|
Chip’li İtiraf
18 Temmuz 2005 Pazartesi günü köşemi talip edenler “ Benim Chip, Senin Chip’i döver! ” başlıklı yazımı okumuşlardır, isterse okumasınlar. Silah zoruyla da olsa okutuyorum ya, oh işte… Tabii söz konusu yazıyı okuyup, okumadığınız değil, o yazının neden yazıldığı ve bugün neyi itiraf edeceğimdir önemli olan. Efendime söyleyeyim, söz konusu ve mevzuubahis yazıyı İsmail Hakkı Koçak’ın bir yazısına gönderme amacıyla yazmıştım, hem de bu deli aklımla… Gün oldu devran döndü, teknolojiyle uğraşan kalleşler Koçak’ın savını desteklemeye başladılar, al başına belayı… Dün haberlerde görmüşsünüzdür, artık nüfus cüzdanlarımız cihpli olacakmış… Yok daha neler?! Artık he bir şeyciğimizi kayıt kuyut altına alırlar… İtiraf ediyorum diye yapılanı beğendiğimi asla düşünmeyin. Ben insanların fişlenmesine, işlenmesine, dişlenmesine, dinlenmesine ve takibine karşıyım. Bunu kim ne hakla, hangi yetkiyle yaparsa yapsın “ kulağına dursun ” da derim. Teknoloji güzel, teknolojiyi insanların ayağına pranga olmasını istemekse çirkindir. (Üff be amma laf ettim ha bu Cenk sözünü bir kenara not ediverin.) Hal, durum ve vaziyet bu minval üzere olunca benim de İsmail Hakkı Koçak kardeşime “pardon” deme durumum var. Ben hem pardon diyor, hem de yazıyı neden yazdığımı itiraf ederek mahcubiyetimi ortaya koyuyorum. Bakın yanaklarım al al oldu, üşüttüm mü ne?! Neyse gelelim 18 Temmuz 2005 Pazartesi günkü o muhteşem yazımda ne uçuk kaçık fikirler üretmişim, bakalım.. bakalım… Lütfen önden siz buyurun ben bir çay alıp geleceğim, isteyen yoksa teşekkür ederim… *** Benim Chip Senin Chip’i Döver! Teknoloji, dünyada bulunmaz nimetlerden birisidir ama ne yazık ki, teknoloji kötü fikirli insanların elinde vahşete, şiddete ve gözyaşına neden olabilir hele hele bir de zırdelilerin eline geçerse vay halimize. Bu şekilde bir örneği de hatırlatayım, Japonya’da 300 bin kişinin öldüğünü sanırım unutmadınız. Bir yazarımız köşesinde yazdığı iki günlük yazısında “ Şehir ve insan payına düşenler ”i irdelemiş ve kendi fikrince de birtakım önerilerde bulunmuş. Bir aklı-evvel olarak öncelikle şunu söyleyeyim, bütün fikirlere açığım ve saygım sonsuzdur. Saygıda kusur eden olursa haber endin hemen müdahale edeyim. Ama velakin, fakat, illa ki bütün fikirler tartışılmaz manasına bu sözlerim gelmemeli. Her fikir tartışarak olgunlaşır (yoksa ham meyveyi kopardılar dalından şarkısını söylerler) ve ortaya atılan fikirlerin insanların faydasına veya yararına olup olmadığı sorgulanır, değil mi benim çipsiz okurlarım. Bu yazar kardeşimiz tamamen iyi niyetiyle, birazda teknoloji filmleri çok izlediğinden, bilim kurgulara çok kafa yorduğundan ve uzay teknolojilerini yakından takip ettiğinden olaya mikrochip tarafından bakmış ama nedense bu nesnenin adını da mikroçip diye telaffuz etmiş ve de üstelik sanki onlardan yana tavır koymuş ve biz insanları ve haklarını düşünmemiş. Meselenin özü şu benim sevgili ve mikrochipli okurlarım; Yazar kardeşimiz, “ göçle birlikte gelişen problemler ve oluşan varoşlar ve barındırdığı ve besleyerek büyüttüğü sosyal olguları az buçuk belleklerinize taşımaya” çalıştıktan sonra “ bu gibi problemler bütün dünya ülkelerinin başta gelen sorunları arasında yer aldığını ” belirtiyor. Pek anlamadım ama ne kadar doğru… İşin ilginç yanı ve aslında yazıyı sorgulamama esas sebep ise bu konuda ortaya attığı çözüm önerisinde yatmaktadır. Çabuk onu yattığı yerden kaldırıp sorgulayalım. Okuyun karar verin benim özel hayatı kalmayan okurlarım. “ Evvela, kentlerin genel bütçeden düşen paylarının hesaplanmasında adil bir sistem belirlenip uygulanmalı. Örneğin, bir insanın bir yörede 6 aydan fazla yaşadığı tespit edilirse, o şahsa ait milli pay, yaşadığı bölgenin hesabına aktarılması daha doğru olur kanaatindeyim. Yani bireyler taşıyacakları manyetik bir kart veya mikroçip aracılığı ile düzenlenecek bir sistem ile kendi payına düşen milli hâsıladan kenti kullanım süresi kadar borçlandırılır. Bürokratik bir işlem yoğunluğu yaşanmadan, sadece mikroçiplerin vereceği sinyaller bilgi işlem havuzunda sinyal sayısı bırakacak o kadar ” -Yok daha neler. Şimdi bir yerimize chip mi takacaklar? -Yok ya korkmayın, bu bir öneri. -Ama her şey öneriyle başlar ve birilerinin aklına geliverir. İşte o zaman yandık. Yazar arkadaşım tamamen iyi niyetle ortaya bu öneriyi attığına inanıyorum (hiç değilse ben inanıyorum) Bakalım bunun ne gibi zararları olabilir? Yazar arkadaşım önerisini sunduktan sonra benzer uygulamanın cep telefonu sinyallerinde de olduğunu söylemeyi ihmal etmiyor ve aslında açıkça ve netçe şunu söylemek istiyor, benim bu deli aklımla anladığım. Bizlere birer chip takacaklar. Mikro haldeki bu chipler (çip okunur, ona göre) ya kimlik kartımıza, ya yakamıza ya kafamıza veya herhangi bir yerimize takılacak. Artık siz nereye gittiniz, ne yaptınız, ne konuştunuz, ne düşündünüz bunu birileri anbean bilecek. İyi niyetli yetkililer pek sorun teşkil etmez. Kim yetmiş milyon insanı takip edecek değil mi ama. Değil, takip eder kardeşim. Hatta bir yetmiş milyon insan bulur yine takip eder. Hem benim nereye gittiğim, ne nane yediğim, kimlerle yatıp, kalktığım kimi ne ilgilendirir var mı böyle bir şey? İnsan hakları ve hukukları diye bir şeycikler var. Biz hangi ülkede yaşıyoruz, diktatörler eliyle mi yönetiliyoruz ki bizi sıkı takibe alsınlar. Biraz daha açalım, açalım efendim açalım. Aynı zamanda bu chipler sayesinde ülkede yaşayan insanların istatistiği bilgileri bile tutulabilir ve en vahimi de bu işte. Bu chipler neyi kayıt altına alacak? Bunlar hangi hal ve hareketlerimizi istatistikleştirecekler? Kaç defa yemek yediğimizi, kaç defa su içtiğimizi, tuvalete hangi sıklıkla gittiğimizi, yatağa uyumak için mi yoksa başka bir eylem için mi uzandığımızı, kişiler hakkında ne düşündüğümüzü, fiyatlar konusunda ne hissettiğimizi, siyasilerimiz hakkında hangi iyiliği düşündüğümüzü, sevgilimizi, eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı, sırdaşımız ve hasılı her bir şeyciği kayıt altına alırsa bizim özgür yaşamamızın bir anlamı kalır mı? Ondan sonracığıma bütün bu bilgiler özeldir, yani kişiye aittir. Hiç bir devletin, hiçbir diktatörün veya padişahın bile bu bilgilere erişme hakkı yoktur. Fakat bazı zorba ülkelerde esirlere bu tip bir cihaz takarlarmış. Bunu Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ülkede yapılacağını düşünmek, hayal etmek, aklından geçirmek bile yanlıştır. Bak birde o zaman kişiler arası iletişimde değişecek ve belki hepimizin kafasında bir çift antende olacak. Benim için sorun yok nasıl olsa hunim var, radar gibi maşallah! “ Telefon kullanmaya gerek yok, chipi çaldır yeter ” “ Benim chip, senin chip’i döver ” “ Kaç megabaytlık chipin varsa o kadar bilgin vardır ” “ Kaç megabaytlık adamsın? ” “ Chipin hafızası doldu, resetleyiniz lütfen ” “ En iyisi yeniden başlayayım, chipime bir şeyler oldu ” “ Chipini severim senin ” “ Benim chiple senin chipi evlendirsek, çocuğumuz olursa cinsiyeti ne olur? ” “ Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle sizin chipi bizim oğlan chipe istiyoruz ” “ Yok daha neler, ben hiç chipimi verecek birisine benziyor muyum? ” “ Chipin kadar konuş kardeşim ” “ Chipini yerim senin ” ve daha neler, neler… Diyelim ki, yarın kötü niyetli birisinin eline imkân verildi ve mikrochipleri kötü niyetle kullanacak, sahi o zaman öneriniz ne olurdu? Mikrochiplere yeni bir program yüklenmesiyle 70 milyon insanı bir anda katledebilecekleri aklınızdan geçmiyor mu? Yapamazlar mı, yaparlar. Bazılarının eline bu imkân geçse bütün dünyayı bir tek tuşla özgürleştirir bunu anlamak gerek. Ondan sonracığıma ve asıl meseleye gelirsek, benim ne yediğim, kime ne söylediğim, kimin hakkında iyi ya da kötü düşündüğüm kimi ilgilendirir. Bu ülkede düşünmek serbest, hoş biz düşünemiyoruz sadece söylüyoruz ya olsun. Aslında insanlarda bir şekilde chip zaten var ama bunları işlevi belli. Bir de istediğin zaman kullanmama özgürlüğün var. Mesela her insanda kredi kartı neredeyse var. “ Nereden alışveriş yaptın, ne aldın, aldığına göre ne hastalığın var, nasıl takıntıların var ” hep bilinir. Cep telefonuyla –istenirse- nereye gittiğini, kimle ne konuştuğunu ve hangi mesajı alıp, ne mesaj yolladığını bilirler. Bilirler bilmesine ama biz istemedikten sonra bilemezler. Mesela kredi kartı değil, -bulursam, o da zor ya- nakit alışveriş ederim. Cebimi cebime koymam eve bırakırım, kapalı tutarım v.s. ama bize takılması istenen mikrochipleri çıkarmak, bir kenara koymak mümkün değil. Hem chip taktırmak çok zor. Gel bunu barkot yapalım. Kafamızın arkasına, saçımızın altına, tam kafa derisine barkodumuzu yapıştıralım veya kazıtalım. Siz başka yerleri de önerebilirsiniz bak serbestsiniz ama bence kafamızın arkası daha iyi. Hakkımızdaki bilgiye ulaşmak isteyen etkili bir o kadar da yetkili olan muhterem zevat, elinde barkot okuyucuyla gelir “ dıt dıt ” eder ve bütün bilgileri alır gider. Ya o zamanda kafa derisi yüzenler ortaya çıkarsa vay halimize. İyisi mi siz chip, barkot, markot ayaklarını bırakında insanlar özgürce yaşasın ve insan olarak doğmanın hazzına varsın. Görüşmek üzere delice kalın benim chipsiz ve barkotsuz okurlarım… cenkgulen@hotmail.com |
| [1] 2 | ![]() | ![]() |



