SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Web Stats
Yazı Karakteri Boyutu:
   
14 Ağustos 2008 Perşembe 20:07
  Naif KARABATAK
  Her Telden Her Dilden
Metiner, PKK Siyaseti Kürtlere Zarar Veriyor
  
Her Telden Her Dilden Naif Karabatak 
naifkarabatak@gmail.com / gazeteadiyaman.com
 
-Ama iki taraftan da kendisini Türkçü veya Kürtçü sayanlar bir birlerini ırkçılıkla suçluyorlar…
Türkçü olanlar nedense Kürtçülere çok kızıyorlar. Oysa Türkçü olmak bir hak ise Kürtçü olmak da bir haktır. Kendiniz için bir hak olarak gördüğünüz bir şeyi başkaları için yanlış ve zararlı görüyorsanız, işte orada bir sorun var demektir. Kendi adıma her türlü etnik milliyetçiliği zararlı addediyorum.
 Milliyetçilikleri yarıştırmanın manası yok. “ Herkesi Türk varsayan ” bir etnikçi anlayışı devlet ideolojisine dönüştürmenin de yanlış olduğunu artık görmemiz gerekiyor. Türk Türk’tür, Kürt Kürt’tür, Arap ise Arap… Herkesi ırken Türkleştirmeye çalışan politikalar, etnik milliyetçileri tetikleyerek toplumsal bütünlüğümüze ve ülke birliğine zarar veriyor aslında. Ülke birliğini korumak bu tarz homojenize edici etnik milliyetçiliklerle olmaz.
 Irkçı ve bölücü anlayış, Türk-Kürt kardeşliğine zarar veriyor
 -Siz dâhil Kürt sorununu gündeme getirenler neden bunu bir etnik kökene indirgiyorlar, temelde sorun aslında insan sorunu değil mi, bu bir şekilde insana bakış açımızdaki sakatlıktan kaynaklanmıyor mu?
Çünkü etnik bir kimliğin inkârı söz konusu da onun için. “ Kart-kurt ” edebiyatına hatırlatmaya bilmem gerek var mı? Bu ülkede Kürtlerin ayrı bir etnik topluluk olarak var olduğunu söylemek, yakın zamanlara kadar suç teşkil ederdi. Kürtlerin ana dili Kürtçe için söylenmedik söz bırakılmazdı. Böyle bir dil yoktur denilirdi. Şimdi artık Kürtler var kabul ediliyor, Kürtçe de TRT’de müstakil bir dil olarak kabul görüyor…
 Kürt sorunu ” yerine başka bir şey de diyebiliriz pekâlâ… Ama bu, Kürtlerin etnik bir topluluk olarak bağımsız hüviyetlerinin inkâr edilmediği gerçekliğini görmezlikten gelmemizi beraberinde getirmemeli. Kürtlerin varlığını inkâr siyaseti, çok şükür yerini Kürtlerin varlığını kabul siyasetine bıraktı. Dolayısıyla bu yeni sürece katkı sunacak yeni bir anlayış geliştirmemiz gerekiyor hep birlikte…
 Sorunu kaşıyan ve çözümsüzleştiren bir dil yerine sorunun varlığını kabul eden ve çözmeye yönelen bir dil geliştirmemiz gerekiyor… “ Burası Türk yurdudur, ya sev ya terk et! ” biçimindeki ırkçı anlayışlara karşı Türk kardeşlerimiz savaşım vermelidir asıl…
 Çünkü bu ırkçı ve bölücü anlayış, Türk-Kürt kardeşliğine zarar veriyor. İslami anlayışımızı da tahrip ediyor. “ Dillerini öğrensinler diye kurs açmalarına izin verdik ” tarzı yaklaşımlar da İslami ve insani açıdan kabul edilebilir yaklaşımlar değildir. Ne demek izin vermek? Anadilin öğrenilmesine izin vermeyi bile bir lütuf sayan ırkçı anlayışlar hepimizin kardeşliğini zehirliyor, dini ve insani duygularımızı tahrip ediyor, görmüyor musunuz?
 Şimdi tersini düşünün derim: Burası bir Kürdistan olmuş olsaydı ve Kürtler aynı iddiaları Türk kardeşlerine karşı dillendirmiş olsalardı Türk kardeşleri ne hissederlerdi? Ben bir Kürt olarak böyle bir Kürtçü anlayışa şiddetle karşı çıkardım. Hiçbirimizin bir diğerinden üstünlüğü yoktur. Üstünlük ırksal aidiyetlerimizde aranırsa ırkçılık ve faşizm hortlar. Bundan kaçınmamız lazım özellikle… Umarım birileri bunu söylediğim için “ Kürtçü ” olduğumu varsaymaz.
 -Size gizli Kürtçü de diyorlar ama….
Evet bazıları da “açık Kürtçü” değil “gizli Kürtçü” olduğumu söylüyorlar. Ne demekse o artık! Ne açık ne de gizli Kürtçüyüm, Her türlü etnik milliyetçiliğe ve bölücülüğe de karşıyım. Buna rağmen inanmayanları inandırmak gibi bir mecburiyetim de yok ayrıca. İnanmayanlar kendilerinin ırkçılık hastalığına yakalanmış olabileceklerini göz önünde bulundursalar iyi ederler!
 Kan Kanla Temizlenmez
 -Bizim buralarda, (doğuda, güneydoğuda) bir hak ihlali, yaşam şartlarındaki güçlük, ezilme, horlanma bazı dönemlerde aşağılanma bile var. Merak ediyorum, bu bölgede Kürt sayısının fazla olmasından mı kaynaklanıyor, yoksa başka sebepler mi var?
Sebepleri teke indirgeyen yaklaşımlar doğru değildir. Bunun en doğru cevabını 1930’lı yıllarda dönemin İktisat Vekili Celal Bayar veriyor. Atatürk’ün de başvekilliğini yapan ve demokrat parti döneminde Cumhurbaşkanı olan Bayar’ın İnönü kabinesinde bakanken bölgeye yaptığı geziden sonra kaleme alıp bizzat Atatürk’e de takdim ettiği “ Şark Raporu ” mutlaka okunmalıdır diyorum. “ Şark Raporu ” kitap olarak da çıktı.
 Bu soruların yanıtları orada var… Etnik kimlikten dolayı bir ayrımcılığın ve dışlamanın da olduğu bizzat Bayar tarafından dile getiriliyor. Tabii diğer sebepler de… Çok şükür Türkiye giderek bu yanlışlarından uzaklaşıyor…
 Türkiye artık eski Türkiye değil! Türkiye’ye haksızlık eden etnikçi yaklaşımları da elimin tersiyle itiyorum. Olumlu süreci berhava edecek söylem ve davranışlardan kaçınmamız lazım diye düşünenlerdenim. Varsa eksiklikler –ki var- bunları da süreç içinde karşılıklı anlayış ve duyarlılık temelinde ortadan kaldırabileceğimize inanıyorum. Yeter ki araya düşmanlık girmesin, kan girmesin! Giren kanı da temizleyecek yeni bir anlayış benimsensin! Kan kanla temizlenmiyor çünkü görülsün!
 Halka rağmen halk yönetilmez
 -Darbeciler, darbe heveslileri bu ülkeden ne istiyor?
Bu ülkeyi babalarının çiftliği gibi yönetmek istiyorlar. Çünkü onlar bir avuç azınlık. Ve de demokrasiden hiç hazzetmiyorlar. Bu halkı hiç beğenmiyorlar. Elitist bir grup bu. Halkın siyasal tercihlerinden hep rahatsız olan elitist bir grup bu. Halka rağmen halkı yönetmeyi Cumhuriyetçilik sanan bir elitist grup bu… Ülkenin iyi yönetilip yönetilmediği veya ekonomik anlamda müreffeh olup olmaması hiç umurlarında değil. Bilseler ki kendileri gibi düşünmeyen halkın çocukları sandık yoluyla gelip bu ülkeyi tıpkı Avrupa standartlarında bir ülkeye dönüştürecekler, ona bile karşı çıkarlar…
 -Bu hangi grup?
Söz ettiğim grup Ergenekoncu-ulusalcı gruptur.. Bunları ben Türk Baasçıları olarak nitelendiriyorum…
 -Ama vatansever olduklarını söylüyorlar…
Doğru, çelişkiye bakınız ki onların sığınabildiği tek yer, vatanseverlik… Bu ne biçim vatanseverlikse artık!.. Vatanı sadece bir toprak parçası olarak seven, ama vatanın üstünde yaşayan halkı bir bütün olarak sevmeyen bu vatanseverlik anlayışı, bu ülke topraklarına yabancı faşizmi özünde barındırıyor… Oligarşiyi içinde barındırıyor…
 -Özellikle bazı basın kuruluşlarının zaman zaman askeri göreve çağırması, darbe ister duruma düşmesini nasıl yorumluyorsunuz, yoksa darbe cici bir şey de biz mi bilmiyoruz…
Darbe cici bir şey olsaydı Pakistan kurtulurdu. Darbe cici bir şey olsaydı Türkiye’de hiçbir sorunumuz kalmazdı. Şu kısacık ömrümüze kaç darbe sığdırdılar! Ne oldu, ne değişti? Hala tehdit algılaması devam ediyor… Hala sorunlar çözülmeden karşımızda duruyor… Ama birileri belli ki darbe dönemlerinde veya sonrasında ciddi bir rant elde ediyorlar. Buna medya da dâhil, bazı siyasi gruplar da…
 Ergenekon’ la PKK ’nın İlişkisi Var
 -Ergenekon’ la PKK ’nın dirsek temasında olması nasıl mümkün olabilir, böyle bir şey var mı?
Öcalan’ın kendisi var diyor… Niçin olmasın? Buna dair bilgi ve belgeler sanırım önümüzdeki günlerde daha bir açığa çıkacak… Sadece PKK içinde değil Irak Türkmen Cephesi içinde de Ergenekon’un izi aranmalı bence… Veya başkaca grupların içinde de…
 -O zaman ortaya garip bir durum çıkmıyor mu? Şöyle ki PKK, 12 Eylül sonrasının getirdiği zulümlerle büyüyen çocukların büyüdüğünde dağa çıkması olarak lanse edilir, oysa Ergenekonculara bakıyoruz, çoğu asker eskisi. Yani suçlayanla suçlananlar yan yana…
Türkiye’de artık hiçbir şeye şaşırmamayı öğreneli çok oluyor. Hala şaşıranlar varsa onların da aklına şaşarım ben. İslamcı Ergenekoncular olur da Kürtçü Ergenekoncular olmaz mı? Ayrıntısına girmiyorum, ama bence Ergenekoncular dönem dönem her grubun içine kendi adamlarını yerleştirerek veya onları manipüle ederek kullanmıştır. Mersin’deki bayrak yürüyüşlerini düşünün… Başka olayları da…
 Ergenekoncu zihniyetin temsilcilerinden biri de Yalçın Küçük’tür. Şu an içerde olan Doğu Perinçek’tir. Her ikisinin de PKK ile olan içerden ilişkileri mercek altına alınmalıdır. 2004 yılında Ak Parti Hükümetine karşı PKK’yı yeniden silah kuşanmaya sevk eden iradenin Ergenekon’la bağlantısı araştırılmalıdır diyorum. Bunu geçenlerde bir yazımda da yazdım…
 Bu ülkenin Kürtleri, İslamcıları, Alevileri, ülkücüleri uyanık olsunlar diyorum. 12 Eylül öncesinde sadece ülkücüler kullanılmadı. Hala başkaları da kullanılıyor olabilir. İstanbul Çağlayan mitinginde Doğu Perinçek, Muzaffer Tekin gibi isimlerle hangi İslamcı unsurların yan yana gelebildiğine iyi dikkat etmek lazım…
 Özgürlüğün Sınırı
 -Hak kavramı size neyi ifade eder, ne kadar hak, bunun sınırını belirlemek kimin keyfine bırakılmalı veya bırakılmalı mı?
Benim hayat felsefem şu iki ilke üzerine kuruludur: 1. Kendim için ne istiyorsam başkaları için de onu istiyorum. 2. Bana yapılmasını istemediğim hiçbir şeyi başkasına yapmamak gerektiğine inanıyorum. Şimdi buradan hareketle sorunuza geleyim. Bahçeşehir Üniversitesi’nde İslam ve Demokrasi dersi verirken kaçınılmaz olarak özgürlük bahsini işliyorum. İşte o zaman öğrencilerimden bazıları soruyorlar: “Hocam özgürlük sınırsız mıdır?” Benim onlara verdiğim yanıt şu: “Kendiniz için bir özgürlük alanı çiziniz. Yani nereye kadar ve ne kadar özgür olmak istediğinize kendiniz karar veriniz. Kendiniz için istediğinizi başkası için de isteyiniz. O zaman bu sorun kendiliğinden çözülür.”
 -Ama bu hep böyle olmuyor?
Evet, bazen kendisi için sınırsız özgürlük isteyenler sıra başkalarının özgürlüğüne gelince “ama” deyip duruyorlar. Başörtüsü bunun trajik bir örneği. Kimi Cumhuriyetçi laikçi elitlerimiz başı açık vatandaşlarımızın üniversiteler ve kamusal alan dâhil her yerde olmaları gerektiğine inanıyorlar, ama sıra başörtülü vatandaşlarımıza gelince, orada dur diyorlar! “Siyasi simge” diyorlar vs… Burada özgürlük anlayışında da vatandaşlık anlayışında sorun var işte!.. İran’da mollaların başı açık vatandaşlara uyguladıkları ayrımcı siyasanın aynısını bu kez kendileri uyguluyorlar….
 Hak Dağıtma Mercii Olduğuna İnananlar Var
 -Demokratlık adına yapıyorlar değil mi?
Bir de utanmadan kalkıp demokrat ve özgürlükçü olduklarını söylemiyorlar mı, işte ona yanıyorum!... Kendilerini hak dağıtma mercii olarak gören bir anlayışla özgürlüğün de demokrasinin de sorunu var diyorum… Bunu görürsek sanırım hak ve özgürlük problemini de çözeriz…
 Adıyaman’ı Çok Özledim
  -Adıyaman’a gelelim, Adıyamanlısınız, Adıyaman’da yaşadınız ve üniversite tahsiliyle de il dışına çıktınız, Adıyaman’ı takip ediyor musunuz, Adıyaman sizin için ne ifade ediyor?
Adıyaman’ı düzenli takip edemiyorum. Adıyamanlı sivil toplum kuruluşları başkalarını bilmem ama benimle iletişim halinde değiller. Belki de hiç kimseyle değiller, bilmiyorum… Eğer öyleyse çok kötü… Adıyaman adına kötü… Eğer yalnızca benimle iletişim halinde değilse, bu da onların bir eksiği bence… Buna belediyelerimiz de dâhil…
 Pek çok ile gidiyorum, orada yapılan hizmetleri yerinde görüyorum, çünkü o ilin sivil toplum örgütleri ve belediyeleri ziyadesiyle duyarlı… Adıyaman’ı konuşabilecek kadar Adıyaman’ı tanımıyor olmamda benim eksikliğim de olabilir, ama birilerinin de iğneyi mi çuvaldızı mı kendilerine batırmalarında yarar var diyorum. İlçem olan Kahta hakkında bile yeterince bilgi sahibi değilim ne yazık ki!..
 Adıyaman’ın benim için ifade ettiği anlam çok büyük. Çünkü doğduğum büyüdüğüm bir yer. Orada hatıralarım saklı. Orada ailem ve akrabalarım yaşıyor. Orada canımdan çok sevdiğim annemin kabri var… Adıyaman öldüğümde gömülmeyi istediğim tek yer... Daha ne diyeyim bilmem ki!...
 -Ya yaşarken?
Öldükten sonra kadir kıymet bilmek çok anlamlı değil! Yaşarken birbirimizi kadrini kıymetini bilmeliyiz asıl. Bunun için geniş yürekli olmak gerekiyor. Yaşarken birbirimizi yok etmeye çalışıyoruz, ama öldükten sonra birbirimizi ululuyoruz! Bu anlayıştan toplum olarak yakamızı kurtarmamız gerektiğine inanıyorum…
 -Adıyaman’ı özlediniz mi?
Adıyaman’ı çok özledim, çok… İnşallah bayramda gelmek nasip olur diyorum…
 -Bazı sorulara kızdınız belki, bazı soruların yanıtı uzun oldu. Zamanınızı çok aldığımı biliyorum, çok teşekkür ederim.
Kızmak da insani bir duygu, hoşgörün! Bu kadar iftiralar karşısında izin verin de bir parça kızgınlığımı açığa vurayım. Ama dikkat ederseniz kızarken bile kimseye hakaret etmiyorum. Kimseye bel altı vuruşları yapmıyorum. Onları bile düşman görmeyen bir anlayışa sahip olduğumu söylüyorum.
 Bir parça kızgınlığıma umarım hemşerilerim hak verirler. Bilmeden birilerini kırdıysam, özür dilerim. Haklarını helal etsinler derim. Size de çok teşekkür ederim. Kendi içimi doyasıya dökmeme izin verdiğiniz için. Aracılığınıza tüm hemşerilerime selam ve saygılarımı iletiyorum…

 

Bu yazı toplam 206 defa okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları

    Gazete 1. Sayfaları
    » Piyasalar
$ USD
1.6770
€ Euro
2.0980
IMKB
21.966
Altın
41.63
    Linkler
Adıyaman Haber
Bir İnsanlık Dramı
Yaşam
Yatırıma Davet
Adıyaman Haber
MASAK Uyardı
Naif KARABATAK
gazete adıyaman
Bilal KARADAĞ
adiyaman-haber
Kahta Haber
kahta haber
Kahta Haber
kahta haber
Çelikhan Haber
çelikhan haber
adıyaman
ADİYAMAN-HABER
Adıyaman Haber
adiyaman-haber
İsmail Hakkı KOÇAK