|
Ulaştırma, Sanayi Bakanları ve TK suç işliyor!
Beğenmediğim yamalı bohçaya dönen, dikilen yerlerinden yeni yeni delikler açılan, sökükleri de dikiş tutmaz hale gelen, darbe anayasasının 172. maddesi, ' Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır ' diyor.
Buradaki devlet kim?
En sade tanımıyla, " kamu makamlarını işgal ederek yetki kullanan herkes " devlet olmalı.
İşleyeceğimiz konu Aziz Nesin'lik bir konu olduğu için önce Nesin'in ' devlet ' tarifine sonra da 70 milyona karşı işlenen suçun ayrıntılarına bakalım.
“ Bize öğretildiğine göre devlet hele Daruşşafaka gibi, kuruluşu ve ondan sonra işleyişi iyiliksever kişilerin yardımına dayanan bir okulda bile, bizi devletin yedirip içirdiğini, okuttuğunu, eğittiğini sanıyordum. Bizlere ve halka böyle öğretiliyordu. Çünkü bir Allah vardı, birde devlet. Allah'ı devlet simgeliyordu.
Devlet demek Allah demekti. Bu yüzden ' din-ü devlet ' denirdi. O zaman ki düşünceme göre beni koruyan, besleyen, eğitip öğreten her şey ve herkes devletti. Allah'ın dünyadaki simgesi nasıl devletse, devletin simgesi de benim üstüm olan herkesti. Sınıf subayları, okul müdürü, öğretmenler hep devletti. Bende okuyup eğitilip o devletten biri olacaktım.
Lise öğrencisi olduktan sonra bu düşüncem değişti. Devlet kimdir, nedir, ne işe yarar diye kendime sormaya ve düşünmeye başladım. Bunları sormanın doğru bir şey olmadığını, bu soruların yasak sorular olduğunu kimse bana söylemeden; kendi kendime seziyor ve bu düşüncelerimi kimseye açmıyordum. Anladım ki devlet hem herkestir hem hiç kimsedir. Hem her şey devlettir, hem devlet hiçbir şeydir. Bana bağırabilen, bağırabilme yetkisinde olan, beni azarlayabilen herkes devlettir.
Okul hademeleri, küçük memurlar devlet değildi. Çünkü onlar beni azarlayamaz, sınıfta bırakamazdı. Okulumu bitirip subay olunca bende devlet olacaktım. Demek ki bütün üstlerim devletti, eşit olduklarım yurttaştı, altlarım da kullardı. Üstlerim bana istediğini yapabilir, bende altlarımdakine istediğimi yapabilirdim. Ama bize şunu da öğretiyorlardı: Üstteki alttakine hiçbir zaman kötü bir şey yapamaz, yapmamalıdır. Onun her yaptığı bizim iyiliğimiz içindir. O'nun yaptığı bize kötü geliyorsa, iyiliği anlamadığımız içindir. Örneğin bizi döver, bize söver ama bunlar iyiliğimiz, terbiyemiz içindir. Bizde bir gün altlarımızı, onların iyiliği, terbiyesi, disipline girmesi için dövecek, onlara sövebilecektik.
Halkımız devlet deyince hükümet anlamaktaydı. Cumhurbaşkanı'ndan ta mahalle bekçisine dek devletin her görevlisi devletin kendisi demekti. Örneğin bir itiş-kakış sırasında bir bekçinin düğmesini koparan bir kişi, devletin düğmesini koparmış ve dolayısıyla devleti aşağılamış sayılırdı. Bu gibi inanılması zor olaylar, kırk elli yıl öncesinin gazetelerinin en sık görülen haberlerindendi. Bir bekçinin, bir polisin, bir küçük memurun gevşemiş ipliğinden sallanıp kopan bir düğme yüzünden, devleti aşağılamak suçuyla suçlanıp mahkemeye verildiği ve mahkûm olduğu haberlerini sık sık göreceklerdir.” (Aziz Nesin, Böyle Gelmiş Böyle Gitmez 3 – Yokuş Yukarı, s. 23)
Bende şimdi devlete karşın suç mu işliyorum bilmiyorum ama bildiğim bir gerçek var ki devlet bana ve hepimize karşı suç işliyor. Şöyle ki: Türk Telekom (TT)'un tüm faaliyetleri Telekomünikasyon Kurum(l)u'nun (TK) denetimindedir. TK, özerk olsa da hukuken olmanın yanı sıra politika belirlenmesinde Ulaştırma Bakanı'na bağlıdır.
TT, yirmi milyon dolayındaki abonesinden her ay 166 milyon her yıl ise 2 milyar dolarlık sabit ücret tahsil etmektedir. TT'nin 6,5 milyar dolara satıldığı gerçeğini hatırlarsanız bu rakamın anlamı daha iyi bir anlam kazanır. Bu 2 milyar dolarlık sabit ücretin dörtte birini ise devlet kendi sabit telefon abonelikleri için ödemektedir. Yani yaklaşık 500 milyon dolarcık.
Bu konuda Balıkesir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 27.06.2008 tarih ve 2008/313 sayılı kararında “ Uygulama bizatihi 406 sayılı yasanın 18. maddesindeki tanıma uygun olmadığı gibi eşitlik ve hüsnüniyet ilkelerine de aykırı haksız bir uygulama olduğu hususunda mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmuş ve aşağıdaki sonuca varılmıştır ” şeklinde hüküm koyarak 70 milyona tercüman olmuştur.
İkide bir hukuka saygıdan söz edilen bir ülkede, hukuk son sözünü söylemiş olmasına rağmen TT, TK ve Ulaştırma Bakanlığı bu karara saygısını henüz görmek mümkün olmamaktadır.
Devam edersek, ADSL abonesi olmak isteyen bir aboneye önce sabit telefon abonesi olması şart koşulmaktadır. Abone adayına başka seçenek bırakılmadığından çaresiz bu dayatma kabul ediliyor. Acaba bu bir teknik zorunluluk mudur yoksa bir dayatmamıdır?
1999 yılında Türkiye'nin ilk IDSL sistemini kurarak işleten bir şirketin Genel Müdürlüğü'nü yapmış teknik bir kişi olarak belirtiyorum ki: Asla teknik bir zorunluluk değildir. O tarihler TT bir zorunluluk koşmadığı bir dönemdi ve TT'nin kendisi zaten DSL servisi vermemekte idi. İki bakır uç varsa hiçbir sinyale ve enerjiye gerek olmaksızın uçtan uca (kablonun kalınlığına göre) 4-
O halde sabit telefonu neden zorunlu kılıyorlar? Nedeni çok basit: Her ay en az 10 YTL sabit ücret almak için. Bizler ADSL'ye aylık 29 yeni lira ödediğimizi sanıyoruz. Aslında dayatılan sabit hattın sabit ücretini eklediğiniz zaman fiyat yüzde 35 birden artmaktadır.
Sabit hat olmaksızın ADSL çalışmaz diyen varsa ve bunu ispat ederse ona gücümün yettiği en pahalı hediyeyi alırım. Bununla da yetinmez birde bu köşeden adını zikrettiğim kişi ve kuruluşlardan özür dileyerek ' ey 70 milyon sizi kandırmışım ' diye de yazarım. Peki ya muhataplarım bu gerçek karşısında ne yaparlar? Biri bizi yolmaya öbürleri de yoldurmaya devam ederler mi?
ADSL teknolojisinin çalışmasını kısaca izah edelim.
Telefon şirketinden evinize gelen iki telli bakır kablo vardır. Bu kablo içerisinde oluşturulan sanal tünellerden birinden ses, öbüründen görüntü, diğerinden İnternet gibi servisi sunulabilir ve sunulmaktadır.
TT bu kablolardan geçmişte sadece ses (PSTN), hizmeti verirken buna İnternet (ADSL) servisini de eklemiştir. Aynı kablo üzerinden başkaca servislerde verebilir. Örneğin TT bu kablodan istediği servisi hizmete kapatabilir istediğini de açabilir. Bugün telefon borcunuzu ödemeseniz ancak ADSL borcunuzu ödeseniz telefonunun tek veya çift taraflı görüşmeye kapatılınca ADSL hizmetini almaya devam edersiniz.
Zaten sabit telefon (PSTN) aboneliğiniz ile İnternet (ADSL) aboneliğinizin abonelik numaraları ve faturaları da ayrı ayrıdır. Aksi halde tek fatura düzenlenip ADSL ücreti diye bir birim eklenebilirdi. Üstelik 6 milyon ADSL abonesinin faturalaması ve tebligat giderlerinden de kurtulmuş olurdu. Neden yapılmadı bu? Çünkü TT biliyor ki bu haksız uygulaması bir gün bitecek ve yolun sonuna da gelinmiştir.
ADSL için sabit hat zorunluluğu koşulmasa sadece bugün aylık 50 milyon yıllık 600 milyon dolarlık sabit ücretten gelir kaybı olacaktır. ADSL'de sabit hat zorunlu kılınarak bu yağlı gelir korunduğu gibi her ay eklenen yeni ADSL aboneleri de var.
Sabit ücretin yanı sıra ADSL için sabit hattın zorunlu kılınmasının kanunlara aykırı hukuksuz bir eylem olduğu ve teknik bir zorunluluk olmadığı da yargı kararı ile kesinleşmiştir.
Sabit ücret kararında da olduğu üzere ADSL kararı da temyizi kabil olmayan kesin bir yargı kararıdır ve Nevşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 18.06.2008 tarih ve 2008/191 sayılı kararında şu hükme varmaktadır: “ Bildirilen deliller toplanarak üç kişilik uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmış, bilirkişilerin raporlarında telefondan bağımsız ADSL hizmeti verilmesinin teknik olarak mümkün olduğunu, ADSL İnternet bağlantısı için telefon hattı kurulmasının gerekli olmadığının belirtilmesinden anlaşılmıştır.
Sabit telefon hizmeti ile İnternet erişimi için kullanılan ADSL hizmetinin teknik olarak ayrı ayrı sunulmasının yani birbirinden bağımsız olarak hizmet verilmesinin mümkün olduğu, 4077 sayılı Kanunun 5. maddesinde aksi bir teamül, ticari örf veya adet yoksa satıcının bir mal veya hizmetin satışını o mal veya hizmetin kendisi tarafından belirlenen miktar, sayı veya ebat gibi koşullara ya da başka bir mal veya hizmetin satın alınmasına bağlı kılamayacağının öngörüldüğü, bu durumda sadece ADSL hizmetinden yararlanmak isteyen tüketicinin, bunun için ayrıca sabit telefon aboneliğini gerektiren uygulamanın yasal dayanağının bulunmadığı kanaati ve böylece kararın yerinde olduğu düşüncesi ile hakem heyeti kararına itiraza ilişkin davanın reddine karar verilmesine…”
Görüleceği üzere yargı hem sabit ücret hem de ADSL için sabit hat dayatması konusunda son sözünü söylemiştir. Bu ülke hukuk devleti ise ve yargı kararına uymak anayasal bir zorunluluksa TT, TK ve Ulaştırma Bakanı şu ana kadar bu kararların gereğini yapmadıkları ve TK ile Ulaştırma Bakanı yargı kararlarının yanı sıra tüketici koruma görevlerini yapmadıkları için birkaç suçu birden işlemektedirler. Siyaseten de bir intihardır. Siyasi iktidara duyurulur.
Telekom reklam bütçesi oldukça kabarık bir şirkettir. Çoğu kez bu tür haberlerin yapılmasını engelliyor olabilir peki ya tüketiciyi korumakla mükellef bakan ve genel müdür hazeratının bu konuda sessizliğine neye borçluyuz acaba? Savcılar ise neden hala harekete geçmemektedirler? Sayın genel müdür satan razı ya alan? Tüketiciyi korumak bir görevse ve bu görevinizi yapmamak nasıl bir duygudur?
Yazı çok uzadı ama 2 milyar doların hesabı kolay görülmüyor. Çözümü ' devlet ' çok iyi biliyor. Ancak bir kez daha hatırlatalım. TK ve/veya TRGKM saygı duymak ve uymak zorunda oldukları yargı kararlarına uyarak üç maddelik bir yönetmelik yayınlamaktır. Şimdi adı geçen ' devlet ' makamları Türk Telekom'dan yana mı olacaklar yoksa 70 milyondan mı olacaklarına dair bir karar vermek zorundadırlar.
|



