SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle

Tüm Adıyaman Haberleri

Tüm Güncel Haberleri

Tüm Gündem Haberleri

Tüm Röportajlar

Tüm Eğitim Haberleri

Adıyaman Spor Haberleri

Adıyaman Belediyesi

Adıyaman Haberleri

Tüm Besni Haberleri

Tüm Çelikhan Haberleri

Tüm Gerger Haberleri

Tüm Gölbaşı Haberleri

Tüm Kahta Haberleri

Tüm Sağlık Haberleri

Tüm Siyaset Haberleri

Tüm Ekonomi Haberleri

Kültür-Sanat Haberleri

Üniversite Haberleri

Tüm Spor Haberleri

Tüm Duyurular

Tüm Yaşam Haberleri

Tüm Teknoloji Haberleri

Tüm Dünya Haberleri

Tüm Samsat Haberleri

Tüm Sincik Haberleri

Tüm Tut Haberleri

Yazı Karakteri Boyutu:
   
Bazen de Bahar Seni Bekleyecek
07 Temmuz 2008 Pazartesi 16:37
Daha önce karşılaşmadığım için ben onu tanımadım ama sağ olsun onlar beni yazılarımdan tanıdılar. Sohbet ettik, tanıştık
Bazen de Bahar Seni Bekleyecek 
 
Yazarla ilk tanışmam Ankara’da, Ankara Adıyamanlılar Vakfı’nın salonunda gerçekleşti. Ankara’ya her gidişimde (bu her gidişim çok sık olmasa da) dernek ve vakfa uğramayı alışkanlık haline getirdim. Yine bir gün yolum düştüğünde vakfa gittim. Salonda üç kişi vardı, kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Dışarıdaki Adıyamanlıların sohbeti de Adıyaman oluyor hali üzere. Halit Özdüzen’in sohbeti de hem Adıyaman olur, hem şiir, hem hikâye, hem de tasavvuf…
Daha önce karşılaşmadığım için ben onu tanımadım ama sağ olsun onlar beni yazılarımdan tanıdılar. Sohbet ettik, tanıştık…
Geçen ay Adıyaman’a bir vesileyle geldiğinde Her Telden Her Dilden’e konuk etmek istedim.
Adıyaman’da yazar olmak zor, bunu biliyoruz. Şimdi dışarıda da “Adıyamanlı Yazar” olmanın çok zor olduğunu öğrendik. Demek ki aslında “Adıyamanlı” olmak çok zordu. Bunu yaşayarak, yaşayanları dinleyerek daha iyi anlıyorum.
İçimizden birisi olan ve uzun yıllardır Ankara’da yaşayan Halit Özdüzen’i sizlere yakından tanıtmak istedim.
* * *
Şair-Yazar Halit Özdüzen 1944 yılında Adıyaman’da doğdu. İlk ve ortaokulu Adıyaman’da, lise eğitimini Adana’da, Yapı Meslek Lisesi’nde tamamladı. Okulun bitmesinden sonra Adıyaman’da memur olarak göreve başladı. Önce Valilikte Yazı İşleri Müdürlüğü ve Kahta’da Tahrirat Kâtipliği gibi görevlerde bulundu.
Sonra yüksek tahsile merak sardı Boğaziçi Üniversitesi’ne devam etti. Sonraki yıllarda, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde bir eğitim programına katıldı. Mezuniyetinden sonra Adıyaman’da kurulan ama faaliyete geçmemiş olan Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) Adıyaman Fabrikasının Müdürü oldu. Fabrikayı işletmeye açtı, ilk oluşumunu gerçekleştirdi.
Daha sonra Eskişehir Yatağan’a atandı. Oradan Ankara yolculuğu yeniden başladı ve SEK Genel Müdürlüğünde önce personel müdürü, ardından da Personel Daire Başkanı oldu ve bu görevindeyken emekliye ayrıldı.
Tasavvuf, tarih ve diğer sosyal bilimlerle, Arapça ve Farsça’ya da ilgi duyan yazar, emekliliğinden itibaren araştırmalarını hızlandırdı. Güneydoğu Anadolu’nun inanç ve kültürü konusundaki çalışmasının yanında; Kronolojik İslâm Tarihi ve başka araştırmaları da yaptı. Yazdığı şiirlerden bazıları, ünlü bir yorumcumuz tarafından tasavvuf formunda bestelenmiştir. Tasavvuf Yolcusu/Tarikatlar ve Alevilik adlı kitabı Ötüken Yayınlarından yayınlanmıştır.
Yazar, Adıyaman’ın kronolojik tarihi üzerine de çalışmalara devam ediyor.
Özdüzen’le söyleşiyi değerli ağabeyim, kıymetli meslektaşım Mustafa Işıldak’ın bürosunda yaptık. Sağ olsun mekânını açmakla kalmadı bir de bizi resimledi.
-Çocukluğunuzdaki Adıyaman’ı anlatabilir misiniz?
Küçük bir şehirdi. Her tarafı bağlarla çevrili, kasaba görünümünde ama hoş bir şehirdi. İmkânlar kısıtlıydı tabii. Ancak dostluklar bir başkaydı. Komşuluk ilişkileri hat safhadaydı. O zamanlar herkesin bir bağı vardı. Yazları insanlar bağlara çekilir, kışları evlerine dönerlerdi. Böyle bir zamanda ilkokulu ve ortaokulu Adıyaman’da okudum ancak lise eğitimi için Adana’ya gittim.
-Neden Adana?
O zamanlar Adıyaman’da lise yoktu. Adana’da da tanıdık vardı ondan.
-İlkokulu hangi okulda okudunuz?
1 Aralık İlkokulunda. 1954 yılında Adıyaman vilayet olduğunda sadece 5 derslikli Yeniyol İlkokulu vardı ve yaygın trahom salgını vardı. Yeniyol ilkokulunda okurken 1. sınıfta Trahom Savaş Dispanseri Doktoru Ziya Aykut göz kapaklarımızı kazıyarak, oraya yerleşen trahom mikroplarını izale etmişti, akabinde de “çocuklar evde sabununuz, havlunuz, diş fırçanız ayrı olacak” diye de tembih etmişti. Fakat ne gezer tavanına tütün asılan odalarda yatıyor ve doktorun söylediği malzemeleri 4-5 kardeş beraber kullanıyorduk.
-Herkes trahomlu değildi tabii.
Değildi. Adıyaman vilayet olduğunda gelen trahomsuz memur çocuklarına trahom bulaşmasını önlemek için ayrı bir ilkokul düşünülmüş olmalı ki, Adıyaman’ın vilayet olduğu tarih isim olarak alınarak alelacele bir ilkokul oluşturuldu. Yer bulunamadığından da Eskisaray mahallesindeki şimdiki okulun güney kısmına düşen yerinde bulunan Hasan Toprak’ın kardeşi(Sefer Toprağın amcası) Yapıcı Gani’nin (Keno)nun toprak damlı evinde bir ilkokul açıldı. Gözü sağlam memur çocuklarının yanında benim gibi trahomsuz yerli çocuklarda katıldı.
-O zaman üniversite okumak bir ayrıcalıktı, üstelikte zordu nasıl karar verdiniz?
Kâhta’da kaymakamlıkta tahrirat kâtibiydim (Yazı İşleri Müdürü) Kâhtalı bir dostumun ısrarlı ricası sonucu oğlu Mustafa’yı, üniversite sınavlarına hazırlıyordum. Mustafa’nın babası eğitime çok önem veriyor. “Bu çocuk ne yapıp etsin sınavları kazansın “ istiyordu.
-Dershane de yoktu.
Yoktu, şimdilerde olduğu gibi sınava hazırlık dershaneleri yoktu. İstanbul da bir Unkapanı Dershanesi vardı. Onun mektupla sınavlara hazırlayan bir programı mevcuttu. Biz de o programa yazılmıştık. Program gereği önce konuların teksiri elimize geliyor, ben o ders konularında Mustafa’yı çalıştırıyor, daha sonrada dershanenin gönderdiği ünitelerin ara sınavlarını ona uyguluyordum.
-Mektupla eğitim yapıyorsunuz yani…
Evet bu işlemlerim tamamı Unkapanı Dershanesinin formatına uygun gönderilen sınav kâğıdı ile yapılıyordu. Sınav kâğıdını postaya veriyoruz birkaç gün sonra sonuçlar elimize ulaşıyordu. Mustafa’ya öğretmenlik yaparken onu sıkıştırıyorum Mustafa “Kolaysa sen çöz” deyince yarışarak öğrencime daha faydalı olurum düşüncesiyle ben de üniteden sınav olmaya başladım.
-Böylece sende üniversiteye hazırlanmaya başladın.
Öyle oldu. Kâhta’ya o yıl (1975) son güne kadar başvuru formları gelmedi. Mustafa’yı daha yakın markaja alabilmek için bende kendisiyle beraber üniversite sınavlarına girerek ona faydalı olabileceğimi düşündüm. Böylece bir yıllık emek boşa gitmeyecekti. Adıyaman Lisesinden temin edilen müracaat formlarıyla Kâhta lisesine vererek başvurduk. 1 Temmuz 1975’de Diyarbakır’da sınava girdik.
-Sınavdan sonra…
Mustafa’nın tercihlerini seviye konumunu esas alarak ben yaptım. “Mademki benim tercihlerimi sen yaptın, senin tercihini de ben yapacağım” diyerek en yüksek puanla alan üniversiteleri sıraladı. Sınav tarihinden bir günü önce Diyarbakır’da vuku bulan bazı olaylar maalesef genç Mustafa’nın psikolojisini etkiledi, bütün çabama rağmen sınav atmosferine yakınlaştıramadım, o stresle sınava giren Mustafa maalesef kazanamadı. Ben Mustafa’nın üzüntüsüyle baş başayken gelen sınav sonuç belgesinde Mustafa’nın benim için yaptığı ilk tercih olan Boğaziçi Üniversitesini kazandığım yazıyordu. Doğrusunu isterseniz pek sevinemedim.
-Neden?
Otuz yaşındaydım, evli ve üç çocuk babasıydım. O günün koşullarına göre iyi bir işim ve tatmin edici bir maaşım vardı, üstüne üstlük lojmanda oturmaktaydım. Üniversiteye gireceğim diye bir niyetim yoktu. Mustafa’ya yardımcı olmak istemiştim. Ancak şimdi herkes beni tebrike geliyor. O tarihte daha sonra kültür bakanı olan Kaymakamımız Namık Kemal Zeybek beydi. Zeybek bey “ Sen neden Üniversiteye gitmek istemiyorsun ayağına altı pasta bir top gelmiş, yuvarlasan boş kaleye atacaksın” diye teşvik etti. Çevremdeki akraba ve dostlarımın teşviki ile Boğaziçi Üniversitesine kayıt yaptım.
 -Çalışmanız ne oldu?
 Üniversiteyi Vakıflar idaresinde çalışarak bitirdim.
-Sonra?
Sonra Adıyaman Süt Fabrikasında müdür olarak atandım. 1978 yılı 1 Mayısında fabrikayı işletmeye aldım( fabrika şu anda özelleşmiş Pak Süt olarak hizmet vermektedir.) o yıllarda CHP hükümeti başa geçti. CHP’nin Adıyaman il yönetimi ben MSP’li bakan zamanında gelmişim diye benim görevden alınmam için Ankara’ya baskı yapmaya başladılar. (O yıllarda her gelen yeni iktidar kendi kadrolarını oluşturuyor, daha önce atanmış olanları tasfiye ediyordu. Benim hiçbir parti ve siyasi görüşe yakınlığım olmadığı halde benim gibi diğer müdürlerle beraber istenmeyen adam ilan ediliyordu.) Alınmamı isteyenlerin bir kısmı da benim arkadaşlarım. Alınmama karşı çıkanlar da var, bunların gerekçesi ise “Bu Adıyamanlındır gelen yabancıyı ne tanırız, ne biliriz. Halit’le diyalog kurabiliriz, ancak gelenle diyalog kuramayız.” derler.
-İnsanın şevki kırılır.
Öyle de oldu. Bütün bunları duyunca çok üzüldüm ve bende gitmeyi arzu ettim. Çünkü bu konuları personelinde duymuştu. Tayinim Eskişehir’e çıktı. İyi ki de çıkmış. Çıkmamış olsaydı birçok masum gibi bizde Pirin Palas’ta bir süre misafir edilebilirdik.
-Eskişehir’de kaldınız mı?
1984 yılına kadar. Sonra Ankara’ya SEK Personel müdürlüğüne atandım.
-Vakfın kuruculuğunda da yer almıştınız.
Evet, 1987 yılında birkaç hemşerimizle beraber Ankara’daki Adıyaman İl ve İlçeleri Eğitim Vakfını kurduk. 1994 yılında emekli oldum, halen araştırma ve yazım işleriyle meşgulüm. Tasavvuf Yolcusu isimli yayınlanmış ve Aşk Yolcusu isimli kitabımda yayınlanmak üzeredir. Ayrıca Adıyaman tarih ve kültürüyle ilgili bir çalışmamda bulunmaktadır.
-Kitaplarınızın konusunu genellikle tasavvuf. Neden tasavvuf diye soralım?
İslam Alemi 1960 yıllardan itibaren, İslamiyet’i anlama ve yaşamada önemli bir arayış geçirmekteydi; Türkiye bu arayışta özellikle öncü rol üstlenmesi gerekirken; fikir hayatı bakımından sınırlı kaynaklara ve yaşayan az sayıdaki düşünce adamına sahipti. Fikir pınarları neredeyse kuruma noktasına gelmişti. Bu olgu 20. yüzyılın başlarından itibaren, -hele Osmanlının yıkılışı ile- kendisini iyice göstermeye başlamıştı. Klasik Tasavvuf ve Tekke anlayışının sonuna geldiğinin sinyallerini vermekteydi!
Bir zamanlar oldukça müstesna ve seçkin insanlar yetiştiren bu kuruluşlarda artık son demlerini yaşar olmuştu. Esasen bu kuruluşların bir çoğununun başında yeterli olmayan insanlar Mürşit postunda oturduklarından, gerçek işlevlerinden sapmalar yaşanmıştı. Ayrıca Tasavvuf mensupları için kullanılan “ Sufi ” kavramı Dünyadan el ve eteğini çekmiş Dervişler, Tekke kavramı ise bir nevi “ İslami ruhban ” kurumları olarak algılanır hale getirmişti. Tekkelerde bu olguyu destekler bol miktarda materyal ve görüntü sergilenmekteydi. Tasavvufun başlangıcına uzanan Hicri 4. Yüzyıldan itibaren ekolleşen Tasavvufun merkezinde İnsan-ı Kamil bulunmakta iken, Miladi 20. yüzyıla gelindiğinde bu merkeze Tarikat ve Tekke yerleşmişti. İşte o yıllar ve sonrası Türkiye’de İslam ve Monarşik sistemlerin bağdaşıp, bağdaşamayacağının tartışıldığı yıllardı.
-Siz de tasavvufa ilgi duydunuz.
Evet. O zamanlar Kazım Yardımcı’yla gece yarılarına kadar sohbetler yapardık.
-Kitaplarınıza yeterli ilginin gösterildiğine inanıyor musunuz?
Çok olmasa da var.
-Tasavvuf ve Alevilik kitabınıza Suni ve Alevi kesimden tepki geldi mi?
Önceleri geldi ama kitabı dikkatli okuyanların bir tepkisi olmadı. Her iki kesimin de radikal kanadında yer alanlardan tepki aldım.
-Kitabı yazmak için Alevileri iyi incelemiş olmalısınız?
Aylarca onlarla birlikte kaldım. Cemlerine katıldım, lokmalarını yedim, birlikte yaşadım, gözlemledim ve onların tasavvufa bakışını, yaşayışlarını kitaba yansıttım.
-Şiirlerinizde genellikle tasavvuf ağırlıklı.
Yok, hepsi değil Adıyaman’da var, insanlar da, doğa da, hikaye de…
-Ankara’dan Adıyaman’a bakınca nasıl görünüyor?
Eskiye göre iyi. Şimdi Ankara’da oturunca Adıyaman’dan Ankara’ya yolu düşen, okumaya gelenlerin çoğunluğuyla karşılaşıyoruz. Daha önce öğrenciler gelirdi, konuşması, tavır ve davranışlarıyla kendini belli ederlerdi. Şimdi çok şey değişti. Bu da Adıyaman’ın eskiye göre ilerlediğini gösteriyor.
-Öğrenciler neden yanınıza gelir?
Vakıf olarak burs veriyoruz. Takıldığı konularda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ankara’yı bilmediklerinden kendilerini garip hissetmemelerini sağlıyoruz, böyle şeyler işte.
-Bir gününüz nasıl geçer?
Sabah erken kalkarım. Kahvaltıdan sonra o gün yapacağım işleri planlarım, yazılarım varsa yazarım. Sonra Vakfa gider arkadaşlarla sohbet ederiz. Bazen radyo programına katılır, bazen sohbetlere iştirak ederim. Akşamları da evde çalışırım.
-Artık evde eşinizle baş başasınız. Hayat müşterek der misiniz, mesela mutfağa girer misiniz?
Elbette. Bazen eşime yardım ederim, yalnız olduğumda da kendim yemek yaparım.
-Adıyaman’a sık sık gelir misiniz?
Çok sık olmasa da gelmeye çalışıyorum. Akrabalarım burada, dostlarım var ve en önemlisi de memleketim burası.
-Sonunda Adıyaman’a döner misiniz?
Kim bilir, belki…
-Teşekkür ederim.
Ben de teşekkür eder, okuyucularına da saygılar sunarım.
Tek Soru Tek Cevap
Adıyaman: Gelişmekte olan şehir.
Tatil: Dinlenme, yeni çalışmaya hazırlanma.
Aşk: Tarifi imkansız olan, insanı bambaşka şekle büründüren yer yüzündeki en kutlu değer.
Sinema: Kültür öğesi olması gerekirken dejenere olan bir sanat.
Demokrasi: İnsanlığın bulabildiği ama bir sürü kusuru olan sosyal ve siyasal sistem.
Hak: Gerçek; Adalet ölçüsünde birleştiğinde sosyal sistemin temeli.
Tasavvuf: Hakka yönelten yol.
Sigara: Zararlı.
Namaz: Huzur.
Moda: Toplumda istismar aracı.
Seçim: Doğru ve güzel yapıldığında mutluluk sağlayan araç.
Kadın: Yeryüzünün en kutsal varlıklarından birisi.
Ankara: Siyasi iklim taşıyan zor bir şehir.
Para: Vasıta, araç.
Şöhret: Akıl sahiplerinin kaçması gereken, kapılanların kurtulamadığı bir illet
 
 
Kışlaya bahar geldi mi?
 
 
Bahar şu dağların ardında,
Sesini duyabiliyor musun?
Baharın sesi olur mu deme!
Sesi de olur, kokusu da,
Ben nefesini bile duyuyorum ılık ılık.
 
 
Sabrınla çiçekler açacak dağlarda,
Sevginle kokuları yükselecek ovalarca,
Bazen, baharı bekleyeceksin şafaklarda,
Bazen de bahar seni bekleyecek,
Evvel Zaman İçinde
 
 
Evvel zaman içinde, zaman havan içinde,
Zamanı öğütmüşler, tarih duman içinde,
Masallarda aç yokmuş; herkesin karnı tokmuş.
Lafla karınlar doymuş; dipsiz ambar içinde.
 
 
Bir varmış, bir yokmuşla,
Hayallerle, düşlerle,
Biraz renklensin diye, masal böyle başlarmış...
Deve tellal olur da, pire berber olmaz mı?
Lafla tıraş edermiş, sinekler kaysın diye.
 
 
Ninemin beşiğini sallamadım desem de,
Kimse bana inanmaz, duyanlar çok kızardı.
Kabrini kollamaya mezarlığa gittim de,
Namı, şanı yanında taşları da kayıptı
Belli ki bir yoksulla, onu da paylaşmıştı.
Masallar başka, başka;
Gerçekler çok başkaydı!
Yerine servi dikip, rüzgârlara adadım..
 
 
O günün sonrasında,
Olur olmaz her yerde,
Gökten düşen üç elmadan birini
Ve masalların mutlu bitişini sorguladım.
Masalcının tek başına,
Bir elmayı alışını da...
Diğer iki elmayı
Size, bize
Koca ülkeye
Bölüştüremedim!
"O"nun hissesine bir elma düşer mi? dedim.
"Aldırma, alt tarafı masal" deyip,
Üst tarafını geçiştirdiler.
 
Çocuklukta o masallarla uyudum!
Koskoca adamlardan
Şimdi yeni masallar dinliyorum
Ninemin servilerinden uzun...
Rüzgârda beşik gibi sallanıyorlar...
 
                     Halit Özdüzen
 
 
 
Bu haber toplam 236 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

    Gazete 1. Sayfaları
    » Piyasalar
$ USD
1.5970
€ Euro
2.0140
IMKB
24.331
Altın
39.80
    Linkler
Gölbaşı Haber
gölbaşı-haber
Adıyaman Haber
Dikkat Hırsız Var
Adıyaman Haber
adıyaman haber
adıyaman haber
adıyamanhaber
adıyaman
İtfaiye Ekipleri Tatbikatta
Besni Haber
besni haber
Gölbaşı Haber
gölbaşı haber
Adıyaman Haber
adiyaman
Naif KARABATAK
Gazete Adıyaman
Bilal KARADAĞ
adiyaman haber
Kanal5 TV
Kanal 5 Sorumlusu İhsan Kuzu
Sincik Haber
Şehit Tahir YETKİN
Tüm Yazarlar
    Anket
    Milletvekillerimizin Adıyaman ile ilgili çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
    Evet
    Bazıları Çalışıyor
    Hayır
    Bilmiyorum