-Sana kaç kere dedim böyle haber getirme diye, laf anlamaz mısın sen kardeşim. Bak kapı dışarı ederim, sonra şikâyet etme.
-Ama bu haber gerçek.
-Gerçekse gerçek, ben yalan dedim mi ama bizim o kurumla ticari ilişkimiz var, sen ekmeğimle mi oynayacaksın, bir daha görmeyeyim.
-Ama o müdür aynen böyle dedi, “savulun Karaoğlan geliyor, benden başka etkili ve yetkili yok. Yasa tanımam, kanun tanımam, hiç kimseyi takmam” dedi.
-Desin canım, bizde yeri geldiğinde küfrediyoruz kimse bir şey diyor mu?
-Ama siz küfrederken bunu basın önünde yapmıyorsunuz sevgili patronum.
-Olsun ne fark eder?
-Ama bak gazetemizde tarafsız olduğumuz yazıyor.
-İyi ya, bak şurada da sigara içilmez yazıyor ama püfür püfür içiyorsun ne haber?
-Valla aklım karıştı. Şimdi sigarayla meydan okumanın ne alakası var?
-Para alakası var a akıllım para alakası.
***
-Patron, sıkıntı bir haber var sana sorayım dedim.
-Neymiş?
-Falanca kişi filanca kurum hakkında suç duyurusunda bulunmuş.
-Bulunsun ne yapayım?
-Ama iddialar yenilir yutulur değil.
-O zaman ne ye, ne de yut. Hem bak sen dedin “iddia” diye.
-Olsun, biz de haberi yazarken zaten “iddia edildiğine göre” dedik.
-Yok güzel muhabirim, toy muhabirim, a benim çaylağım. İddia edene değil, iddia edilen kuruma bakacaksın, hani iş ilişkimiz var mı, hani dostluk var mı, hani gazeteye ne kadar ihale veriyor, hangi işimiz o kurum tarafından sağlanıyor, hangi fabrikayı onun sayesinde açtık gibi…
-Ama ben bütün bunları nereden bileyim sevgili patronum.
-Bilmen gerekmiyor. Gazetede bir kural vardır. O da para gelen yerden yağlama haber esirgenmez diye…
-Valla güzel bir atasözü.
-Eee biz bu saçları değirmende ağartmadık. Kaç iktidar gördü bu saçlar. Bize para varsa haberi girdi, para bizden esirgenirse bizde saldırırız.
-Sevgili patronum, sahi nasıl saldırırsınız, diyelim hiçbir hatası yok.
-Hata mı yok a çaylağım. Laiklik gibi, Atatürkçülük gibi sürekli kalkanımız var. Hele bir ihale vermesin, hele bir defterlerimizi inceletsin, hele bir borçlarımızı sıkıştırsın, hele bir de sıfıra yakın kredi vermesin sen o zaman gör.
-O zaman bu başörtüsü savaşında hükümet haklı.
-Aslında haklı ama bizim yanımızda değil. Görmedin mi kesilen hortumları?
-Yok sevgili patronum. Ben hortumdan bir bizim evdeki bahçe suladığım hortumu, bir de Cenk Gülen üstadın “Emmi Hortumu Taksana” kitabını bilir, başka bir şeyden anlamam.
-Zaten senin neslin tükenmiş.
-Ama kızlar okula gidemiyor, haksızlık değil mi?
-Bana ne ya kimsenin hakkından. Ben, bana verilecek ihalelere bakarım.
***
-Zırrrr!
-Efendim..
-Sevgili patronum falanca partinin genel başkanı arıyor.
-Bağla kızım bağla.
-Alooovv.
-Buyurun sayın genel başkan.
-Ya şu haber öyle mi yazılır. İnsan bir de bizden görüş alır değil mi ama tek taraflı haber yapılmaz ki, nerede sizin tarafsızlığınız?
-Dur bakayım neredeydi, hah buldum logomuzun hemen yanında.
-Ben ciddiyim şaka yapmıyorum, gazeteniz çok taraflı, objektif haber verilmiyor.
-Bak ben gazetemin objektifliğine, tarafsızlığına ve demokratlığına asla laf ettirmem.
-Ama öyle.
-Yok her şey deyin ama taraflı demeyin, objektif değil demeyin, demokrat değil demeyin. Bunlar bizim var oluş sebeplerimiz.
-O zaman açıklama göndereyim.
-Kusura bakma sizin partinin haberi bizde girmez.
-Neden, hani objektiftiniz, hani tarafsızdınız, hani demokrattınız.
-O kişiye göre, kuruma göre ve de partiye göre değişir icabında.
-Hay sizin.. kütttt!
***
-Sevgili patronum çıkabilir miyim?
-Tabii çaylak muhabirim bir daha “yok” diyeceğim haberi bana getirme.
-Anladım patronum anladım. Ne kadar tarafsız olduğumuzu, ne kadar objektif davranmamız gerektiğini ve ne kadar demokrat olunacağını telefon konuşmanızdan sonra çok daha iyi anladım.
-Hah şöyle. İnsan her şey olur ama ne kadar olacağının kararı kendisindedir. Önemli olan kaymak gelsin, gerisi zaten palavra…



