İletişim çağı mı, iletişimsizlik çağı mı demek lazım acaba? Radyosu, televizyonu, bilgisayarı, cep telefonu, interneti… Teknolojik gelişmeler hayatımıza girdiği süreçte, insani yanlarımızdan bir şeyler de eksildi yavaş yavaş.
Mesela, dostluklarımız, arkadaşlıklarımız telefon hatlarında kaybolan Alo dostluklarına dönüştü. Televizyon evimizdeki sohbet ortamını felç etti. İnsanlar, deli divane gibi hayatın gerçeğinden fersah fersah uzak dizileri, programları izliyorlar geceleri.
Konuşmadan, bir tek kelam etmeden saatlerce ekrana kilitlenip, günlük yaşamlarıyla ilgili iki lafın belini bile kırmadan öylece oturuyorlar.
Dikkatinizi çekiyor mu, ekranlarda en çok GSM şirketlerinin telefonlarının reklamları çıkıyor… Sloganları da şu: Konuşun… Konuşun… Saatlerce konuşun… Sınırsız konuşun… Limitsiz konuşun… İletişim dediğimiz şey bu mu sizce?
Duygusuz, ruhsuz bir telefon sohbeti! Bir GSM şirketinin reklâmında delikanlının birisi, kız arkadaşına futboldaki ofsaytı anlatmaya çalışıyor. Anlatıyor, anlatıyor… Kız anlamıyor. “ Anlattıklarımı unut, yeniden başlıyorum ” diye yeniden söze giriyor. Verilmek istenen mesaj açık: Bizim hattımızla saatlerce konuşun…
Yahu, bu adamın başka işi gücü yok mu? Telefon kulağına yapışıncaya kadar bir insan karşısındaki biriyle ne konuşur Allah aşkına?
Kapitalizmin insanlara sunduğu dünya böyle bir şey… Tüketin, çılgınca tüketin… Siz tükettikçe biz para kazanalım. Hani, Köroğlu’nun meşhur bir sözü vardı: “ Delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu ”…
İletişim çağı ve vahşi kapitalizmin hırslarıyla birlikte insana ait değerler de bozuldu birer birer. Kültür kodlarımıza ait neler varsa, törpülendi, örselendi. Ahlaki değerlerimize yapılan saldırılarla ortaya çıkan dejenerasyon, toplumun temelini dinamitledi. Karmakarışık hayat yapıları sıradanlaştırıldı, kötülük içselleştirildi…
Televizyonun, her akşam evimizin içinde zihinlerimize yönelik yaptığı tahribatı kelimelerle anlatmak mümkün değil.
Bu bir proje aslında… 1980 sonrasında, sinirleri alınmış, tüm değerleri örselenmiş, düşünmeyen, konuşmayan, üretmeyen, sorgulamayan, hayatı anlamlandırmaktan uzak, hiçbir ahlak değeri olmayan, geleneklerine, göreneklerine, ananelerine ait değerleri sulandırılmış bir toplum yapısı kurgulamak.
Avrupai yaşam tarzı dediğimiz şey, damarlarımıza yavaş yavaş enjekte edildi.
Uyuşturulmuş bir toplum yapısı ortaya konuldu. Tepkisiz, isyan kültürü olmayan, neye nasıl tepki vereceğini bilmeyen…
Ve, menfaat odaklı bir yayın anlayışıyla hareket eden medya zihniyetinin ortaya çıkardığı simsiyah bir atmosfer. Kirli, puslu, rantiyer mantıklı…
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
Bilal KARADAĞ



