Güzel ülkemin sanayi ve üretimdeki babası TEKEL Sigara Fabrikalarının satılması ile babasız kaldık diyebiliriz.
Kurtuluş savaşı sonrası ulu M.Kemal ATATÜK’ÜN çağdaş medeniyetler seviyesini yakalayabilmenin tek yolunun ekonomide güçlü olmak olduğunu bildiği için üretime büyük önem vermiştir.
Bu bağlamda atılan adımlardan en büyüğü olarak ta TEKEL’İ işaret etmiştir.
Kuruluşundan bugüne kadar ki süreci incelediğimizde TEKEL’in ülkeye olan ekonomik katkılarının ne kadar üst seviyede olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Somut örnek olarak ta ülkemizde 1994’te yaşanan ekonomik krizi gösterebiliriz.
Ülke ekonomik bağlamda kilitlenme noktasına gelmişken bu kriz TEKEL’in sıcak parası ile atlatılmıştır. Burada büyük İnsan ATATÜRK’ÜN haklılığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Ama her ne hikmetse son dönemlerde ülke üretici olmaktan uzaklaştırılmış hep dışa bağımlı hale getirilmiştir. Bu bağlamda son kale olan TEKEL’de allanıp pullanıp birilerine hediye edildi.
İhale sürecine baktığımızda en göze çarpan tarafı Aydın Doğan’ın düşük teklif vererek daha ihalenin yazılı turunda elenmesiydi.
Diğer taraftan ihalenin sadece 60 milyon dolarlık bir arttırma ile nihayetlenmesi de kuşku doğurmuyor değil?
Çünkü 1 milyar 660 milyon dolar “ başlangıç fiyatı “ ve 10 milyon dolar artırma aralığı ile “ açık artırmaya “ geçilmişti. İhalenin 2 milyar doları aşması beklenirken 1 milyar 720 milyon dolar ile BAT (British Amerikan Tobacco) aldı.
İhale Teknik olarak sonuçlanmıştı. Diğer ihaleleri incelediğimizde katılımcı firmaların bu ihalede çok erken çekilmeleri bir başka soru işareti olarak kaldı hafızalarımızda
Pekâlâ, başka satacak ne var? Sıra onları araştırmaya geldi galiba?
Gerçi Babamı bile satarım diyen maliye bakanı Unakıtan’a Atalarından kalan mirası satıp-satıp yiyen MİRASYEDİ kelimesi pek yakıştı. Türkiye cumhuriyetin kasası bugüne kadar babamı da satarım zihniyeti taşıyan birinin emrine verilmemişti. Bunu da gördük!! Umarım kamuya ait yerleri satarken bu kadar rahat olan birisi bakan olmadan öncesindeki ve sonrasındaki mal varlığını şeffaf bir şekilde beyan edip Türk halkının da merakını gidermiş olur.
Sadece özelleştirme nedeniyle bugüne kadar ülkemizde yatırım yapan firmaları saymak istemiyorum.
Ancak çok önemli gördüğüm bir nokta dikkatimi çekiyor.
Kurtuluş savaşından önce çevremizi saran işgalci kuvvetler o zaman silah zoruyla bu ülkeden kovalandıkları yerleri şimdi paraları ile alıyorlar. Bunların her türlü mülk edinmelerinin de önü açılmış oluyor bu vesile ile.
Yani O zamanların Rus ordusu bugün Rus şirketleri olarak, Fransız ordusu yerine Fransız şirketleri ve İngiliz ordusu yerine İngiliz şirketleri güzel ülkemi parsellemeye başladılar. Savaş yıllarında kaybettikleri yerleri birer-birer satın almaya dolaylı yollar ile taşınır-taşınmaz mülk edinmeye başladılar. Hem de şimdi modernize olmuş bir şekilde emirlerine amade oluyor.
Bir zamanlar kanla almaya çalışıp da beceremedikleri yeri şimdi parayla sudan ucuza alıyorlar. Zamanla getirdikleri değil güzel ülkemden götürdükleri ile konuşulmaya başlanacaklar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti parsel-parsel yabancılaştırılırken işsizler hala işsiz, açlar hala aç ve zenginler ise daha zengin olmakla ülkemin insanları üretimden yoksun bir şekilde yaşamaktadır.
Bu kadar satma heveslisi bir politikanın ülkenin geleceğini nasıl şekillendireceğini görmek için beklemekten başka çare kalmadı.
Benim bildiğim, Kar eden kurumlar satılmaz, Devlete kambur olan getirisi olmayan yerler satılır ama maalesef para gelsin de nereden nasıl gelirse gelsin zihniyetiyle hareket ederek politikalar yapan insanlar için fark etmiyor.



