mi? Veya Irak halkının öz güvenini kazanması için bu süre acaba yetecek mi? Kısa bir süre önce Irak'a ziyaretim oldu. Belli labirentler arasında arkadaşlarımla beraber görüşmeleri yapacağımız yere gittik. Ve görüşmelerimizi yaptık. Üst düzeyli bir stratejik konsey oluşturduk. Bütün hedefimiz eğitimde sağlıkta, alt yapıda bir an önce Irak'ı aslına nasıl döndüreceğiz? Türkiye olarak biz buna nasıl katkıda bulunabiliriz?' İki ülke arasında akrabalık bağlarının da bulunduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, Irak'taki yangının Türkiye'yi de tehdit ettiğini söyledi. Bu nedenle Irak'ta bu yangının olmaması gerektiğini kaydeden Başbakan Erdoğan, 'Bir komşuluk hakkı var. Onuda geçelim insanlık olarak bize düşen bir görev var. Yapabileceğimiz ne varsa bizim bunu yapmamız lazım. Bunu yapmamız için de ilişkilerimizi diri tutuyoruz. Yeter ki Irak tekrar yeniden alt ve üst yapısıyla aslına dönüversin. Ve buradaki insanlar, insanca yaşamaya yeniden geçebilsin' dedi.
İRAN'IN NÜKLEER PROGRAMI
Türkiye'nin, İran'ın nükleer programını da yakından takip ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bu konudaki tavrının açık olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan şunları kaydetti: 'Türkiye, sivil amaçlı nükleer enerji kullanımıyla, nükleer silahların yayılmasını kesinlikle birbirinden ayırmakta ve ikincisine yönelik olumsuz bir tavır takınmaktadır. Çünkü, kitle imha silahlarının savunulması söz konusu olamaz. Ama burada bir şeyin daha altını çiziyorum. Lütfen bu konuda da nükleer silahları kendisinde bulunduran ülkeler bu soruyu kendilerine de sormalıdırlar diyorum. Sadece bir ülkeye yönelik nükleer silahı kaldır... Bunu doğru bulmuyoruz. Dürüst bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Kimde nükleer silah varsa gelin bunları ülkelerimizden arındıralım. Ve böylece insanlar bunların tehdidi altında geleceğe bakmasın diyorum. Söylemek zorundayım çünkü sorumluluğum da bunu gerektiriyor. Bölgede nükleer silahların yayılmasından rahatsızlık duyacak ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Çünkü bizde böyle bir şey yok. Ve ilk rahatsızlık duyması gereken de biziz. Böyle bir teşebbüsün içerisinde de değiliz.' Dünyada en çok savunma sanayiye harcama yapıldığını kaydeden Başbakan Erdoğan, trilyonlarca doların bu sektöre gittiğini, bu kaynakların insanlık barışına yönelmediğini söyledi. Başbakan Erdoğan, gelecek dönemde ilgili tüm tarafların akılcı, mutedil ve diplomasiye sonuna kadar şans tanıyan bir anlayışla bu meseleye barışçı yoldan son noktayı koymasını ümit ettiğini belirtti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB süreci ile ilgili olarak, 'Yılmadan, usanmadan bu süreci devam ettiriyoruz, Önümüze çıkan engelleri görüyoruz. Israrla aşıyor ve yolumuza da devam ediyoruz' dedi. Başbakan Erdoğan, Kolombiya Üniversitesi'ndeki konuşmasında İsrail-Filistin, İsrail-Suriye arasındaki sorunlara ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Sorunların giderilmesi ve kalıcı barışın sağlanması için yoğun çaba gösterildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, tarafların müzakereleri azimle sürdürme yönünde teşvik edildiğini kaydetti. İsrail ile Suriye arasında 4 görüşme yapıldığını ve sürecin devam ettiğini anlatan Başbakan Erdoğan, dolaylı süren görüşmelerin doğrudan devam etmesini temenni ettiklerini bildirdi. Başbakan Erdoğan, bunlara paralel olarak Filistin halkının içinde bulunduğu 'vahim koşullardan' bir an önce kurtarılmasının da büyük önem arz ettiğini belirterek, şöyle konuştu: 'Şu anda Filistin'in bir bütün hale gelmesi ve bir an önce demokratik süreci yeniden çalıştırması önem arz ediyor. Mevcut tablo ile İsrail ve Filistin arasındaki görüşmelerin netice getirmesi mümkün değil. İsrail zaten seçime gidiyor. Üç dört ay içinde burada görüşmeleri sürdürmek zor. Filistin'in içinde gruplar birbiriyle kopmuş. Şimdi Mısır'ın ara buluculuğunda devam eden süreç var. Temenni ederiz ki, İsrail, seçimle muktedir bir iktidarı yakalasın. Masaya rahatlıkla oturabilsin. Filistin'de de yine halka dayalı bir iktidar söz konusu olsun ve İsrail ile Filistin arasındaki sıkıntıları görüşme süreci başlatılsın. Türkiye olarak kolaylaştırıcı sıfatımızla bu çalışmalarda yer almayı kendimize görev olarak gördük.' Başbakan Erdoğan, Pakistan ve Afganistan'daki gelişmeleri de değerlendirdiği konuşmasında, bunun bölgesel ve küresel etkileri bakımından özel dikkat gerektirdiğini söyledi. Türkiye'nin her iki ülkeyle de tarihi bağları olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde üçlü bir toplantı yapıldığını anımsattı ve ikinci zirvenin de bugünlerde yapılacağını bildirdi.
AB İLE İLİŞKİLER
Türkiye'nin uzun süredir gündemindeki, dış politika hedeflerinden biri olan AB ile ilişkilere de değinen Başbakan Erdoğan, 2005 yılından beri tam üyelik müzakerelerinin devam ettiğini anımsattı. 33 fasıldan 8'inin açıldığını, birinin ise geçici olarak kapatıldığını anlatan Başbakan Erdoğan, kısa dönemdeki hedefin daha ileri bir mesafe almak olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Bu konuda biz hazırız ama ne yazık ki adeta bizim AB müzakereleri de bir rutine bağlanmış. İki iki iki... Bu adeta bu şekilde gidiyor. Niye üç olmasın, dört olmasın? Çalışmalar yürüten güçlü bir ekibimiz var. Burada bir soru işareti yatıyor. Bunu açık söyleyeyim. Başka şeyler düşünülüyorsa bunu da bilelim. Çünkü, biz dersimizi iyi çalışıyoruz ve hazırlıklıyız. Ama neden? Mevcut 27 ülkeye bakıldığı zaman ülkemizle mukayese edildiğinde bunların bir çoğuna fark atan ülke durumundayız. Her alanda, AB müktesebatıyla ilgili her alanda bunların çok çok önünde olan bir ülkeyiz. Bunu iddiayla söylüyorum. Gerçekler ortada. Eğer bu işin matematiği olsa çözmek çok kolay da bu işin matematiği yok, sıkıntı burada. Fakat buna rağmen yılmadan, usanmadan bu süreci devam ettiriyoruz, önümüze çıkan engelleri görüyoruz, ısrarla aşıyor ve yolumuza da devam ediyoruz. Ama diyoruz ki, herhalde bunlar da geçicidir. Bu çerçevede sürekli olarak önümüze bir Kıbrıs sorunu çıkarılıyor, bu süreci tıkayan unsur olarak. Siyasi amaçlı olarak önümüze çıkarılan bu engel tabii ki hiç siyasi etik açısından doğru değildir. Zira AB müktesebatı içerisinde böyle bir şey yoktur. Öbür taraftan Güney Kıbrıs'ın bir defa AB'ye alınması, AB müktesebatıyla uyumlu değildir. Zira Kıbrıs'ın kendi içinde sorunları varken, orada hala yeşil hatta BM'nin askerleri varken, böyle olduğu dönemde kalkıp da AB'ye Güney Kıbrıs'ın alınmasının anlatılır yanı yoktur.' Kuzey Kıbrıs ile ilgili AB'nin verdiği sözler bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Annan Planı ile ilgili hem KKTC, hem de Rum kesiminde bir referandum yapıldığını, Türk tarafının 'evet' Rumların ise 'hayır' dediğini anımsattı. 'Hayır' diyenin AB'ye alındığını ancak 'evet' diyenin cezalandırılmaya devam edildiğini kaydeden Başbakan Erdoğan, 'Bu dürüstlük mü Allah aşkına, böyle şey olur mu? Hem böyle diyeceksiniz, ardından bunu yapacaksınız' dedi. AB'nin, Güney Kıbrıs Rum Kesiminden aykırı bir netice çıkması halinde 'Bunu biz çözeceğiz' görüşünü dile getirdiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ancak bunun çözülmediğini söyledi. Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: 'Bunları biz gördüğümüz için önümüze bu tür siyasi engellerin çıkarılacağını biliyoruz. Fakat bütün bunlara rağmen diyoruz ki müktesebat içerisinde ne varsa, bunları yine yapmaya devam ederiz. Neticesi şöyle olur, böyle olur ama bir gün olur da bunlar nihai cevabı bize verirlerse zor değil. Biz o zaman Kopenhag siyasi kriterlerinin adını Ankara siyasi kriterleri koyar yolumuza devam ederiz. Maastricht ekonomik kriterlerinin adını da İstanbul ekonomik kriterleri koyar yolumuza devam ederiz. Mesele bu. Herhangi bir sıkıntı söz konusu değil. Göreve geldiğimizden beri Türkiye'de çıta nereden nereye yükselmiş deriz. Çok açık ortada. Maastricht kriterlerini büyük ölçüde yakalamış bir ülke Türkiye. Şu finans krizinde Türkiye diğer ülkelerden çıkan bir ses çıkartmıyor. Çünkü yere sağlam bastık. Bizler 90'lı yıllardaki krizlerden, 2001 krizlerinden gerekli dersi alarak görevimizi yürüttük. Şu ana kadar da bu böyle yürüyor. Tabii ki sıkıntılar olmuyor değil. Diğer ülkelerde yaşanan sorunlar hamdolsun biz de henüz söz konusu değil. Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde de o teşvik görevini yine devam ettiriyor.'
TÜRKİYE'NİN ENERJİ PROJELERİ
Türkiye'nin doğu batı enerji koridoru çerçevesinde de önemli bir role sahip olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ülkenin içinde yer aldığı enerji projeleri hakkında bilgi verdi. Başbakan Erdoğan, Türkiye'deki doğal gaz boru hattından Yunanistan'a doğal gaz verildiğini belirterek, 'Çünkü, Yunanistan da bu doğal gaz ile ısınsın istedik. Bu hattın adını da barış hattı koyduk. Halbuki aramızda geçmişte çok daha sıkıntılı şeyler vardı. Ama biz bu sıkıntıların devamını istemedik' diye konuştu. Kendi iktidarları döneminde iki ülke arasındaki ilişkilerin hızla geliştiğini vurguluyan Başbakan Erdoğan, düşman değil, dost kazanma ilkesini benimsediklerini söyledi. İktidara geldiklerinde Türkiye'nin pek çok komşusuyla iyi ilişkileri bulunmadığını anlatan Başbakan Erdoğan, bugün Türkiye'nin hemen tüm komşularıyla diplomatik ilişkilerinin iyi yönde geliştiğini kaydetti. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin barışın aktörü olmaya soyunan bir ülke olduğunu ifade ederek, 'Bunu böyle devam ettireceğiz, ama bizi halkımız iktidardan indirir de gelenler farklı şeyler düşünürse onu bilemem. Ama bizim ilkemiz bu' dedi. Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği'ne de seçildiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, İspanya Başbakanı Jose Luise Zapatero ile birlikte yürüttükleri Medeniyetler İttifakı Projesi'ne de değindi. Başbakan Erdoğan, farklılıkları hoşgörü zemininde yaşatan, kimseyi ötekileştirmeyen ve dışlamayan bir anlayışı hakim kılmak zorunda olduklarını belirterek, 'İnsanı merkeze alan bir anlayışla hareket etmek durumundayız' diye konuştu. Yunus Emre'nin 'Gelin tanış olalım, İşin kolayını tutalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz' dizelerini okuyan Başbakan Erdoğan, 'Gücün, çatışmanın, kin ve nefretin değil, sevginin adaletin, barış ve dostluğun hakim olduğu bir gelecek temennisiyle...' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1915 olaylarına ilişkin olarak Ermenilerin arşivlerini açmaları gerektiğini belirterek, açılan arşivlerin üzerinde gerekli çalışmaların yapılması, karar verilmesini ve buna hep beraber uyulması gerektiğini kaydetti. Başbakan Erdoğan, 'Umuyorum ki, ABD'nin yeni yönetimi de herhalde bunları değerlendirmeye alacaktır, yoksa böyle basit siyasi lobilerle, kulislerle bir ülke hakkında karar verilmez' dedi. Başbakan Erdoğan, Kolombiya Üniversitesi'ndeki 'Geleceğin Şekillendirilmesinde Türkiye'nin Rolü' başlıklı konuşmasında, dinleyicilerin sorularını da yanıtladı. Başbakan Erdoğan, Türkiye;nin AB süreci ve Batıyla ilişkileri ile Orta Doğu;daki ilişkileri arasında zıtlık olup olmadığının sorulması üzerine, 1.5 milyarlık İslam dünyasının Türkiye;nin AB sürecini dikkatle izlediğini belirtti. Türkiye;nin AB içinde yer almasının özellikle Hristiyan ve Müslüman dünyaları arasında köprü görevini oluşturacağını ve demokratikleşme sürecine ciddi katkıda bulunacağını söyledi. Türkiye;nin demokratik ve laik bir hukuk devleti olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye;nin AB üyeliğinin, Batı ile İslam dünyası arasındaki süreci de olumlu yönde etkileyeceğini söyledi. İslam dünyasındaki tüm ülkelerin Türkiye;nin burada mesafe alışını hep takdirle karşıladıklarına işaret eden Başbakan Erdoğan, bunun da kendilerine teşvik olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, Türkiye;nin AB üyeliği yolunda aynı kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğini belirtti.
TÜRKİYE;NİN BMGK ÜYELİĞİ VE DAĞLIK KARABAĞ
Başbakan Erdoğan, Türkiye;nin BMGK üyeliğine seçilmesinin ardından Güvenlik Konsey masasına Karadağ ya da Kafkaslarla ilgili bir sorun geldiğinde, kendi milli politikasını mı yoksa BM;nin politikalarını mı izleyeceğinin sorulması üzerine, Dağlık Karadağ ile ilgili BM;nin bir yaklaşımı olduğunu, bundan sonra da BM;nin bu yaklaşımını hızlandırma görevi olduğunu ve Türkiye;nin buna katkısının önemi bulunduğunu belirtti. Dağlık Karabağ;daki durumun iyi incelendiğinde bu sorunun çözülmemesi için çok fazla neden olmadığını, ancak Ermenistan;ın bölgeye 1 milyon insanını yerleştirmesinin söz konusu olduğunu kaydetti. Başbakan Erdoğan bu kapsamda Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki son Moskova görüşmelerinde Aliyev ve Sarkisyan;ın önemli adım attıklarını, iki liderin ikinci görüşmeyi Türkiye;de yapmalarını istediklerini belirtti. Başbakan Erdoğan şöyle konuştu: 'Buralarda alınacak mesafeyle, çok açık söylüyorum; Diasporanın oyununa gelmeden burada milletin sesine tercüman olarak bir adım atmak bu süreci hızlandırır ve buradan da olumlu bir netice çıkar. Bu neticenin çıkması o bölgenin bütününün hayrınadır, Ermenistan;ın da hayrınadır. Çünkü Ermenistan kendi coğrafyasında birçok sıkıntıları yaşamaktadır. Dağlık Karabağ da aynı şekilde bu sıkıntıları yaşamaktadır.' Başbakan Erdoğan bu kapsamda çözümün bölgedeki ciddi sıkıntıların giderilmesine yardımcı olacağını, aynı zamanda Türkiye, Ermenistan ilişkileri açısından da yeni bir adımın ve sürecin başlamasına da vesile olabileceğini söyledi.
OBAMA YÖNETİMİ VE ERMENİ İDDİALARI
Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı seçilen Obama ve ekibinin Ermeni iddialarına yakın durmasına karşı nasıl bir duruş sergileyeceğinin sorulması üzerine, Türkiye, aleyhine ABD;deki diasporanın yürüttüğü kampanyayı adil görmediklerini, kabullenmediklerini belirtti. Başbakan Erdoğan, Ermenistan;ın eski cumhurbaşkanı Robert Koçaryan;a 2005 yılında bir mektup gönderdiğini, bu işi tarihçilere bırakmayı önerdiğini anımsattı. Onların yapacakları çalışmanın siyasetçilere sunulmasını istediklerini, eğer bir hesaplaşma gerekiyorsa bunu Türkiye;nin yapacağını, Türkiye'nin geçmişinden asla bir endişesi olmadığını, ancak Ermenilerin bu öneriyi kabul etmediklerini söyledi. Başbakan Erdoğan 'Bizim bu teklifimiz hala geçerlidir. Bırakalım bunu tarihçilere, yapsınlar çalışmalarını, getirsinler önümüze,( Ermeniler) arşivlerini açsınlar, biz arşivlerimizi açtık. Şu anda 1 milyon üzerinde belge bizde incelenmiş hazır durumda, onların da kendi arşivleri varsa buyursunlar, açsınlar, bunların üzerinde çalışmalar yapılsın ondan sonra karar verilsin ve bu karara hep beraber uyalım' şeklinde konuştu. Başbakan Erdoğan bu konudaki sözlerini, 'Umuyorum ki, ABD'nin yeni yönetimi de herhalde bunları değerlendirmeye alacaktır, yoksa böyle basit siyasi lobilerle, kulislerle bir ülke hakkında karar verilmez;; diye tamamladı.
ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, anayasa değişikliği konusundaki bir soru üzerine, bu konuda değişiklik yapmanın bazı koşullarının bulunduğunu, bu noktada sıkıntılar olduğunu söyledi. Söz konusu sıkıntıları çözebilmek için belli bir çoğunluğa sahip olunması gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan, o çoğunluğa sahip olunmaması durumunda birşey yapılamayacağını belirtti. Başbakan Erdoğan, muhalefetin anayasa değişiklikleri konusunda destekledikleri ve desteklemedikleri konular bulunduğunu, ancak çalışmaların devam ettiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, meclis başkanının diğer siyasi partileri uzlaşma komisyonu kurmaya davet ettiğini, ancak ana muhalefet partisinin böyle bir uzlaşma komisyonu içerisinde olmak istemediğini, bunun da anayasa değişiklikleriyle ilgili farklı sıkıntılara yol açtığını belirtti. Başbakan Erdoğan, sürdürülen çalışmalardan netice alınırsa, anayasa değişikliğiyle ilgili sürecin devam ettirileceğini söyledi.
TÜRKİYE VE İKT
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, İslam Konferansı Teşkılatı (İKT) içindeki rolü ve İKT'nin, İsrail-Filistin sorunu konusundaki rolüyle ilgili bir soru üzerine ise İKT'nin, İsrail-Filistin sorunuyla ilgili elinden gelen katkıyı koyduğunu, Arap Birliği'nin de kendi çalışmalarının bulunduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan 'Burada yüzde yüz bir başarı elde edilir veya ediliyor dersem bu da yanlış olur, fakat mücadeleden yılmadan şu anda İKT'nin üyelerinin belli bir kısmı bir gayretin içerisinde, genel sekreterlik büyük bir gayretin içerisinde, çalışmalar yapılıyor. Ama her çalışma netice getiriyor dersek kendimizi aldatırız, her çalışma da beklediğimiz neticeleri vermiyor' dedi. İKT'nin, Filistinlilerin içerisinde tarafların birbirleriyle barışmasına yönelik önemli çalışmaları olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ancak bu çalışmalardan bir netice alınamadığını söyledi. İKT'nin, İsrail-Filistin sorununun çözülmesine yönelik de gayretlerinin olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, 'Temenimiz daha güçlü bir İKT ile bu çalışmalardan netice alınır hale gelmektir, biz de buna her türlü katkıyı veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz' şeklinde konuştu.
TÜRKİYE VE BM REFORMU
Başbakan Erdoğan, BM'nin reforme edilmesiyle ilgili olarak Türkiye'nin görüşlerinin sorulması üzerine şöyle konuştu: 'Şu ana kadar tabii biz (Konseyi) hep dışarıdan izledik, ama şimdi içine giriyoruz. Hazırlıklarımız var ama orada durumu gördükten sonra daha farklı yaklaşımlarımızla sürece etkili olmaya çalışacağız' dedi. Başbakan Erdoğan, bu kapsamda BM'nin eski genel sekreteri Kofi Annan'ın 2004 yılında Kıbrıs konusuyla ilgili bir rapor hazırladığını, ancak bu raporun BM Güvenlik Konseyi'nde 4 yıldan bu yana durduğunu belirterek, konunun açıklığa kavuşması gerektiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, normal olarak Genel Sekreter raporlarının 1 yıldan fazla bir süre Konsey'de durmadığını da ifade ederek, başka ülkelerin bu tür raporlarının olup olmadığına bakılması gerektiğini söyledi. Güvenlik Konseyi'nin, dünyadaki güvenlik ortamının hazırlanmasında büyük rol oynadığını söyleyen Başbakan Erdoğan, BM'nin 151 üyesi tarafından oy verilen Türkiye'nin görevini en iyi şekilde yapacağını söyledi. Başbakan Erdoğan 'görevimiz ağır, gereğini yapacağız' dedi. Başbakan Erdoğan'ın konuşmasını Devlet Bakanı Nazım Ekren, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, New York Başkonsolosu Mehmet Samsar, Başbakan Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan da izledi. BAŞBAKAN ERDOĞAN, TÜRKİYE'NİN BM GÜVENLİK KONSEYİ GEÇİCİ ÜYELİĞİNE SEÇİLMESİ NEDENİYLE, BM DAİMİ TEMSİLCİLERİNE BİR TEŞEKKÜR RESEPSİYONU VERDİ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Gücümüzün yettiği ölçüde ihtiyaç duyan her ülkeye yardım elimizi uzatmayı ve mevcut tüm sorunların küresel bir ortaklık ruhu çerçevesinde çözümlenmesi için gayret göstermeyi dış politikamızın temel ilke ve hedefleri arasında görüyoruz' dedi. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin BM güvenlik konseyi geçici üyeliğine seçilmesi nedeniyle, BM daimi temsilcilerine Cipriani Restaurant'ta bir teşekkür resepsiyonu verdi. Başbakan Erdoğan, resepsiyonda yaptığı konuşmada, Türkiye yaklaşık bir ay önce BM Genel Kurulu'nda yapılan seçimler neticesinde, 2009-2010 dönemi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliğine hak kazandığını anımsattı. Türkiye'ye gösterilen yüksek teveccüh ve güven için temsilciler aracılığı ile hükümetlerine bir kez daha içtenlikle teşekkür etmek istediğini belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin geçici üyeliğe seçilmesinin, 47 yıllık bir bekleyişin sonunda gerçekleştiğini söyledi. Türkiye'nin konumu, aldığı inisiyatifler ve özellikleri göz önünde tutulduğunda, bu bekleyişin gereğinden uzun sürmüş olduğunda kuşku bulunmadığını belirten Başbakan Erdoğan, 'Ancak, Birleşmiş Milletlere ve daha genel anlamda uluslararası güvenliğe yapmakta olduğumuz artan katkılar düşünüldüğünde, bu defaki Güvenlik Konseyi üyeliğimiz belki de en verimli olabileceğimiz döneme denk gelmiştir' dedi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: 'Türkiye olarak, Balkanlardan Kafkaslara ve Orta Asya'ya; Karadeniz'den Orta Doğu'ya ve Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada, kalıcı bir barış ve istikrar ortamı tesis edilmesi için yoğun çaba sarf ediyoruz. Süreç içinde elde ettiğimiz tecrübe ve birikimi Güvenlik Konseyi'nin çalışmalarına doğrudan yansıtma imkânı bulacağımıza inanıyorum. Tabiatıyla, yakın çevremizde cereyan eden konu ve sorunların çözümü, en ön planda yer alıyor. Balkanlardaki güvenlik koşullarının kalıcı bir istikrar ve refah ortamına dönüştürülmesi, Kafkaslarda mevcut ihtilafların diyaloğa dayalı barışçı yollardan çözülmesi, Afganistan'ın istikrara ve uluslararası toplumda layık olduğu yere kavuşması önceliklerimizi oluşturuyor. Bunun yanında, Orta Doğu'da başta Filistin meselesi olmak üzere sorunların kapsamlı ve kalıcı çözümlere ulaştırılması, komşumuz Irak'ta iç istikrar ve huzurun sağlanarak, bu ülkenin bölgesel ve küresel istikrarın temel taşlarından biri haline gelmesi de gündemimizin ilk sıralarında yer alıyor. Tabii ki, bölgemizde ve tüm dünyada, terörizme, silahlanmaya ve çatışmaya prim vermeyen bir işbirliği atmosferinin oluşturulmasına da azami önem veriyoruz.'
KÜRESELLEŞME OLGUSU
Türkiye'nin, sahip olduğu özel ilişki ve perspektiflerden yararlanmak suretiyle Güvenlik Konseyi'nin bu hususlardaki çalışmalarına ayrı bir katma değer sağlamaya çalışacağını anlatan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Güvenlik Konseyi üyeliğine yönelik önceliklerinin sadece yakın çevresindeki bu konularla sınırlı kalmayacağını vurguladı. Küreselleşme olgusuyla birlikte barışın, güvenliğin ve refahın bölünmez bir nitelik kazanmasının, Türkiye'nin de ufuklarını genişletmesine ve konulara küresel bir bakış açısıyla yaklaşmasına yol açacağına da işaret eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Nitekim, son yıllarda Latin Amerika'dan Pasifik Adalarına, Sahra-altı Afrika'dan Uzak Doğu'ya kadar yayılan çok sayıda ülkeyle yakın ilişkiler tesis ettik. Afrika Birliği'nin üç stratejik ortağından biri haline geldik. Gerek Karayip, gerek Pasifik Ada ülkeleriyle kurumsal ilişkiler kurduk. Bu süreç içinde, bugün başkalarının meseleleri olarak görülen problemlerin, er veya geç, hepimizin sorunu haline geleceğini de bir kez daha açıkça teyit etme imkanı bulduk. İşte bu sebeple, gücümüzün yettiği ölçüde ihtiyaç duyan her ülkeye yardım elimizi uzatmayı ve mevcut tüm sorunların küresel bir ortaklık ruhu çerçevesinde çözümlenmesi için gayret göstermeyi dış politikamızın temel ilke ve hedefleri arasında görüyoruz. Güvenlik Konseyi seçimlerinde aldığımız yüksek sayıda oy, hem doğru yolda olduğumuzu teyit etmiş, hem de bizi bu yönde daha da fazla çaba sarf etme konusunda teşvik etmiştir. Gerçekten de böylesine önemli bir görev için dünyanın hemen her köşesinden 150 ülkenin desteğine ve itimadına mazhar olabilmek, bizim için fevkalade büyük bir kıvanç kaynağı olmuştur. Şimdi, ülkeme gösterilen bu büyük güven ve desteğin getirdiği sorumluluğun da bilinci içinde, 'bize yakın, uzak' demeden Güvenli |