Kurana hakaret ederken ölen Milli Eğitim Bakanı
Kur’an’a hakaret ederken
ölen Milli Eğitim Bakanı
1894 yılında İzmir'de doğar ve İstanbul Hukuk Okulunu bitirir. İzmir Kız Öğretmen Okulunda öğretmenlik yapar. Arkadaşı Hüseyin Vasıf Çınar ile “ Şark İdadi Mektebi 'ni kurar.
Yunanlılar İzmir'i işgal edince İstanbul'a kaçar. Birinci Büyük Millet Meclisi'ne Saruhan (Manisa), ikinci dönem de İzmir Mebusu olarak katılır. Sivas İstiklâl Mahkemesi üyeliği, Kastamonu ve Amasya İstiklâl Mahkemesi Başkanlıklarını yapar. ' Şeyh Sait İsyanı'nda da Diyarbakır İstiklâl Mahkemesi ' savcılığı yapar.
Mübadele, İmar ve İskân Bakanlığı ve Adalet (Adliye) Bakanlıkları (Vekili)'nın yanı sıra 20 Aralık 1925 - 01 Ocak 1929 tarihleri arasında sekizinci Milli Eğitim Bakanıdır.
Kompleks seviyesinde batı hayranı olduğu söylenir. Batılılaşma politikalarının oluşturulmasında önemli bir rol üstlenir.
Şer'î Mahkemeler onun Adliye Vekilliği döneminde kaldırılır. Mektep ve Medreseler onun girişimleri ile kapatılır. Tevhîd-i Tedrisât Kanunu'nu hazırlatır.
Bakanlığından önce Türk eğitim sistemini incelemiş olan John Dewey'nin, ' Köy Öğretmen Okulları kurulması ' yönündeki tavsiyesi üzerine ' Köy Muallim Mektepleri 'ni kurar.
1926 yılında, Fransa, Almanya, Rusya, İtalya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi ülkelerde uygulanan ilköğretim programlarını inceleterek bir ilkokul programı hazırlatıp uygular.
1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan ve 3 Kasım 1928 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Harf inkılâbı onun fikri ve çalışmasıdır.
Latin alfabesine geçilme kararından sonra öğretmenlere gönderdiği mektubuna; ' Bilhassa bu sene yeni Türk Harflerini tamim gibi şerefli bir vazifen daha vardır ' diye başlar.
Ona göre, ' Türklük, bu şekilde içinde bulunduğu medenî milletler arasında yüksek bir yer elde edecekti 'r.
Bundan sonrasını Dursun Gürlek hocanın ' Karınca Huzura Varınca ' adlı eserinin 88. sayfasından okuyalım. “ Hüseyin Cahit Yalçın İtalyan asıllı garazkâr bir papazın yazdığı İslam Tarihi'ni Türkçeye çevirerek gençliğin imanını zedelemeye vesile oldu.
Laona Kantiona adındaki koyu Katolik papazı 'Şark Etütleri', 'İslam Tarihi' adlı eserler kaleme aldı. Bu kitaplar vasıtasıyla Yüce Peygamberimize ve muazzez sahabelerine iftiralar etti, çirkin sözler sarf etti. Hıristiyanlığın yayılmasına en büyük engel olarak gördüğü İslam'ı temelinden sarsmak, saf zihinleri bulandırmak maksadıyla bu iftira nameyi karaladı. Hüseyin Cahit Yalçın, mal bulmuş mağribi gibi bu varakpareyi Türkçe'ye tercüme etti.
1924 yılından itibaren yayımlamaya başladı. Kitabın başında “Maarif Vekâleti Te'lif Tercüme Heyeti'nce kabul edilmiştir” diye bir ibare bulunuyordu. Konuyu, o sırada yayımlanmakta olan Sırat-ı Müstakîm Mecmuası, gündeme getirmesine rağmen Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ses seda çıkmadı. Hatta devrin Milli Eğitim Bakanı şu talihsiz sözleri söyledi: 'Onların Kur'anlarını minarelerine kapatıp üstüne kilit vuracağım.'”
İşte bu talihsiz ve icrası imkânsız sözlerin sahibi yukarıda icraatlarından söz ettiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Uğural'dır. Bazı notlar Mustafa Necati'nin bu sözleri; 1 Ocak 1929 Salı günü öğle vaktinde yine ona ait bir proje olan 'Millet Mektepleri'nin açılışını yaptığı sırada sarf ettiğini belirtir. Bu sözleri söyler söylemez oracıkta kriz geçirir ve ameliyat edilse de kurtarılamaz. Akşam saatlerinde ise ölür.
Bu haddi aşan sözlerin sahibi daha 35 yaşında görevinin başında iken tanımadığı yaratıcısının huzuruna gider. Artık gerisi onunla tanımaya yanaşmadığı Rab'bi arasındadır. Yorumcular bu durumu; Allah c.c. kıyamete kadar, korumasını kendi üzerine aldığı Kur'an-ı Kerim'inin bir mucizesi olduğu belirtip; ona sözünü ettiği fiilini yapmasına fırsat tanımamıştır' diye izah ederler.
Vikipedia'daki özgeçmişinde 'TBMM kürsüsünde konuşma yaparken vurularak öldürüldü'ğü yazılsa da bu bilgi asla doğru değildir. Atatürk.net sitesinde ise Mustafa Necati ile Mustafa Efendi'nin bilgileri karıştırılır. Mustafa Necati'nin tanıtım yazısında girişte ölüm tarihi olarak 1929 verilmesine karşın, Mustafa Necati'nin sürgüne gönderildiği, 1950'ye kadar milletvekili olarak kaldığı ve 1955'de öldüğü gibi doğru olmayan bilgilere bile yer verilir.
Bugünün Milli Eğitimi'nin ders kitaplarında bile İslam'ın gericilik ile suçlanması, darbeler övülerek medet umulması ve Peygamber efendilerimize hakaret edilen ders kitapları hazırlanmasına şaşırmamak gerek. Çünkü Talim ve Terbiye'nin de kurucusu olan ateist Mustafa Necati Uğural girdiği her yere kendi mayasında maya katmış olmalı.
Dr. Rıza Nur'un ilk Milli Eğitim Bakanı olarak atandığı 04.05.1920 tarihinde bu yana geçen 88 yılda, 72 Milli Eğitim Bakanı gelmiş ve yüzlerce eğitim politikası denenmiştir. Hatırlayınız 'Kur'an Kurslarını köküne kibrit suyu dökeceğiz' diye yola çıkan 28 Şubat kuklalarının sonu ne olmuştu? İntihar girişiminde bulunan dönemin Milli Eğitim Bakanı ve siyasi mevtalar... Neden bilimsel çalışmalarda sondan birinci olduğumuz sizce de aşikâr değil mi?