ZAMANA DAİR
“ Bugünden geriye dönüp baktığımızda
Gözümüze ilk çarpan şey yıkıntılardır. ”
(Hegel)
Günümüz anlayışı çerçevesinde olmasa da zaman kavramı insanlığın yaratılışından beri süregelen bir problem alanı olmuştur. Çünkü her insan doğumundan itibaren sosyal ve fiziksel bir çevre içinde yaşamakta ve bu çevreye uyum sağlamak durumunda kalmaktadır. Bundan dolayı insan yaşamı boyunca çevresine uyum sağlayabilmek için zaman kavramıyla adeta yarış halindedir.
Yaşadığımız hayat, kâinattaki en değerli varlıktır. Onun için insan yaşamı boyunca hayatı dolu dolu ve sürekli gelişme göstererek yaşamak zorundadır. İnsan, zamanı verimli kullanmazsa hayattan zevk alamaz. Bu zevk alamama zamanın ilerlemesiyle yerini bir boşluğa bırakır. Kendisini boşlukta hisseden insan da yaşama sevincini kaybeder ve hayatın anlamını yitirmiş olur.
Hayat, her şeye rağmen değerlidir. Bunun en önemli ispatı da insanın zaman içerisinde kendisini pasif kıldığı bir şey başaramam veya kaybettim dediği anda eline yaşamaya dair bir fırsatın geçmesidir. Bu fırsat bizi bazen yaşamın kıyısından döndürür. Bazen de insana şu soruyu sordurur:
“ Sen Nesin veya Sen Kimsin ” diye sanki cevaplanmamış bir soru insana yöneltilir. Evet, zaman iyi değerlendirilmelidir. Yoksa günümüzde her şeyin hız kazandığı bu dönemde hayatla mücadele etmek zor olur. Bundan dolayı bizler yukarıda da değindiğimiz gibi “ Ben Kimim ” sorusuna yanıt aramalıdır. Benliğini zaman içerisinde tanımlayamayan insan zamanla kendisine ve çevresine yabancılaşır.
Bu da insanın özünü yitirdiği her şeyin madde planında el alındığı bir dönemde insanı yok aşamasına getirir. Ve tek tipleşen insan modelleri oluşur. Bizler tek tip insana tepki olarak benliğimizi korumalıyız. Benliğe vurgu yapmazsak veya kendi benliğimizi oluşturmazsak tek tip model içerisinde kendimizi basit, değersiz biri olarak düşünmemize sebep olur. Ama bu durum bizi rahatsız etmelidir. Adeta Kardelen çiçeğinin Karı parçalarcasına yeryüzüne çıkışı gibi bizlerde kabuğumuzu kırıp özümüzü gerçekleştirmek için çaba gösteren insanlar olmalıyız.
Zaman insana dair olduğu için bizler yaptığımız her eylemi belli bir zaman diliminde yapmak zorundayız. Okumak, işe gitmek veya tatile çıkmak hep sınırlanmış zaman kavramlarıyla olur. Hayatın çarklarını döndüren de zamandır. Zaman gün gelir bize iyilikleri, gün gelir kötülükleri getirir. Ama her şeye rağmen biz yaşamaya devam ederiz. Zaman kavramı göreceli olduğu için belli bir dönemde bazıları için yaşanan zaman güzelken bazıları için güzel olmayabilir bu da bizi hızla gelişen dünyamızda “ANI” yaşamaya zorlar. Çünkü geçen zamanı artık geri getiremeyiz.
Bunun için en doğru kararlarımızı zamanında vermeliyiz yoksa sonradan büyük pişmanlıklar duyabiliriz. Bunun için hayatımızı bir düzene koyup belli bir plan dâhilinde hayatımızı geçirmeliyiz. Zamana önem vermeyen insan hayatını plansız ve projesiz bir şekilde sürdürüp geçirir. Böyle bir insanın da hayata dair hiçbir hedefi yoktur. Ama başarılı insan zamanı kontrol edebilen ve zamana yön verebilen insandır. Bu da böyle olsun veya işini şansa bırakmayan kişidir. Zamanı yönetmek için bazı kurallar gereklidir. En önemli kural ise hayatı sevmektir.
Bizler hayatı sevmiyorsak hayata dair hiçbir şeyi sevmiyoruz anlamına gelir. Hayatı sevmeyen insan da zamanı iyi değerlendiremez. Örneğin; onun için çalışmak, üretmek, faydalı olmak, sevmek, sevilmek pek de bir anlam ifade etmez, bunlara anlam veremeyen insan da zamanının çoğunu pasif ve dirençsiz bir şekilde geçirir. Fakat hayatı seven insan yaşama dört elle sarılır. Bu da ona güç verir, güçlü olan insan da zamanı yönlendiren, zamanının dolu dolu geçiren insandır.
Bu yazdıklarımız bağlamında zamanı etkili kullanmalı ve yarına dair planlar yapmalıyız. Günü birlik yaşamak bizlere fayda sağlamıyor. Artık boşa geçen zamana dur demeli ve hayatı statik değil dinamik yaşayanlardan olmalıyız.



