|
Hoşgörü-Horgörü / Boşgörü? İster cürüm, ister kusur olsun bazı suçlar vardır ki, işlenmesi öteden beri hoş görüle geldiğinden zamanla hukuken değilse de vicdanen “ kazanılmış hak ” halini alıyor. Düğünlerde konvoy oluşturarak şerit işgali yapmak, sürekli korna çalmak, dörtlü sinyal yakmak, kentlerde havai fişek, kırsal kesimde silah atmak ve anız yakmak bunlara örnek gösterilebilir. Okul yakınında meskeni olan mahalleli ile basının ağzında tüy, eski deyimiyle kalemimizde mürekkep bitti, ama İl Milli Eğitim Müdürlüğünün okul bahçelerinde yıllardır çaldırdığı düğünler bir türlü bitmedi. Gecede 100–200 YTL tebeşir parası etme uğruna, okul yakınındaki evlerinde uyuyan bebe ve yaşlıların, vardiyalı işinden yorgun-argın evine dönen işçilerin, hastanelerde yatan ameliyatlı hasta ve refakatçilerin hakkı olan istirahat hakkını çok gördük. Gece yerleşik alandaki okulun önünde bir defa korna çalana ceza yazmayı düşündük, ama aynı okulun bahçesinde gece tokmakla bin defa davul çalana ceza yazmayı düşünmedik. Gürültü yapan kişi; devletse “ hoş ” vatandaş ise “ hor ” gördük. Sonra da kalkıp insan hakları havarisi kesildik.
Düğünlerde konvoy oluşturarak şerit işgali yapanlara, sürekli korna çalanlara, dörtlü sinyal yakarak trafiği tehlikeye düşürenlere, polis merkezinin önünden geçmekte olduğunu görsek bile “ aman, garibin düğününü zehir etmeyelim ” diyerek hoşgörü gösterdik. Ama bunu yapanların, çoğu insanın beyninde travmaya sebebiyet verdiğini düşünmedik.
Motosikletinin eksozundan çıkan ses ve siyah dumanın çevre zararına sebebiyet verdiğini önemsemeyip, boş gördük. Ama kulağımızın zarı patlarcasına eksozun sinir katsayımızı yükseltmesini “ nasıl olsa uzaklaşıyor ” diye hoş gördük. Düğünlerde ve kazanılan maç sonralarında silah atıldığı halde ölüm veya yaralamaya sebebiyet verilmemişse olay kayıt defterimize “ vukuat yok ” yazdık. Dolayısıyla silah atıldığını kayda geçirmedik. “ Hayatta bir kez oluyor, varsın sıkılsın, ne olacak? ” diye hoş gördük. Ama ölüm veya yaralamaya sebebiyet halinde “ maganda kurşunu ” diye de feryat ettik. Tüm ülkede kamu hizmeti yapan polisin 155, jandarmanın 156, sağlık acil servisinin 112, itfaiyenin 110 gibi telefonlarını ücretsiz yaptık; ama yolundan kanalizasyonuna, zabıtasından suyuna kadar ihbar işlerimiz olmasına karşın belediyelerin 153 numaralı telefonunu ücretsiz yapmayı düşünmedik. Aklımıza geldiğinde veya getirildiğinde ise boş görüp “ aman, her boyayı boyadık ta fıstığı yeşili mi kaldı? ” deyip geçiştiriverdik. Sesli uyarı veren otomobillerde bile emniyet kemerini “ yiğitlik ” sayarak takmadık, ama bebek ağlamasını kesmek için ağzına yalancı meme verir gibi, emniyet kemerinin yalnızca tokasını takarak uyarı sesini kesenleri “ hor ” görmedik, aksine “ hoş ” gördük. Kısacası, şimdiye kadar hoş görme ile hor görmeyi veya hoş görme ile boş görmeyi çoğu zaman birbirine karıştırdık, durduk! Bari bundan sonra karıştırmasak?...
GÖKSU EDAŞ’IN DUYARLILIĞI
Karapınar Mahallesi Akkonut Sitesi 21–30 numaralı blokların çevre aydınlatma direklerindeki ampullerin aylardır yanmadığının bildirildiğini önceki gün yazmıştım.
GÖKSU EDAŞ İşletme Müdürü Mehmet Yaşar dün telefonla arayarak, sözkonusu site yetkililerince yapılan alt yapı çalışmaları sırasında; mevcut yeraltı kabloları patlatıldığından direklerle olan elektrik bağlantısının kesildiği, kesilen bağlantı yerlerinin gösterilmesi ve EDAŞ’a yardımcı olunması için yapılan davete de maalesef kooperatifçe icabet edilmediğini açıkladı.
Şimdi top, site yetkililerinin ayağına geçti. Bakalım Mevlana Hazretlerinin dünkü yazımdaki dizeleri ne zaman yer bulacak?
İşletme Müdürü Yaşar’a duyarlılığından dolayı teşekkür ediyor, objektif habercilik sorumluluğuyla da açıklamayı kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Mustafa IŞILDAK
m.isildak02@gmail.com 0532–422 95 28
8.8.2008 Adıyaman’da Bugün Gazetesi
|



