SEN, BİZ ve O ŞARKI(Yine Hüsran)
SEN, BİZ ve O ŞARKI…. (Yine Hüsran)
Hani demişlerdi ya “ Akşam oldu hüzünlendim ben yine”
Hayatta bir adım daha ilerde olmak ister misiz, diye soran değerli insan Abdulgafur BÜYÜKFIRAT ağabeyime ben de inanmıştım, inandırmıştı çünkü. Kenetlenmeye, haykırmaya başlamıştık birlikte ve “ Hep birlikte, hep beraber bir adım daha ileriye… ” diyorduk.
Sadece ben mi? Tüm eğitim çalışanları, tüm kurum amirleri, tüm Adıyaman inanmıştı. Bu amaçla O’nun başlattığı Kitap Okuma kampanyasına öğrenciler, öğretmenler, veliler, veli olmayanlar hatta ve hatta okuryazar olmayanlar bile kitap okumak için okuma kurslarına başlamıştı. Öyle ki sadece eğitim kurumlarında okunan kitap sayısı 683385’e ulaşmıştı. Bu Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından sadece eğitim kurumlarında yapılan tespitti.
Ya diğer okuyanlar. Kimin için okudular. Kendileri için mi? Tabi ki değil. Okumak, okuduğunu anlamak, anladıklarıyla staj tamamlama yeri olan şu güzelim Adıyaman’ı anlamak ve sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak için okudular. Sayın müdürlerinin başlattığı kampanya ile memleketlerini tanımaya, sorunlarını tanımaya henüz başlamışlardı.
Güzelim memleketin sorunları yok deniliyordu veya kâle alınmıyordu. Her şey güllük gülistanlıktı hani. Oysa şirin memleketimim eğitim alanındaki sorunlarını ilk defa birileri haykırıyordu. Açık, net ve kararlı bir şekilde. Üstlerine, amirlerine, ilgili bakanına ve Ankara’ya ilk defa sorunlar iletiliyordu.
Kimseyi inandırmak gerekmiyordu sorunların dağ yığını kadar olduğuna. Çünkü öyleydi. Ama şimdiye kadar kimse söylemiyordu, anlatmıyordu, buralarda boşu boşuna oturdukları belli olmasın diye her şey süt liman gösteriliyordu.
Durum böyleyken bir memleket sevdalısı çıktı meydana. Yeri geldiğinde bir kardeş, yeri geldiğinde bir ağabey, yeri geldiğinde bir evlat, yeri geldiğinde bir baba edasıyla. Tüm güzellikleri ardında bırakıp Adıyaman’ın sorunlarını bir eğitimci olarak bilen ve Adıyaman’a hizmet için eline geçen fırsatı kollarcasına her şeyini geride bırakarak.
Benim de şu bağrında büyüdüğüm, ekmeğini-aşını yediğim ve şimdi hizmet etme zamanım geldi diyerek ayağının tozuyla başladı eğitim ocağındaki görevine. Tıpkı bir CAN gibi. Cananı olan Adıyaman’a kavuşan can Eşini, evlatlarını, ana babasını, kardeşlerini günlerce görememe pahasına, Kendi sağlığını hiçe sayarcasına, Gecesini gündüzüne, gündüzünü gecesine katarcasına çalıştı.
Ama o ne muhteşem bir çalışma;
Akıllısı-delisiyle,
Eğitimcisiyle-olmayanıyla,
Büyüğüyle küçüğüyle,
Genciyle-yaşlısıyla kimsenin ama kimsenin kalbini kırmadan herkesi dinledi. Herkese açık oldu, Adıyaman’ıma, herkesimden dinlediğimle daha farklı çözüm yolu bulur muyum? Diye.
Yılmadı, günlerce haftalarca aylarca durmadan dinlenmeden çalıştı, çalıştı. En üst mercilere ulaştı Adıyaman için. Her zaman olduğu gibi kendisi için yine bir şey istemedi.
Ama birileri çekemedi.
Korktu.
Bu kadar kısa sürede böyle popüler olmak.
Ben söyleyeyim saygıdeğer ağabeyime. Kimse bunları telaffuz etmiyor, edemiyor. Ama ben söyleyeceğim, bu memleketin sevdalısı olarak.
Adana’ya atamanızı yapanlar (buradan alanlar), Adıyaman’a bunu reva görenler seni çekemediler, seniiii.
Canı CANANINDAN ayırmak için,
Kılıfını da gayet güzel hazırladılar,
Bak seni Türkiye’nin 4. büyük İli’ne alıyoruz daha ne istiyorsun diyorlar.
Adıyaman’ın Gerger’i nasıl ise, Türkiye’nin de Gerger’i Adıyaman olmuştur. Son üç yılda üç müdür gitti bu memleketten.
Adıyaman’ın kaderi midir, nedir?
Yazık oluyor bu memlekete yazıııııııııııııııııııık!
Ki, hem de ne yazık.
Atama gerekçelerine bir baksan! Adana’nın sorunları varmış. Peki, burada kaldığın süreçte uykusuz kaldığın, eşini çocuklarını yalnız bıraktığın günlerine de mi acımıyorlar ki seni yeniden bilinmeyenlerle dolu bir sorun yumağının içine atıyorlar. Bunlar dost mu? Madem onların dediği gibi! Kendileri için çok değerliydin; alsalardı ya Bakanlığın Genel Müdürlüğüne, Müsteşarlığına.
Boş versene, geç bunları, beni inandıramazlar bu yalana.
Ve biz bu kısacık süre içerisinde (gelişiyle gidişi arasında kısacık bir sürede) bizim O’nu, O’nunda bizi sevdiğine inandığımız ağabeyim bakın türkümüz bize ne diyor…
“ Seni versinler ellere(Adana’ya)
Bizi (Adıyaman)’ı vursunlar
Sana Adana yolları bize
Bize Umutsuzluklar…” diyenler sanki bu türküyü bizim yani Adıyaman için yazmışlar.
Adıyaman da bu ülkenin bir şehri değil mi? Üstelik sizin gitmek istemediğinizi de biliyoruz. Bu memleket yeni yeni silkinmeye, uyanmaya başlamışken öyle var mı? bırakıp gitmek.
Can, cananını bırakır mı? Sana yakışır mı ağabeyim benim. Ben de biliyorum büyükler karar vermiş ama hazmedemiyorum bunu, hele hele bunu yapan bu memleketin bağrından çıkmış bir Adıyamanlı ise hiç kabullenemiyorum. Cananının bağrında yaşayan bir can olarak kabul edemiyorum bu ayrılığı.
Seni bitiriyorlar abim. Yoksa Adıyaman’ın eğitim sorunları için 3(Üç) TRİLYON YTL gönderirler miydi? Bırakmadılar, daha fazlasını Adıyaman’a reva görmediler.
Niçin mi?
*Ya gönderilen bu kadar! Parayla Adıyaman’ın eğitim alanındaki fiziki sorunlarını bitirirsen,
*Ya başarı artarsa,
*Ya en büyük korkuları olan SEN yarın milletvekili, belediye başkanı adayı olursan…
*Ya kendilerinin yerine birilerini halk sevdiği ve istediği için omuzlarına alır taşırsa yüksünmeden, gocunmadan.
*Ya Adıyaman için bir gönül adayı da sen olursan, korkuları var ya!
Bu sitemim de direkt sana sayın hocam; Yahu kardeşim ne işin vardı da böyle hızlı başladın. Medyatik oldun, yatıp uyusaydın ya veya uyutsaydın ya bizleri diğerleri gibi… Bak, adamın huzurunu böyle kaçırırlar. Hem senin, hem bizim, hem de memleketin huzurunu…
Seni bizden almak isteyenler var ya, işte onlar var ya!
Bunlar kendilerinden korkuyorlar.
Bunlar başarıyı, büyümeyi hazmedemiyorlar.
Bunlar kendilerine rakip kabul etmiyorlar.
Rakip olabilecek adayları da böyle harcıyorlar.
Bunun adına da terfi-taltif ettirdik diyorlar, seni büyük şehir belediyesi olan Adana’ya aldık diyor arkasından da bunu yapmak için ne kadar uğraştıkları çabalarını da övünerek söylüyorlar! Madem çalışmaların bu kadar değerliydi yine tekrarlıyorum, alsalardı ya ANKARA’ya…
Kimi, niçin, niye ve nasıl kandırıyorlar?
Yani akıl/mantık kârımı? Koskoca Adana da bir tane bürokrat yok mu, o memleketin senin gibi bir sevdalısı yok mu ki, Adıyaman’ımın eğitimini bir adım daha ileriye götürmek çalışan hocamı alıyorlar. Onlar bizi susturacakları mı zannediyorlar. Kusuruma bakma saygıdeğer hocam.Haksızlık karşısında susmadım bu güne kadar, susturamadılar ve susturamayacaklar hele de konu memleketimse….
Seni bir kardeş gibi, seni bir ağabey gibi, seni bir baba gibi, seni bir memleket sevdalısı olarak seviyorum… Seviyorum da onun için böyle konuşuyorum. Ama inşallah yanılan ben olurum. Ama bir gün herkes bunun böyle olmadığını anlayacak, illa ki de anlayacak.
Tüm bunları bu memleket adına kaybedilecek şeyler için söyledim, söylüyorum ve söyleyeceğim. Bu haksızlıktır. Burada yaşayanları önemsememektir. Adıyaman’a yapılacak en büyük kötülüktür. Ben Adıyaman’a yapılan bu haksızlığı affetmiyorum. Affetmeyeceğim. Gün gelecek Adıyaman da neyi kaybettiğini anlayacak ama “atı alan Üsküdarı geçmiş olacak” ve olan Adıyaman’a olacak.
Siz de biliyorsunuz ki; bir memlekette eğitim sorunları çözüldüğünde diğer tüm sorunların da çözümü için lokomotif olacaktır. Ve orada yaşayan insanlar neye layık olduklarını, neyi, niçin, şimdiye kadar yapılması gerekenlerden hangilerini kimlerin esirgediklerinin hesabını soracaklardır. Vatandaş bilinçlendiğinde de kendilerinin bile inanmadıkları yalanlarına zavallı Adıyamanlımı inandıramayacaklar yani kısacası saf ve temiz hemşerilerimi kullanamayacakları için seni alıyorlar.
Velhasıl-kelam; bunu yapanlar bu memlekete bir çivi bile çakılmasını hazmedememişlerdir.
Ve bize yine o şarkının mısralarını mırıldanmak kalacak, ama biraz değişik!
“Akşam oldu hüzünlendim ben yine”
“Hasret kaldım bu memleketi gerçekten seven birilerine…” dedikten sonra;
Gitmen gerektiğini ben de, sen de çok iyi biliyoruz.
Gitmezsen, seni burada bitirirler,
Sevdiklerinle CAN’larınla aranı bozarlar,
Yaparlar mı? Deme sakın;
Hem de öyle bir yaparlar ki
Ağızlarımız açık kalır.
Yapmayacak olsalardı, Adıyaman’a olan sevgilerini böyle izhar etmezlerdi be abim.
Git diyorum ama,
Aması var işte boynumuzu büken!
Yine de Adıyaman’ın geleceği adına…
Gitmesen olmaz mı?
Ama gidersen … Kısacık beraberliğimiz için;
“Şurası söyleşip güldüğümüz yer,
Şurası göz göze geldiğimiz yer,
Şurası diz dize olduğumuz yer,
Buralara sık sık gelişim ondan…” diyerek eğitim adına kaybolan umutlarımızı yeniden aramaya başlayacağız.
Bildiğim tek şey var. Senin payına ağlamak mı-gülmek mi düşer bilmem ama Adıyaman payına ağlamanın düştüğü kesin.
Can hocam benim….
Bu memleket için,
Yarına umutla bakan çocukların için,
Ben de Adıyamanlıyım diyen bürokratların yetişmesi için,
Yeni Gafur’ların piyasaya çıkması için
Gitmeseydin,
Kalabilseydin,
Seni bağrımıza bir baba gibi alsaydık olmaz mıydı?
Olmaz mıydı ha, söylesene olmaz mıydı?
Olmaz değil mi?
Oldurmazlar değil mi?
Onlar en iyisini bilirler değil mi?
Her şeye rağmen kal sağlıcakla…
Can, CANANINA kavuşur bir gün, elbet kavuşur.
Biz yine de Seni bekliyoruz,
Gelirsin değil mi?
Tabi gönderirlerse.
Bir gün tekrar Adıyaman eğitimi adına buluşmak dileklerimle,
Hep gönlümüzde olacaksınız.
07/04/2008