|
ESKİ KURTLAR YENİ TİLKİLER..... (
Kurt ile tilki arkadaş olurlar... Kurt bir takım avlanma tekniklerin tilkiye öğretmeye çalışır.. Nafile, Tilki tüm kurnazlığına rağmen avlanma olayında hatalar yapar.. Kurt, Tilkiye gözüme bak, gözüm kızardı mı der... Bir de gerime bak.... Tilki bundan bir şey anlamaz.... Yine hata yapmaya devam eder.... Avına bilinçsizce saldırır... Bu arada av için gerinen tilki arkadaşına sorar....
Eski Kurtlar.....
Eski kurtlar, yeni tilkiler (Fransız Yazar
Yaşlı kurt,acemi tilkiyle arkadaş olur ve ona avlanma tekniklerini öğretmeye çalışır....
Gerisini siz biliyorsunuz... Lafın detayını a…anlatmak gerekir....
Kimseye dokunmak istemiyoruz... (Zaten Yasalar da elvermiyor)
İlimiz çeşitli konularda bizler tarafından çoğu zaman eleştiriye tabi tutulmuştur....
Geçtiğimiz yazılarımda, ilimizin geri kalmışlılığını, insanlarımıza sahip çıkılamadığını dile getirmiştim.
Yine aynı sözleri söylemek, detayını anlatmak istemiyorum.
-Siyaset arenasında kendisine yer edinmiş siyasi devler ile il içinde ve dışında ekonomik anlamda devleşmiş memleketlilerimiz var.Ama bakıyorsunuz Adıyaman sevdalıları sermayeleri ile burada,Lakin bu kentin bütün imkanlarını sonuna kadar kullanan ve faydalananlar maalesef olması gereken yerde değiller.
Adıyaman ili olarak, dört dörtlük insanlar, akademisyenler yetiştirmişiz.....
Bunların ne kadarına sahip çıkmışız?....
Onu kendimize bir soralım... Acaba biz neredeyiz?... Ne yapmak istiyoruz?....
Kendi benliğimizi bulduğumuz veya araştırmak zahmetine katlandığımız zaman bu soruların yanıtını hiç kimseye zorunlu kalmadan bulabiliriz zannediyorum.
Yeter ki kendi sorunlarımızı tartıya koyduğumuzda doğruyu bulabilelim..
Bu nasıl mı olur?...
Olur hem de tam istediğimiz gibi olur....
Siyaset uğruna, insanlarımızı her ne konuda olursa olsun aldatmadan, gerçekleri gün ışığına çıkaracak sözleri halkımıza yansıttığımız zaman öyle bir olur ki...
Af çıkarıyoruz.... Bağ-Kur, SSK konularında halkımızın gözünün içine baka baka aldatmadığımız zaman.....
Turizm kenti olacağız teranesiyle, Dünyanın Kültür Mirası ödülüne layık görülüşümüz, ama kırk yıldır yolunu bile yapamadığımızı kendimize sorduğumuz zaman, bunun hesabını vermeye en yetkili ağızlara anlatabildiğimiz zaman.... kendi benliğimizi bulmuş sayılabiliriz...
Hem de salon beyefendileri ağzıyla değil....
Mertçe ve dobra dobra,
Kayıp olan değerlerimiz, çöken ahlak anlayışımız ve kumpasa dönen dostluklarımız vs..
Şimdi yazının sonunu güzel bir hikaye ile bağlayalım isterseniz.
Ormanı kasıp kavuran tipi ve fırtına, ‘başı dik’ yaşayan kurtların kanını donduruyordu.
Dağların yamacından, ovalardaki şehirlerin ‘şatafatlı ışıklarına’ bakan kurtlar, ‘açlıktan sırtlarına yapışan’ karınlarını taşlara sürtüyor, ‘kemiklerini titreten ’soğuğa direnmeye çalışıyor, acı acı uluyarak hallerine isyan ediyorlardı.
Bunu fırsat bilen tilkiler kurtlardan ebediyen kurtulmanın hesabını yapıyorlardı. Kurtları Şehre indirecek planları yapmaya başlamışlardı bile. İlk olarak şehirdeki bol ganimetlerden ve bolluklardan bahis etmeye başladılar kurtlara. ve evcilleşmesi için öneriler sundular. Buna şiddetle karşı çıkan kurtlar Liderlerinin ölümünden sonra bölünmeye başladılar. Bazı kurtlar, bu kararı ‘ihanet ’olarak niteleyerek dağlardan inmemeye yemin ettiler.
“Boynumuza tasma vurduracağımıza, aç ve sefil ölmeye razıyız” diye direttiler.
“Büyüklerimiz her şeyi bilir” ilkesine uyan kurtlar, gruplar halinde şehirlere inmeye başladılar. Şehre girişlerinde ‘muhteşem törenlerle ’karşılandılar.
Hemen, özenle bezenmiş sofralardaki etlere, tavuklara, piliçlere, koyunlara, kuzulara daldılar.
Öyle bir saldırıyorlardı ki, sanki ‘yıllarca yaşadıkları kıtlığın’ acısını çıkarıyorlardı.
Tabii ki, bu bolluğun sonunda olacaklardan habersiz ve hazırlıksızdılar.
Aniden ortalığı ‘kapkara’ bir bulut kapladı.
Üzerlerine çöken ‘bitkinliğe’ daha fazla dayanamayarak oldukları yerde yığılıp kaldılar.
Aradan ne kadar geçti bilinmez, ama gözlerini açtıklarında bütün kurtlar büyük bir şaşkınlık içerisinde kendilerini ‘boyunlarına tasma’, ‘ayaklarına pranga’ takılmış bir vaziyette buldular. Gözleri buğulu bir halde, ‘kaybettikleri özgürlükleri için’ acı acı uluyan kurtlar, çok geçmeden gelecek olan ‘esas öldürücü darbeden ’den habersizdiler.
Dün onları ‘şehre inmeye ’teşvik eden, ‘bol bol ganimetlerden bahsederek akıllarını çelen’ tilkilerin hepsi, ‘kurt kapanlarının karşısına geçmiş’, sinsi sinsi sırıtıyorlardı.
Et ve but uğruna, ‘kıtlık içerisinde’ ama ‘özgürce’ yaşadıkları dağlardaki yurtlarına, yaylalarına bir daha çıkamayan kurtların kaderleri, artık ‘kurt postuna bürünmüş’ tilkilerin ve köpeklerin elindeydi.
Kısa bir süre sonra ‘gururları’ yerle yeksan olan kurtların sayısı giderek azalmaya başladı.
Kimi bir yolunu bularak, ‘tasma’ ve ‘prangasından’ kurtulup yeniden dağlara ulaştı, kimi ‘köpeklerle çiftleşip’ tamamen evcilleşti, kimi de ‘köpek gibi yaşamaktansa’ ayaklarındaki prangaların açtığı yaraları parçalayarak, kendilerini imha ettiler.
Selam olsun ‘kendi iradelerini’ kullanıp, ‘kurt töresine’ göre ‘özgürce’ yaşamayı seçenlere.
L…. olsun, ‘başkalarının iradeleri’ ile hareket edip, kapı eşiklerinde ‘köpek gibi’ yaşamayı tercih edenlere. |



