SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle

Tüm Adıyaman Haberleri

Tüm Güncel Haberleri

Tüm Gündem Haberleri

Tüm Röportajlar

Tüm Eğitim Haberleri

Adıyaman Spor Haberleri

Adıyaman Belediyesi

Adıyaman Haberleri

Tüm Besni Haberleri

Tüm Çelikhan Haberleri

Tüm Gerger Haberleri

Tüm Gölbaşı Haberleri

Tüm Kahta Haberleri

Tüm Sağlık Haberleri

Tüm Siyaset Haberleri

Tüm Ekonomi Haberleri

Kültür-Sanat Haberleri

Üniversite Haberleri

Tüm Spor Haberleri

Tüm Duyurular

Tüm Yaşam Haberleri

Tüm Teknoloji Haberleri

Tüm Dünya Haberleri

Tüm Samsat Haberleri

Tüm Sincik Haberleri

Tüm Tut Haberleri

Yazı Karakteri Boyutu:
   
Dost Dediğin…
05 Ağustos 2008 Salı 10:30
Dost Dediğin

Dost Dediğin…

                                                              -Rauf Aksakal’a…

Dost dediğin,
Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı...
Dost dediğin; radikal olmalı; bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli.
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli.
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok; dost matematiksel olmalı; sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...
***
Dostun nasıl olması gerektiği yukarıda yer alan ve çoğunuzun iyi bildiği mısralarda çok güzel anlatılıyor ama böyle bir dosta sahip olmak için de dost olmak gerek diye düşünüyorum.
Askerliği bitireli tam 23 yıl oldu…

Acemiliğimi İstanbul Kâğıthane’de, ustalığımı da Bolu Komando Tugayı’nda tamamladım. Emir komuta zincirini çok seven birisi olmadığımdan, özgürlüğüme olan düşkünlüğümden olsa gerek askerlik anısı anlatacak bir yapıya da sahip değilim.

Bazı şeylere insan hayatında “ yaşandı-bitti ” diye değerlendirmek ve ardına bakmamak çok daha iyidir diye düşünürüm ve asla ardıma bakmam.

Ama dostluklar başka…

Askerlikten geriye kalan hoş dostluklarımızda var; Kimileriyle (ama çok az) halen görüşürüm, kimilerinin nerede ne iş yaptığını merak ederim ama araştırmam. Dedim ya, yaşandı ve bitti…

(Yeri gelmişken üç aylığına özel yazıcılığını yaptığım İlker Başbuğ, artık Genel Kurmay Başkanı. Ayrılırken bana hediye ettiği dolma kalem şimdi yok, Başarı Belgesi gibi hatırlar da yerli yerinde duruyor.)
***
Askerde çok sıkı dostlarım da vardı, sayısı azdı ama açılabildiğim ve derdini dinlediğim arkadaşlarım mesela…

Bunlardan birisi de Rauf Aksakal’dı…

Trabzon’un Of ilçesinden…

Karadenizlilerin bir özelliği de “kendi kendileriyle dalga geçebilmeleridir” ki, bunu Rauf çok güzel yapardı, halen de yapıyor.

Şivesiyle, Karadeniz zekâsıyla ve “öğleden sonra kafa çalışmamasıyla” ilgili yüzlerce espri yapar, bizim yapmamıza da asla alınmazdı. Sonra öğrendim, Karadenizlilerin çoğunluğunda “ kendi kendisiyle dalga geçme ” becerisi vardı.

13 ay boyunca aynı karavanadan yedik, aynı suyu içtik, benzer dertleri paylaştık. Dünya görüşümüz tümden aynı değilse de inançlarımız, değer yargılarımız, kaygılarımız ve dostluğa bakışımız aynıydı.

Askerlik bittikten sonra hatıralarda kaldı tabii ki…

Ama geçen yıl bir gün cep telefonum çaldı. Tanımadığım numaradan aşina olduğum bir ses beni selamladı, bu Rauf Aksakal’dı…

Telefonumu bir şekilde bulmuş…

Geçen yıldan bu yana sık aralıklarla görüşür, halimizi hatırımızı sorarız. Hayata ilişkin görüşlerimizi de paylaşma şansını yakalarız.

Hiç aklıma gelmeyen bir zamanda “alo” diyen Aksakal, sürekli Karadeniz’e davet etmeye başladı. Doğrusu Karadeniz’i, Giresun’dan Bartın’a kadar sahilden gezmiş birisi olarak iyi biliyor ve seviyordum.

Ancak dostumun bulunduğu Trabzon tarafına geçmek hiç kısmet olmamıştı. Ben hep “ kısmet ” diye cevaplamakla yetindim.

Bu yıl bir farklılık yaptık. Kardeşimin de Karadeniz’de görev yapmasını fırsat bilerek, Trabzon’u da, hep özlemini çektiğim Uzungöl’ü de gördüm…

Trabzon’dayken telefon açtım, cebi kapalıydı. İşte o zaman doğrusunu söylemek gerekirse içimi bir hüzün kapladı. O kadar yol gelmiştim. Belki çok uzun bir süre daha Trabzon’a uğramayacaktım, ayaküstü de olsa görmeyeceğim, diye haklı olarak üzüldüm.

Uzungöl’de son gecemizdi.. Rauf’tan telefon geldi. Nerede olduğumuzu sordu, söyledim. Rize’den Trabzon’a geçiyormuş. Gecenin bir vakti o kadar yola erinmeden çıktı geldi. Gece yarısına kadar oturup sohbet ettik. Onun saçları ağarmış, hayatın çilelerini çok çektiği de yüzündeki kırışıklıklardan anlaşılıyordu. Bana, “aramızda yirmi yaş var, bunun sırrı ne?” dedi ama o kadar da değildi…

Bir şeyi daha öğrendim, insanların yürüyüşü aynı zamanda bir imza gibidir. 23 yıl önce Rauf nasıl yürüyorsa, halen öyle yürüyordu…

Sonra dönüşte Trabzon’da görüşmeye bizden söz alarak ayrıldı.

Bir gün sonra Trabzon’da buluştuk. Evine gittik, eşi ve çocuklarıyla tanıştık.

O kadar ince düşünmüş ki, pansiyon sahibinin eşinin bize ikram ettiği karalâhanalı bir yemeği yemediğimizi görünce Karadeniz yemeği değil, Adıyaman yemeği yaptırmış…

Eşim, pansiyondaki kısa sohbetimizde bizim ekmeklerin güzelliğinden bahsetmişti, Trabzon ekmeğinin sert olduğunu, yenmediğini söylemişti.

Rauf, Trabzon’da belki de bir tane bulunan bizim yöreye has ekmekten bulmuş, sofraya koymuştu. Belki de evine ilk kez o ekmekten almıştı.

O gece “yaylaya çıkan” babasının evini (hemen üst katlarında) bize açtı, orada yattık. Sabah birlikte Sümela Manastırı’na doğru bir yolculuğumuz oldu. Trabzon’un önemli yerlerini gezdirdi…

Ayrılma vakti hüzünleneceğim aklıma gelmezdi ama hüzünlendim. Rauf’un ise gözlerinden süzülen birkaç damla yaşa takıldım. Küçük oğlu Alptekin’se “bu amca kim ki?” diye sormuştur sanırım…

Dost dedikleri Rauf gibi olmalı diye düşündüm.

23 yıl sonra, hiçbir beklenti, hiçbir çıkar olmadan hüzünlenebilmek, gözlerinden yaşlar akıtabilmek…

Vefalı olmak, üç kuruşa satmamak, dünyaya maddi pencereden bakmamak, önceki hizmet ve iyilikleri görmek, unutmamak, yaptıklarına karşılık nankör davranmamak, paradan önemli şeylerin varlığından haberdar olmak.. say sayabildiğince…

Çok ısrar etti birkaç gün kalmamız için ama planımız vardı.

Ayrıldıktan ve henüz Trabzon’dan çıkmadan tekrar aradı, dileğini yeniledi. Keşke şartları zorlayıp, bir gün daha kalsa mıydık diye şimdi düşünüyorum.

Ama değişen ne ki, biz zaten 23 yıldır görüşmeden dost kalabilmiştik, bir 23 yıl daha dost kalmamamız için sebep yoktu ki…

Şimdi biz onları Adıyaman’a bekliyoruz, seneye inşallah…

Bu haber toplam 96 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

    Gazete 1. Sayfaları
    » Piyasalar
$ USD
1.5540
€ Euro
1.9780
IMKB
24.671
Altın
38.58
    Linkler
Adıyaman Haber
ADIYAMAN HABER
adıyaman haber
adıyaman haber
Yusuf DÜNDAR
adiyaman-haber
Gölbaşı Haber
gölbaşı-haber
Adıyaman Haber
adıyaman
adıyaman haber
ADIYAMAN HABER
adıyaman
adıyaman-haber
Naif KARABATAK
gazete adıyaman
Kemal ÖZER
adiyaman-haber
İsmail Hakkı KOÇAK
gazete adıyaman
adıyaman
adiyaman-haber
Kanal5 TV
Kanal 5 Sorumlusu İhsan Kuzu
Sincik Haber
Şehit Tahir YETKİN
Tüm Yazarlar
    Anket
    Milletvekillerimizin Adıyaman ile ilgili çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
    Evet
    Bazıları Çalışıyor
    Hayır
    Bilmiyorum
Web Stats
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008