|
Savaşanlar ve Dangalaklar…
Her savaşta ülkeyi yönettiğini sanan ve savaşa karar verenlerin birden çok bahanesi mevcuttur. Ancak, savaşa karar verenlerle savaştan etkilenenlerin ayrı değerlendirmek gerektiğini düşünenlerdenim.
Çünkü genel olarak savaşa karar verenlerin süreç boyunca yüreğine hiç acı düştüğüne –çok az istisna hariç- tarih şahitlik etmemiştir.
Ne kendisi savaşa katılır, ne oğlu, ne kızı, ne başka bir yakını…
Karar verenler, olacakları tasarlarken, farklı taktiklerle de başka ülkelerin de savaşa dâhil olmasını isterler.
Ne yazık ki, o başka ülkede de savaşa dâhil olma kararını verenlerin yüreğine acı düşmez.
Buna rağmen de çoğunun savaş gerekçesi boş laftan öteye gitmez.
Bir masada oturup çözülebilecek sorunları savaş meydanında çözmeyi daha kolay sanırlar.
Nasıl olsa kendilerinin yüreği yanmayacak, gözlerinden bir damla bile yaş akıtmayacaklar.
Belki sembolik olarak basının önünde salya-sümük poz verenler çıkabilir ama hiç inandırıcı değil.
Bu açıdan –gerekçe mantıklı değilse- savaşanları mağdurlar, savaştıranları da dangalaklar olarak değerlendiriyorum.
Korkum, insanlığın sonunu getirecek olanların da işte bu birkaç dangalaktır.
***
Dünyanın 08.08.08 çılgınlığına kilitlendiği, Çin’in başkenti Pekin’de 2008 Olimpiyatlarının başladığı bir zamanda savaştığını söyleyen ve savaşmadığını açıklayan iki ülkenin ve bir diğerine açık-gizli destek olan diğer ülkelerin savaşıyla uyandık.
Gürcistan, Güney Osetya'ya savaş ilan etti.
Gerekçe toprak bütünlüğü…
Rusya, bölgedeki etkisini göstermek için savaşa girdi ama ilan edilmiş bir savaş olmadığını söyledi.
Ermenistan’ın devreye girmesiyle de savaş yeni bir boyut kazandı.
Sırada diğer Kafkas ülkeleri var…
Ve tabii ki Gürcistan’a olan yakınlığımız nedeniyle Türkiye var…
Sebebe bakıyorsun klasik tabir “ toprak bütünlüğü ”
Ölenlere bakıyorsun, bir tek askerin ve sivilin kanına değer mi diye, değmeyeceğini görüyorsun.
Çünkü savaşa karar veren dangalakların yüreklerine asla ateş düşmüyor.
Onlar kendi güç gösterisi, iktidar hırsı, seçimi kazanma taktiği ve bölgedeki etkinliğini ölçme bir de yeni silahları deneme amacıyla savaşa giriyorlar.
Tıpkı eli kanlı ve en vahşi ülke Amerika’nın her seçim dönemi öncesi bir ülkeye kuduz itler gibi saldırması gibi…
Hiçbir seçim döneminde hiçbir ABD Başkanı olan katilin ne oğlu, ne kızı, ne bir yakını, ne de ülke yönetiminde söz sahibi olanların yakınları savaşa katılmadığından, hiç kimsenin yüreğine ateş düşmez.
Yine kuduz itler gibi sudan sebeplerle saldırdıkları ülkelerin çoğunluğunda da “ meydan okuyan ” yöneticilerin yüreğine kor düşmez…
Olan savaşmak zorunda kalan ve ülkesini savunduğunu sananların ölmesine ve acı çeken, yetim ya da dul kalan yakınlarına olur.
***
İnançlı bir ülkenin insanlarıysa sonunda “ şehit ” olduğuna inanır, değilse de vatan için savaştığını düşünür.
Oysa ne şehitliktir, ne gazilik, ne vatan savunması…
Sadece güç gösterisinde bulunmak isteyen dangalakların oyununa mecburen alet olmaktan başka bir şey değildir savaş dedikleri…
Bu açıdan isterse yüzlerce gerekçe önüme getirsinler, şu an ateş yanan bölgede savaşı gerektiren hiçbir somut gerekçe olmadığına inancım tamdır.
Ne toprak bütünlüğü, ne ihlal, ne tecavüz, ne de başka bir şey…
Yıllardır planlanan, kurgulanan, gücünün yetemeyeceğini bile bile bir savaşa girmek, bölgeyi kan gölüne çevirmekten öte bir şey değildir.
İnsan hayatına acımayan domuzların savaşa dâhil olması da kaçınılmazdır.
Bu nedenle tarih boyunca –istisnalar hariç- her yapılan savaşta, savaşa karar verenlerin insan kaygısı olmadığını görebiliyoruz.
Onların tek kaygısı, gizli olan tek gerekçeleri bölgede söz sahibi olmak, iktidarlarının devamını bu şekilde sürdürmekten öte bir şey değildir.
Yitirilen canlar, işkenceler, tecavüzler, ölen bebeklerin acısını yüreğinde hissetmeyen taş yürekli yöneticilerin, kendi insanına yapıp, yapabileceği en büyük kötülük “ savaşa karar verme ”dir.
O nedenle ben hiçbir zaman, hiçbir savaşın tarafı olmadım/olmamda…
Bu komik gerekçelerle, sudan bahanelerle hangi ülke savaşa girerse girsin, suçlu, savaşa karar verenlerdir.
Ve onlar benim gözümde eli kanlı teröristten öte bir şey değildir.
naifkarabatak@gmail.com / gazeteadiyaman.com 12.08.2008
|



