|
Basına Söven Yönetici Kim? Bazı insanlar vardır hak etmediği koltukta oturur; hem de yıllarca, hem de birkaç dönem… Kim bilir belki de o koltuğa basının sayesinde, basının gücünü kullanarak, desteğini arkasına alarak birkaç kez çıkmıştır. Belki de hak etmediği o makamda son günlerini yaşadığını bildiğinden olsa gerek bozulan psikolojiyle basına saldırmaktadır. Basına çatmak, basın mensuplarına sövmek, hakaret etmek çok kolay. Çünkü aynı seviyeye inip, koskoca bir sivil toplum örgütünün başkanına aynı şekilde sövemez/sövmezler. Ama söven yönetici çıkıyor nasılsa… *** Peki kim bu basına söven sivil toplum kuruluşu başkanı? Ben söylemeyeceğim… Bundan sonra iş gazetecilerin bağlı bulunduğu cemiyetler ve basın mensuplarının bizzat kendisini ilgilendirir… Ama hepsi bir birinden değerli basın mensuplarına sövene kayıtsız kalmam mümkün değil. *** Olay şu… Bir sivil toplum kuruluşu iftar yemeği tertipliyor… Oruç tutmayan ama iftar etmeyi iyi bilen bir sivil toplum kuruluşumuzun başkanı da muhtemelen kafası dumanlı olduğundan, canını sıkan birkaç basın mensubunu bahane ederek, basının ve diğer davetlilerin huzurunda isim vermeden bazı basın mensuplarına ağza alınmayacak laflar ediyor, haddini aşıyor, sınırdan çoktan çıkıyor… Orada bulunan basın mensubu arkadaşlarımızdan yazar dostlarım cevabını veriyor, özür dilemesi gerektiğini söylüyorlar ama özür yok… Ben o sivil toplum kuruluşumuzun başkanından özür bekliyorum… Sabırlıyım, bir süre daha bekleyeceğim… *** Elbette sövdükleri arasında ben yokum; olsam ağzının payını çoktan verirdim. Sövdüğü üç kuruş maaşa talim eden muhabir arkadaşlarımızdan bazıları… Belki muhabir arkadaşlarımız çok tahsilli değil… Belki görgü kurallarının çok da farkında değil… Ne bileyim, belki toplumda sayın başkanın istediği tutum ve davranışı sergileyemiyor, hatta “mahcup” bile oluyordur. Biz de böyle bir başkana sahip olmaktan dolayı mahcup hale geldik, değişen ne?! *** Ama unutulan bir şey var. Bu arkadaşlarımızın çoğu genç, bazıları çocuk denecek yaşta… Ama çoğu hayatın yükünü omuzlarına almış, ev geçindiren, meslekten gelecek bekleyen insanlar… Bizler de, onlar da daha iyi şartlarda, daha iyi imkânlarda görev almak isterler… Bunun için iyi bir eğitim almayı, kurs görmeyi, seminerlere katılmayı arzularlar… Ama asla kimseye küfretme küçüklüğünü göstermiyorlar. Çünkü küfretmek zayıflıktır, küçüklüktür, cahilliktir… *** Öte yandan gazete sahipleri ve yöneticileri de aynı şekilde çalışanlarının eğitim almasını, kurs görmesini, seminerlere katılarak mesleğinde ilerleme kaydetmesini isterler… Ama gazetelerimizin maddi imkânsızlıkları nedeniyle bütün bunlar olmaz… Verebildikleri asgari maaşı öder, halkın haber alma hakkının bu gençlerimiz eliyle yapılmasını sağlarlar. İyi olur, kötü olur, eksik olur ama zamanla olur… Hiç kimse anasının karnından muhabir ve yazar olarak doğmadığı gibi hiç kimse de anasının karnından sivil toplum örgütü başkanı olarak doğmaz… Bütün bunlar karşılıklı saygı, hoşgörü ve hataları kabullenmeyle olur… *** Bir muhabirimizin, bir yazarın kasıtlı bir hatası varsa bunun yolu ya gazetesinin sahibine, ya cemiyetlere yazılı veya sözlü olarak müracaat etmektir, küfretmek değil… Küfretmek cahilliktir. Bilgi ve birikimi olmayan insanlar sıkıştıklarında küfre sarılır, sıkıştıklarında adam dövdürür, sıkıştıklarında belindeki silaha sarılır. Bunlar ne adamlıktır, ne erkekliktir. Erkeklik veya adamlık, sorunları konuşarak çözme kabiliyetine sahip olmadadır. Eğer öyle olsaydı sokak çocukları iyi küfrettiği için çok iyi insan olurdu. Yine kavga etmek erkeklikse yamyamlar dünyanın en medeni insanı olurlardı. Onlar kavga etmekle kalmıyor, bir birlerinin etini de yiyorlar. *** Ne dersiniz sayın başkan?! Özür dileyecek misin, yoksa hangi sınıftan olduğuna karar mı vereceksin? Bence özür dileyin… Herkes hata yapabilir, biz de unutalım gitsin…
|



