|
Vur Patlasın, Çal Oynasın! Adıyaman’da bir uygulama var ki, oldukça dikkatimi çekiyor. Düğünlerde, sokak ortalarında hoparlör teşkilatı kuruluyor, gün boyu bangır bangır müzik çalınıyor. Hastası olan mı var, tasası olan mı var, hiç kimsenin umurunda değil. Gündüz başlayan sokak konseri, gece saat 12’ye kadar devam ediyor. Mikrofon son sesine kadar açık. Buda işkencenin bir nevi olsa gerek. İyide yüzlerce, binlerce insanın bu işkenceye katlanması mecbur mu? Türkiye’nin birçok bölgesine ve vilayetlerine bazı nedenlerden dolayı gitmiş ve gezmişim, ancak her ne hikmetse bu uygulama hemen hemen bütün Anadolu’da var. Sadece cuma, cumartesi, pazar günleri değil. Haftanın her günü bu tablo ile karşılaşıyoruz. Bazen sokağın veya caddenin iki tarafı da tutuluyor. Sokaklar açık hava gazinosuna dönüştürülüyor. Arabanızla gezemezsiniz, hastanız olsa bile götüremezsiniz. Artık kendinize bir yol bulmaya mecbursunuz. Şayet civarda oturuyorsanız, saatler boyu o gürültüleri, o şamataları dinlemeye mahkûmsunuz, mecbursunuz. Hasta iseniz, isterseniz kendinizi yiyip bitirin o sesi susturamazsınız, katlanmaya mecbursunuz. Yakınınız mı öldü, kimin umurunda, “vur patlasın, çal oynasın” şamata devam ediyor. Bu nasıl mantık, bu nasıl zihniyet? Yâda buna hangi gerekçelerle göz yumulmaktadır? Düğün sahipleri imkânları varsa düğün salonu kiralasın, o kapalı mekânda bağırsın, çağırsın, kurtlarını döksünler. İmkânları yoksa nikâh salonunda gelinlerini çıkarsınlar. Yüzlerce insanı rahatsız etmeye ne hakları var? Bir kişinin ahını veya bedduasını alırlarsa bu işin hayrı, bereketi olur mu? Bilhassa yaz mevsimi boyunca Adıyaman’da olduğu gibi, Anadolu’nun birçok şehirlerinde sokakları işgal edip, hoparlörlerle koca bir mahallenin sakinlerinin kafalarının şişirilmesi ve bu duruma göz yumulması tuhafıma gidiyor doğrusu. Selam ve dua ile…
Bilal KARADAĞ |



