|
Halk Gibi Yaşamak 2
Önceki günkü “ Halk gibi olamaz mıyız? ” başlıklı yazıma halktan çok olumlu yansımalar almış olmamla birlikte, sanki iftardaki bazı bürokratları hedef alarak yazdığıma dair yanlış “ karineler ” de edindim.
Yalnızca doğru yapmanın ve doğru düşünmenin değil, yaptığın doğruyu doğru anlatmanın da önemli olduğu bilinciyle ÜÇ YIL ÖNCEKİ 7 Ekim 2005 tarihli Halk Gibi Yaşamak başlıklı yazımı, başka yoruma gerek görmeksizin aşağıda yayınlıyorum: “ Dün akşam, Belediye Başkanı Necip Büyükaslan’ın “ daveti ” üzerine Demokrasi Parkı’nda düzenlenen iftar yemeğine “ icabet ” ettik. Ramazan’ın ilk iftarında; Başkan Büyükaslan’ın ev sahibi olduğu davete katılanlardan Vali Halil Işık, Emniyet Müdürü Süleyman Güleç, İl Müftüsü Nimetullah Arvas, İl Genel Meclis Üyeleri, AK Parti İl Başkanı Ahmet Aydın ile aynı partinin il ve ilçe yönetim kurulu üyeleri ve diğer zevat bir masa etrafında oturmuşlardı.
Belediye Basın, Sosyal İşler ve Zabıta gibi birim amirleri konukların ağırlanması için çalışıyorlardı.
Organize edilen bu tür iftar yemeklerinin sosyal belediyecilik açısından güzel bir olay olduğunu düşünüyor, bu anlamda emeği geçenleri de kutluyorum.
Yemek sonrasında dua okuyan İl Müftüsü Arvas, konuşmasında; İslam dininin ulviyetinden, Ramazan’ın aynı zamanda barış, kardeşlik ve hoşgörü ortamı oluşmasına vesile olduğundan bahsetti.
Lakin Mor Petrus Mor Pavlus Kilisesi Rahibi R.Melki Ürek ile Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şube Başkanı Mahmut Tunç veya 2. Başkanı Mahmut Dolaş’ı yemekte göremedim. Farklı inanç kesimlerinin; Hatay’da yapılan 1. Medeniyetler Buluşması’nın arkasından Avrupa Birliği’ne geçiş süreci yaşadığımız 3 Ekim sonrasına rastlayan böyle bir davette bulunmamalarını “ toplumsal konsensüs ” adına bir “ eksiklik ” olarak gördüm. Hele hele, şehir imar planlarında bile “ cami ” ve “ kilise ” gibi sözcüklerin kaldırılıp tamamının birden ortak olarak “dini tesis” diye adlandırıldığı bir ortamda bu eksikliğin giderilmesi için ortaya çıkabilecek ilk fırsattan yararlanılacağını umuyorum.
Hemen şunu da belirteyim ki, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, bu vesilelerle oluşan davetlerde farklı inanç kesimlerini bir masa etrafında buluşturmaya büyük özen göstermektedir. Çünkü bu tür davetlerde asıl önemli olan insanların karnının doyması değil, gönlünün doymasıdır. Hani; “ Gönül ne kahve ister, ne kahvehane. Gönül muhabbet ister, kahve bahane ” derler ya!...
Bu arada ayrı bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum: Davette; konuklardan “ halk ” olanlar, servis tabağıyla yemeğini kendisi alıp servisini kendisi yaparken, “ protokol ” masasında oturanların yemek servislerini ise belediye görevlilerinin yaptığına tanık olduk.
Oysa Valimiz ve Belediye Başkanımız dâhil olmak üzere masadaki herkes, “ halk gibi kendi servisini kendisi bizzat yapsaydı ” Ramazan’ın manevi ruhuna daha uygun bir manzara olurdu, diye düşünüyorum. Oruç tutmanın faydalarından biri de yoksulların yaşadığı “ açlık ” hissini benliğimizde duymak olduğuna göre, aynı yoksulların bir tabak yemek için kuyrukta saatlerce bekleme hissini de benliğimizde duymaktan neden mahrum kalalım?
Konumumuz veya görev unvanımız ne olursa olsun böyle mübarek ayda, bir günlüğüne de olsa halk içerisinde halk gibi yaşayıp yeri geldiğinde “ Vali ve Belediye Başkanı bile elinde tabakla sırasını bekliyor ” denilmesi sağlanabilirse kötü değil, aksine iyi örnek oluruz her halde?
Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer bile yeri geldiğinde “ halkın içinde halk gibi yaşayarak ” marketlerde sırasını beklemiyor mu? ”
Mustafa IŞILDAK
m.isildak02@gmail.com 0532-422 95 28
5 Eylül 2008 Adıyaman’da Bugün Gazetesi
|



