|
Sivil Olamayan Örgütler
Ne yazık ki ülkemizde sivil toplum örgütü ya da kısa adıyla STK’ların ne olduğu, işlevi ve gücü hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Sadece biz mi, keşke sadece biz olsak; sivil toplum örgütlerinin başında bulunan kimi yöneticiler de bunun farkında değil ya da işini öyle yürütüyor.
İşini yapanları tenzih ederek birkaç kelam etmek istiyorum.
Önce STK derken kimleri kastettiğimize bir bakalım.
Siyasi Partiler oluşum olarak STK sayılmazsa da, fiili olarak STK’nın en büyüğü olduğuna kuşku yok. Ondan sonra dernekler, vakıflar, odalar ve tüm mesleki kuruluşlar gelir.
Sivil Toplum Kuruluşlarının, adı gibi “ sivil ” olma zorunluluğu vardır; Bu kıyafetinin sivil olması değil, kafasının sivil olması manasını taşır.
Çünkü sivil demek, resmi mantık dışında çözüm üretebilmek demektir.
“ Sivil ” derken, her türlü baskıdan uzak, kimseye diyet borcu olmadan, korkmadan, ürkmeden, çekinmeden düşünmek ve bu düşüncesini uygulamaya koyma yürekliliğini gösterebilme kastedilmektedir.
Bu örgütlere “ Sivil ” demekten kasıt, halkın duygularına tercüman olmaları, onların çözümleyemediğini çözme becerisine ve esnekliğine sahip olmaları/olabilmeleri nedeniyledir.
Yine “ Sivil ” derken, aynı zamanda bu tür örgütlerin her türlü yasadışı oluşuma, demokrasi dışı dayatmalara göğüs germe becerisine sahip olacakları anlatılmak istenir.
Yani kısaca sivil demek, halkın ta kendisi, halkın özü, halkın hak ve hukuku demektir.
Hal böyle olunca hangi sivil toplum örgütü olursa olsun onun başında bulunanlar, sadece üyelerin değil, toplumun tüm kesimin sorununu kendi sorunu bilmek zorundadır.
Daha açarsak, Ayakkabıcılar Odası Başkanı, sadece ayakkabıcıların sorununa odaklanıp, ondan başka sorun yokmuşçasına davranamaz.
Ülkede, demokrasi dışı oluşum varsa ve bu oluşum tuhafiyecileri sıkıntıya sokuyorsa ayakkabıcıları sokmaması mümkün değil. Üstelik her olayda “ Bana neci ” bir yaklaşım STK’ların özüne aykırıdır.
İşte bu nedenlerle hangi STK’nın başında olduğunuz değil, ne kadar sivil düşünebildiğinizdir önemli olan.
Bir ilde valiliğin, belediyenin veya herhangi bir kamu kurumunun yatırımı, imar değişikliği, her türlü plan ve projesi halkın günlük yaşantısında en ufak (iyi kötü hiç fark etmez) bir değişime sebep oluyorsa orada STK’nın söz sahibi olma hakkı vardır. Bu hakkı sivil olmasından alır, bu hakkı olaylara resmi mantıkla yaklaşmamasından kazanır ve aslında bu hak, direkt olarak halktan gelen haktır.
Ama bizde farklı…
Nabza göre şerbet veren STK’lar var…
“ Gelen ağam, giden paşam, bir daha gelse yine ağam, gitse yine paşam ” gibi çok “ komik ” ve çok “ esnek ” yaklaşım sergileyen STK’lar var.
“ Bana dokunmayan yılan bin yaşasın ” düşüncesine sıkı sıkıya sarılan STK’lar var…
Gücünün farkında olmayan, neleri değiştirebileceğini, neleri daha iyi hale getirebileceğinin idrakine varamayan STK’lar var.
Oysa hiçbir resmi otorite, hiçbir resmi kurum veya hiçbir resmi görevli STK’ya rağmen keyfinin istediğini yapma lüksüne sahip değildir. Tabii ki bu, STK’ların gücünün farkında olduğu ülkelerde geçerli.
Bu gücün farkında olan ne yazık ki bizden başka ülkeler. O nedenle başka ülkelerde STK sayısı milyonlarla ifade edilirken, bizde halen on binlerle ifade edilir.
Daha yeni yeni STK’nın ne olduğunu kavramaya başlayan sivil düşünen, sivil yaşayan, halkın çıkarını önde tutan, devletin değil milletin öneminin farkına varan yöneticiler yetişmeye başladı.
***
Küçücük bir STK’da bile demokrasiyi egemen kılamayanlar, ülkede demokrasinin egemen olmasını isterler.
İlginç bir örnek vermek gerekirse bizde bir dernek kurulur, başına gelen kişi yönetim kuruluna danışmadan dilediğini yapma hak ve salahiyetine sahip olduğunu sanır. Tıpkı darbe dönemlerindeki yöneticiler gibi. Yani sivil değil, resmi ama baskıcı bir yönetim şekli uygulamaya konulur. Üstelik de bunu yapanların çoğunluğu demokrasiyi, hak ve hukuku ağızlarında sakız edenler arasından çıkar.
Bir yöneticinin sırf kendi koltuk hırsı nedeniyle defalarca gidip gelmesine “ Bizim yönetici beğenmeme lüksümüz olamaz ” gibi “ emret komutanımcılar ” veya “ tabii efendimciler ”in olması STK’nın özüne aykırıdır.
Tarih boyunca olduğu gibi bir kişinin koltuk hırsı, bir toplumun geleceğini çalıyorsa ve buna STK’lar “ emredersin ” demek için sıraya giriyorsa, hatta içlerinden can atanlar da çıkıyorsa onlar asla sivil toplum örgütü olamaz. Ancak sivil olmayan yarı resmi ve toplumu arkasına almayan örgüt olduğunu ispat etmiş olurlar.
Marifet bir STK’nın başında bulunmak değil, nerede olduğunu, ne yapabileceğini bilmek ve halkı ilgilendiren her olayda da yüreklice ortaya çıkabilmektir.
Her gelene, her dayatılana “ Sağdan geçiniz lütfen ” tavrı STK’ya yakışmaz, kime yakışır bilemem…
|



