|
Sorumluluk…
Çocukluğumda yaklaşık 90 yaşında nur yüzlü Şah Hüseyin Sağcan’ın çay ocağında çaycılık yapıyordum. Okuldan artan zamanlarda, belki de “ boş durmama ” adına yapabileceğim bir işi zevkle yapıyor, o zamana göre de iyi harçlık alıyordum.
Bir gün yaşlı ustam çay ocağının kapısına kilit vurmak istedi.
Ancak, çay ocağının müdavimleri genellikle kendi yaşlarındaydı.
Benim yaşlarımda ve benden biraz büyüklerde vardı ama çoğunluğu ununu elemiş, eleğini asmış, yolun sonunu bekleyen büyüklerimizdi.
Adıyaman’ı bilenler, yaşlı insanların zamanını geçireceği çok fazla yer olmadığını bilirler.
Oyun olmayan bir çay ocağı, yaşlı insanların sohbet mekânı halindeydi.
Sabah namazından hemen sonra çay ocağına doluşan yaşlı büyüklerimiz, sabah kahvesini ilk içmek için adeta yarışırlar, akşama kadar da gidip-gelirlerdi.
İşte ustam öncelikle “ kapatma ” fikrini bu insanlara söylemesi gerekiyordu.
Akranı müşterilerin bir arada olduğu bir zamanda bu fikrini açtı, ben de ne cevap vereceklerini sabırsızlıkla bekliyor, onları tek tek ama pür dikkat izliyordum.
Kuşkusuz kapatma kararı önce çay ocağının sahibini, sonra biz çalışanları ilgilendiriyordu, çünkü işsiz kalacaktık…
Ama onların çay ocağına bakışları, ondan beklentileri ve oraya sahiplenmeleri farklıydı.
Biz yeni bir iş bulma şansına sahiptik ama onlar yeni bir yerde bir araya gelme şansları azdı.
Ya buldukları mekân hoş olmayacak,
Ya birine çok yakın, birine çok uzak olacak,
Ya çayı aynı kıvamda olmayacak,
Ya mekân, ya başka şeyler…
Ustam, kapatma fikrini söylediği anda yaşlı müdavimlerin çoğunluğunun ayağı titremeye, yerde yaylandırmaya başladılar.
Önce neden kapatacağını sorguladılar, sanki çok umurlarındaymış gibi…
Ustam, artık çok yaşlandığını, çay ocağına her sabah gelmesinin sıkıntı olduğunu, son zamanlarını evde dinlenerek geçirmek istediğini söyledi.
Yaşlılar bu gerekçeyi makul bulsalar da, sözleşmiş gibi hep bir ağızdan; “ Peki biz ne olacağız? ” diye titrek bir sesle sorular.
Yüreğim cız etti.
İşyeri sahibinin işyerini dilediği zaman kapatma özgürlüğü vardı.
İster çalışır, ister çalışmaz.
Buna kimsenin bir şey deme hakkı yoktur.
Ama eğer siz bir işyeri açıyorsanız, o mekânı da gözde mekân haline getirme becerisine sahipseniz, tiryaki ettiğiniz insanların ne dediğini dikkate almanız lazım.
O insanlar çay ocağına sadece çay içmek için gelmezlerdi çünkü…
Sohbet etmek için gelirlerdi…
Dostlarını görmek için uğrarlardı…
Ve sohbete güzel bir çayla başlamak için orayı seçerlerdi…
***
Sonunda ne mi oldu?
Ustam çay ocağını bana devrederek işin içinden çıkabildi…
Demirbaşlar sayıldı, malzemeler toplandı ve bir süreliğine benim bakmam şeklinde yaşlı insanlarımızı kapı önüne koymamanın yolunu buluk.
Ustam 6 ay evde istirahat etti…
Bazen gelip çay içti…
Bazen dostlarıyla sohbet etti.
İşte o sıralarda ben Köy Hizmetlerinde işe girdim ve çay ocağından temelli ayrılmak zorunda kaldım.
Ustam bir süre daha idare etti, sonra temelli kapattı ve bir süre sonra da vefat etti.
***
Ustamın bir işyeri vardı, dilediği anda o işyerini kapatma kararı alamıyordu.
Çünkü belli bir kitleye kendisini kabul ettirmiş, her sabah oranın açılmasını bekleyen insanlar vardı.
Onun bir dükkânı, bir tek kilidi vardı.
Müşterilerinse hepsinin birer dükkânı…
Bir işletme çalıştırmak, bir gazete, bir dergi, bir site yapmak, insanın kendi isteğiyle, belki de taleplerle olur…
Ama onu kapatma kararı almak, sadece kendi fikrinle olmaz…
Bunun riskleri vardır, getirisi ve götürüsünü iyi hesap etmek, etkilenecek kitleyi gözetmek gerek…
Kepengi indirmek işte bu nedenle çok zor. “ Peki, biz ne yapacağız? ” diye titrek sesle soranlara karşı iyi bir cevap bulmak gerekir…
***
Bir Milyon Fikir, ben Onpunto’da yazarken Hasan beyin “ böyle bir site düşünüyorum ” diye anlattıklarından sonra gelişti ve inanın bugüne kadar onlarca sitede yazdım ama bir milyon fikir farklıydı.
Farkı, burada bir canlılık vardı, paylaşma, dostluk ve kaynaşma vardı. Burada “ birlikte güzel şeyler yapma ” fikri hâkimdi. Tıpkı şimdi Gazete Adıyaman’da olduğu gibi…
Site büyüyüp serpilince bu defa Hasan Bey yükün altında ezilir oldu. Paylaşmak lazımdı ve o önce siteyi, sonra editörlüğü paylaşabilenlerdendi. İşte Şebnem hanımla böyle bir zamanda tanıştık.
Ben de editörlük yaptığımdan aldığı yükün ağırlığını hissedebilenlerdenim. O nedenle Şebnem hanımın her projesine, her düşüne destek vermek için hazır halde bekledim ve bunu inanın zevkle yaptım.
Şimdi bir milyon fikirin kapısında bir kilit var…
Hasan bey 1 ay süren tadilata girmiş.
Tadilat iyi, sonuçta ortaya güzel bir şey çıkacağına da inanıyorum ama 1 ay boyunca “ Peki biz ne yapacağız?! ” diyenler olmayacak mı, bunun hesabı-kitabı yapıldı mı?
naifkarabatak@gmail.com / gazeteadiyaman.com |



